Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

TÜRKİYE AB İLİŞKİLERİ–KAZANIMLAR–VE ANASTASIADIS’İN HEZEYANLARI.

Dışımızdaki olaylarla içimizdekileri harmanlarken ne kadar “doğru” yorumladığımızı bilmiyorum. Çünkü son zamanlarda dillere pelesenk “dünya hukukunun içinde değiliz” söyleminin de ispatını çaktığınca siyasi ve sosyoekonomik gelişmelerin aktörlerinden değiliz.. Dolayısıyla “bizi de ilgilendirir” dediğimiz dışımızdaki her olayı üçüncü tekil ülke olarak   izleme kaderinden hâlâ kurtulamadık.

Türkiye’nin Avrupa Birliğindeki son başarısını da yukarıdaki vurgulamamın düz mantığında değerlendiriyorum.. Ve diyorum ki “Türkiye AB’de eğer kazanmışsa Rum ve Yunan ikilisi kaybetti!” Şimdi geçtiğimiz akşam Brüksel’de yer alan  önemli toplantıya  bir göz atalım.
TÜRKİYE’NİN AB İLE VARDIĞI UZLAŞMA: Bir kere kendi önerisi olan “mülteci geçişlerinde “bire bir formülü” kabul edildi.   Yunan adalarına ve  Makedonya sınırına yığılan Suriyeli mülteciler geri Türkiye’ye alınacak ve sonra “bir mülteci AB’ye gönderilirken bir mülteci de Türkiye’de kalacak…” 
İki: TC vatandaşları Haziran ayı itibarı ile Schengen uygulamasıyla vizesiz AB’ye giriş çıkış yapabilecek.  (Ancak bunun için  Türkiye’nin 72 kriterin tamamını yerine getirmesi isteniyor ki galiba mümkün olmayacak!) 
Üç: Türkiye’nin AB’ye üyelik için Rum Yönetimin dondurduğu 5 başlığın açılması için çalışılacak. (Anastasiadis, Türkiye’nin Rum gemi ve uçaklarına limanlarını açmaması halinde beş başlık konusunda  vetosunu devam ettireceğini söylüyor!)
Dört: AB Suriyeli mülteciler için vereceği 3 milyar euroya ilaveten 2018 kadar 3 milyar euro daha verecek.
Beş: TC ile Suriye arasında   güvenlikli bölge oluşturulması için yeniden harekete geçilecek…
TÜRKİYE’NİN KAZANIMLARI VE KAYIPLARI: Eğer önümüzdeki aylarda başta Rum yönetimi olmak üzere İtalya Fransa gibi bazı AB üyesi ülkeler uygulamaya muzırlık yaparak köstek olmazlarsa, Türkiye zaten iki buçuk milyon Suriyeli ile yaşamak zorunda kalmışlığı ile bu milyonların yanına binlerce yeni mülteciyi de katarak yoluna devam etmek zorundadır!  Bu nüfus patlaması ile sosyal hayatı etkileyecek  olayın getirisi ile götürüsünü zaman gösterecek.
Buna karşılık Türkiye 3 milyar euronun kapısını araladı gibi, bu parayı alacak.
Ancak “vize muafiyeti” ile “AB üyeliği için açılması gereken başlıklar konusunda anlaşmazlıklar devam ediyor…
Türkiye’nin bu son Brüksel toplantısındaki asıl “kazanımı” artık AB bünyesinde bir AB’li gibi söz hakkı kazanması hatta bölgedeki gelişmelerle ilgili kararlara etki edecek siyasi konuma geçmesidir.
OLAYIN KKTC’Yİ İLGİLENDİREN YANI. Tabi çok açık seçik görülüyor: Anastasiadis  veto silahını kullanarak Türkiye’nin önüne  androş koymaya  çalışırken “politika yaptığını” zannediyor ama bunun müzakereleri de etkileyeceğini görmek istemiyor! Hatta büyük olasılıkla Akıncı’nın “çözümün yolu Brüksel’den değil Lefkoşa’dan geçecek” açıklamasını da  işittiğini pek sanmıyoruz!
Oysa Anastasiadis Türkiye’nin AB’deki pozisyonu ile Kıbrıs’ı ilişkilendirir ve Türkiye’yi Kıbrıs siyasi sorunu üzerinden köşeye sıkıştırıp istediğini elde etmek için şirretleşirken,  basit bir kasaba politikacısı durumuna düşüyor…
FAKAT ŞUNU DA HATIRLATIYOR: Anastasiadis başından beridir hem Türkiye’ye hem de KKTC’ye yönelik baskıcı ve husumet dolu politikalar üretiyor sonra da  sanki barışı ve güven yaratıcı önlemleri darmaduman eden kendisi ve Rum Ulusal Konseyi  değilmiş gibi yağ gibi üste çıkıyor!
Mesela: Anastasiadis bugüne kadar neden  gazın borularla TC üzerinden geçmesi karşılığında Türkiye’nin Rum gemilerine limanlarını açmasını teklif etmedi? Tam aksine Mısır’la İsrail’le anlaşarak daha uzak ve pahalı sevkiyatı yeğledi? 
Mesela: Müzakereler sürecinde  Türk ve Rumlar arasında onca güven yaratıcı ilişkiler oluşurken  neden hâlâ AB’de 2 Türk sandalyesi bloke edilmiş durumdadır?
Mesela: Neden  ayni zamanda çözüme de katkı koyacağı aşikâr olan  ambargoların kaldırılması karşılığında Türkiye’nin de Rum Yönetimini tanımasını hiç gündeme getirmedi?
Mesela: Neden Maraş’ın iadesini isterken karşılığında  Kıbrıs Türk halkına uygunluğunca bir jestte bulunmayı hiç düşünmedi? Vesaire…
Örnekleri çoğaltmak mümkündür.  Fakat tümünde de görülecek ve ispatı çakılacaktır ki Anastasiadis “vermeden almak” politikasını sürdürüyor. Güney’in zaten kralı gibi davranırken, Kuzey’deki Türk halkını da krallığının  sınırları içine tabası olarak katmak istiyor. Bunun için de şu  stratejiyi oluşturuyor:  “Kesinlikle Kuzey’i Türkiyesizleştirirken  ayni zamanda Türkiye’yi Doğu Akdeniz’deki çıkarlarını  istediğince sürdürmek için AB’den uzak tutmak… Ne var ki küçük ülke, başındaki kral da olsa küçüktür!