Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Eroğlu beni ikna edemedi, ya kamuoyu ikna oldu mu?

Sayın Eroğlu vergi tartışmalarıyla ilgili duyarlılık gösterip bir yanıt gönderdi.
Dün köşemde yer verdim…
Belli ki Sayın Eroğlu konuyu daha ziyade tartışılan yasa ile ilgili süreci ve kendisinin bu süreçteki rolü üzerinden değerlendiriyor.
Buna saygı duymak gerekir.
“Ben yasayı iade ederken görevimi yaptım. Komite görüşmedi, Meclis görevini yapmadı, tekrar önüme gelseydi imzalayacaktım” demeye getiriyor.
Yine de anlayamadığım bazı noktalar var.
• Örneğin Sayın Cumhurbaşkanı yasayı iade etme kararını nasıl aldı? Cumhurbaşkanlığı’ndaki hukukçular mı yönlendirdi?
• Yoksa bazı şahıs veya şahısların kendisine bir müracaatı mı oldu?
• Eğer olduysa kimdir bu şahıslar?
• Kendisine başvururken öne sürdükleri görüşler nelerdi?
• Bu görüşler Sayın Eroğlu’nun yanıtında ifade ettiği mütalaalarla örtüşüyor muydu?
Zira, Maliye Bakanı Zeren Mungan sessiz kalıyor, komite başkanı Birikim Özgür “İsim konuşmayacağım” diyor ama bazı iş çevrelerinin yüksek vergi borçlarının ortaya çıkmasının ardından siyasilerin kapısını aşındırdığını biliyoruz.

Keşke kamuoyuna açıklansa
Kamuoyunun bunları da bilmesinde yarar vardır.
Hukuk, bazen belli bir amaca ulaşmak için araç olarak görülüyor ülkemizde.
Örneğin Sayın Cumhurbaşkanı, Anayasa’nın “Vergi Ödevi” maddesine istinaden, “Herkes kamu giderlerini karşılamak üzere mali gücüne göre vergi ödemekle yükümlüdür” diyebilirdi. Ama demedi, belki de diyemedi…
Sürekli vurgu yaptığı gibi…
“Halkın seçtiği bir Cumhurbaşkanı”, halkı temsil ettiğini tekrar tekrar hatırlatma ihtiyacı hisseden bir Cumhurbaşkanı, Anayasa’nın eşitlik ilkesini öne sürerek devletin “yakaladığı” vergi kaçaklarının “affı” anlamına gelebilecek bir açıklamayı nasıl yapabilir?
O zaman, benim ya da başkalarının, “Hukuk dışında açıklanmasından korkulan ya da gizlenen başka bir şey var mı?” sorusunu sormasına, içerleme, “beni karalıyorsunuz” deme hakkı var mı?

Halk mı, vergi kaçıranlar mı?
Sayın Cumhurbaşkanı, maddelerle açıklama yaptı. Tatmin olmadım…
İkna da olmadım.
Hoş, Sayın Cumhurbaşkanı beni değil, kamu vicdanını ikna etmek durumundadır.
Benim anladığım o ki Sayın Cumhurbaşkanı’nın iade kararında halkın çıkarları değil birkaç kişinin çıkarları daha etkili oldu.
Komite başkanı Birikim Özgür de bazı iş çevrelerinin bu yönde girişimleri olduğunu, kendisiyle de görüştüklerini açıklamıştı.

Neden toplanamadı komite?
Ama bir başka anlayamadığım nokta daha var.
Komite ve hükümet görevini yapmış, yasayı Cumhurbaşkanı’nın onayına sunmuş. Cumhurbaşkanı iade etmiş ve sonrasında hükümet ve komite yasal süre içerisinde adım atamamış.
Komite ve hükümet ihmalkar mı?
Görevlerini yasal süre içerisinde tamamlayamayacak denli tembel mi?
Yoksa siyasi irade üzerinde Sayın Cumhurbaşkanı’nın iade kararının bir etkisi mi oldu? Aslında bu sorunun yanıtını da Birikim Özgür’ün bana gönderdiği yazıda bulmak mümkün.
İddia o ki komitenin DP’li milletvekilleri, “inceleyeceğiz ve üzerinde çalışacağız” diyerek yasanın komite gündemine girmesini reddettiler.
Kimdir komite üyesi DP’li milletvekilleri? Hasan Taçoy ve Hakan Dinçyürek…
Her ikisi de Sayın Eroğlu’na çok yakın isimler olarak biliniyor.
• Sayın Eroğlu bu iki isimle bu yasayla ilgili hiç görüştü mü?
• Aralarında nasıl bir diyalog geçti?
• Sayın Eroğlu bu iki isme herhangi bir telkinde bulundu mu?
• Veya bu iki isim Sayın Eroğlu’na iade kararı öncesinde herhangi bir şey söyledi mi?
Sayın Eroğlu’nun cevabında bu soruların yanıtı yok.
Hoş, diğer soruların da yanıtı yok… 2.5 milyon sterlinin bir gecede nasıl bir banka hesabına aktarıldığı gibi… “Emekliliğim” demişti değil mi?
İkna olduğu için de kimse sorgulamıyor.
O zaman ben de sorgulamayacağım, geçelim ve “2.5 milyon sterlinin” emekliliği olduğunu kabul edelim…

İkisi nasıl eşit olur?
Yasanın reddi noktasında, “Anayasa’nın eşitlik” ilkesine vurgu yapılıyor.
Bu da nasıl bir kalkansa?
İşine gelen, “Anayasa’nın eşitlik ilkesine sarılarak” zevahiri kurtarma derdinde…
Mesela, bu ülkedeki kumarhanelerde sigara içebiliyorsunuz, ama restoranında sigara içemiyorsunuz… E ikisi de kapalı alan?
Burada iki farklı yasa var, hani eşitlik?
Geçelim… Kimin işine nasıl geliyorsa…
Komite üyesi DP’li milletvekillerinin açıklamalarından anlaşılan o ki amaçlanan devletin hiç tespit edemediği varlıklara ilişkin öngörülen teşvikle devletin tespit ettiği vergi borçlarıyla ilgili teşviki eşitlemektir.
Bu garip bir beklenti değil mi?
Birinde devlet, kendisini çalanı tespit ediyor…
Diğerinde haberi olmayan bir meblağın, yasalaşmasını istiyor…
İkisi nasıl aynı şey olur?
Kamuoyu bu garip beklentiyi ve ısrarcı tavrı sorgulamaya devam edecek.

Dinçyürek sustu, neden?
Kendisi inkar etse de özellikle Hakan Dinçyürek’in bireysel olarak bu konuya özel ilgisi olduğu konuşuluyor.
Ancak bence hükümet yani siyasi irade buraya takılıp kalmamalı…
Günün sonunda Maliye Bakanlığı CTP’ye bağlıdır ve yasayı hazırlayan da bu bakanlıktır. Başbakan ve Başbakan Yardımcısı’nın inisiyatif üstlenip bu yasayla ilgili oluşan beklentiler nedeniyle kamu gelirlerinin ciddi şekilde azalmasına yol açan bu durumu düzeltmeleri gerekir.
Aslolan vekilin, vekil yakının ya da bir zümrenin çıkarı ise, başka…
Ama aslolan halktır…

Yorgancıoğlu ve Serdar Denktaş iki kere düşünmeli

Yasanın adından da anlaşılacağı üzere şirketlerin bilançolarının güncellemesi için ve kamunun tahsilâtlarını hızlandırması için öngörülen teşvik uygulamalarını hükümet bir an evvel bir yolunu bulup hayata geçirmelidir.
Yasanın geçmediği her ay, dar gelirli esnafın borcunu katlamaktadır…
Yüksek mali gücü aynı zamanda yüksek vergi borcu olanlar kayırılacak diye, esnafa bu zulüm, devlet adamlığı ciddiyeti ile bağdaşmamaktadır.
Yurttaşın beklentisi bu yöndedir…
“İcraatın” başında olanlar bir yol ayrımındadır…
Ya çıkar gruplarına boyun eğecekler, ya halktan yana bir adım atacaklar…