Rauf Ersenal, “Benden bu kadar” dedi ve eve gitti.
Atandığında çok sevindim.
“Aha bu işin adamı” dedim.
Bu Vakıflar İdaresi, sonsuz kaynaklara sahip bir yer.
Yıllarca sömürüldü.
Yağmalandı.
Derviş Eroğlu’nun çiftlik yaptığı kurumlardan bir tanesi.
Atamalar da yıllarca buna göre yapıldı.
Vakıflar amacından saptı.
Bankası bir alem, kendi bir alem oldu.
İbrahim Benter atanınca sevindim, Rauf Ersenal atanınca, “kadro tamam” dedim.
Ersenal atandığında ne beklerdi?
Kurumun hali ortada.
Geçmişte talan edilmiş, yeniden yapılandırılması gereken bir yer.
Mücadele etmedi.
Direnmedi.
Üstüne gitmedi…
Hiçbir dosyayla ilgilenmedi.
“Ben eve gidiyorum” dedi ve gitti.
“Neden istifa ettin?” diye sorunca biz, “Cevabı Başbakan’da ona sorun” diyerek, topu taca attı…
Yok sormam ben Başbakan’a bir şey.
O siyasetçidir.
Bu kurumu batıran da siyaset…
Hesap sormayan da siyaset…
İlk kez, “Bu yönetim tamamdır” dedik, onda da Rauf Ersenal, eve gitti.
Direnmeden…
Sorunları bile bile…
Yanlışları bile bile…
Talanı bile bile…
Talan heveslilerine cesaret verecek bir şekilde, evinin yolunu tuttu.
Buna hakkı yok
Rauf abi…
Benim Rauf abim…
Yıllar önce, “nasıl bir adam olduğunu” bu toplum iyi öğrendi.
Merkezi İhale Komisyonu Başkanı olarak atandığı zaman…
Bu ülke, “bu komisyon üzerinden nasıl ülkenin sömürüldüğünü” öğrendi.
O taş koydu…
Komisyona kişilik kazandırdı.
Aynı şeyi Vakıflar İdaresi’nde de yaptı.
Bulunduğu kurumun “sadece ve sadece görevini” yapmasını sağlamak, her bürokrata nasip değil.
Ama 1 yılda pes etmek ne demek?
Üstelik de bir açıklama yapmadan?
Ne münasebet, “Başbakan bilir”
İstifa ederken, şu duygusal mesajı verdi Rauf Ersenal:
“Korktum, gecenin ayazında sıcacık bir evi olmayan insanları gördükçe,
Korktum, elektriği kesilen yaşlı ve bakıma muhtaç insanların var olduğunu öğrendikçe,
Korktum, anne babasını kaybeden başarılı gençlerimizin sırf okul harcını ödeyemedikleri için okuldan atılacaklarını öğrenince,
Korktum, tek gözlü bir barakada yaşamaya mahkum olan yardıma muhtaç yaşlı insanların ısınacak bir sobalarının olmamasına,
Çok korktum, karnını doyuracak bir dilim ekmekten yoksun insanların olduğuna şahit olunca,
Korktum, daha dün lise son sınıfta okuyan annesini, babasını yıllar önce kaybetmiş pırıl pırıl bir gencimizin okula gidecek otobüs parasını bulamamasından,
Korktum, yıkılmaya ramak kalan evin duvarına sığınan küçücük çocukların nasıl titrediğini görmekten,
Çok korktum, bu insanların hallerini görünce ve diğer tarafta 800 dönüm vakıf arazisini yıllar boyu tek kuruş ödemeden tepe tepe pervasıca kullanan para babalarının vicdansızlığına şahit olunca ve acı çektim teslimiyetçi sözleşmeyi yapan yöneticilerin ortaya koyduğu hukuki engeli aşamayınca.
Korktum, yıllar boyu yoldaş bildiğim insanların sırf koltuk uğruna arkamdan entrika çevirdiklerini görmekle…”
Biz de sorduk kendisine:
“Neden? Ne yaşadın?”
Cevap: Başbakan bilir…
Ne münasebet?
Konuşması gerekenler susarsa, nasıl düzelecek bu kurumlar?
Hocam bu satırlar sana
Ve Rauf hocama sesleniyorum:
“Hakkın yok…
Sırlarla evine gidemezsin.
Biz, sana güvendik.
Bu devletin bir kurumunu adam edeceğine inandık.
Sen pes ettin.
Gittin.
Buna hakkın yok.
Kimse sana bu hakkı vermez.
Sen kendini kurtarınca, kurum kurtulmaz.
Konuş.
Anlat…
Yaz…
Ne yaşadın?
Kim, kimi kayırdı?
Kim beleşe bu toplumun malının üstüne kondu?
Ya konuş, ya da benim gözümde suç ortağı olarak kalacan.
Öyle ya…
Bilip da susmak da suça ortak olmak değil mi hocam?”
































