Müzakereler süreciyle ilgili kırık dökük, doğru yanlış açıklamalardan anlıyoruz ki neredeyse bir yılı bulan iki liderin masa başı toplantıları ile pazarlıkları sonucunda, sadece “Yönetim ve Güç Paylaşımı” üzerinde bir uzlaşmaya varıldı! Onun da pürüzlü tarafları olmalı ki yeniden üzerinden geçtiklerine dair haberler var!
Daha önce bu konuda Annan planını referans alarak, en kabadayısından masada tartışılan Yönetim ve Güç Paylaşımının daha farklı versiyonları olamayacağı savından hareketle, “yenisi de her halde benzeri olacaktır” demiştik.
Ki Annan planında “Türk Rum Temsilciler Meclisinden, Senatodan, İki Kurucu Devletten, Dönüşümlü Cumhurbaşkanlığından, Federal Polisten, Kurucu Devletlerin kendi içlerindeki yetkilerinden” falan söz ettiydik…
FARKLILIKLAR: Elan devam etmekte olan müzakerelerde “Devlet ve Yönetim” başlığı altına hangi “yeni maddelerin” sokulduğunu tam tamına bilmiyoruz. Ancak:
Rum tarafının siyasi eşitliği kabul etmediğini bunun yerine AB müktesabatını koymaya çalıştığını biliyoruz!
Yine biliyoruz ki Rum tarafı dönüşümlü Başkanlığı kabul etmiyor. Tek başkan o da Güney’den olacak deniyor.
Bir diğer olay da Türk tarafından destek bulduğuna inandığımız “çapraz oylamadır!” Hatta Federal Devlet Cumhurbaşkanını Türk ve Rum Kurucu Devletler seçmenlerinin müştereken seçecekleri konusunda görüş birliği vardır deniyor…
Annan planından farklı olarak bu kez “kurucu devletlere” kendi içlerinde kendilerini yönetme konusunda daha geniş yetkiler tanınacağı söyleniyor ama Rum tarafı “Dört Özgürlük” ısrarı ile otomatik olarak Kuzey’i delmek efkârında bu “bölgesel özerkliği” şimdiden kadük hale getiriyor!
EKLEYELİM: “Köşemi” takip edenler bileceklerdir. Müzakereler sürecine denk gelen bölgemizdeki savaşlar Türkiye’yi çok olumsuz etkilemektedir. Adeta “dış politikası” yerle yeksan olmuş, Rusya askeri gücü karşısında sınırları içine kapanmış, göz göre “kardeşlerimiz” dediği gitti gider Türkmenlere bile merhem olamamanın kahrını çeken bir çaresizliğe düşmüştür!
Bu kadar açık seçik bir “Türkiye zafiyeti” karşısında Rum tarafının, Türkiye’nin açıktan muhalifleri yahut düşmanları olan Rusya ve İsrail ile “işbirliği anlaşmaları” yapması tabi ki “siyasi gelişmeleri” de olumsuz etkilemektedir! Çünkü Rum tarafı Türkiye’nin önüne çıkan bu siyasi avantajını “müzakerelerde” kendi lehine koz olarak kullanacak, Kuzey’den daha çok ödün isteyecektir, zaten istemektedir!
Kısaca diyoruz. Müzakereler bizim lehimize sürmüyor. Çok kuşku duyduğumuzu söylemek zorundayız! ********** YASALAR ÇALIŞMIYOR: (HER ŞEYİ KENDİMİZE UYDURUYORUZ!) Koalisyon Hükümetimizden artık “çok ve büyük işler” beklemiyoruz! Hele mucize, hiç! En basitinden “işte ispatı” diyeyim. Ne dediydi bir süre önce Tarım Bakanı? “Eğer tarım reformu gerçekleşmezse sektöre beklenen para akışı olamayacak!” Sadece denizin bittiği yerde değil, karaya vurup parçalandığımız yerdeyiz.
Buna karşılık hükümet “para yok” dedikçe millet de “daha çok para” diye yırtınmakta. Gümrük çalışanları ek mesai alamadıkları için greve gidiyorlar. Bu nedenle limanlar mesai saatinden sonra sorma gir hanına dönüyor ki Ticaret Odasının da yakındığınca polis kaçakçılığı önlemek için mesela Ercan’da duty Free shopları zorla kapatmak zorunda kalıyor, kıyamet kopuyor!
AÇIKÇA YAZALIM: Devletin cılkının çıkması “hükümet” basiretsizliğidir! Çünkü son yıllarda Meclis’ten geçen yasalar bile uygulama şansı bulamıyor! Mesela şu “Tek Sosyal Güvenlik Yasası!”
Yıllarca ve şimdilerde iktidarın büyük ortağı olan CTP’nin sosyal adalet duygularını titrettiği için olmalı, tüm çalışanları ayni sistemin güvencesine alıp “halkçılığın” ispatını çakmak yollarında terlediğini iyi biliyoruz! 2011’lerde “iyi ve kötü” olmasından çok, “uygulanması” ile sorun olacak Tek Sosyal Güvenlik yasası geçerken sandıktı ki artık tüm çalışanlar, memur, işçi, çiftçi, hayvancı falan ayni sistemin kapsamında sosyal güvenceye kavuşacaklardı! Tek sorun, yasa geriye dönük olmadığı için eski Sosyal Sigortalara bağlı olan çalışanlar nedeniyle yeni işe girenlerin, ayni işi yapanlar karşısındaki mağduriyetleri olacaktı. Nitekim oldu! Hatta toplumu kırıp geçirerek oldu! Kısaca yasa sendikalar tarafından çalıştırılmadığı için çalışamadı! Ve yıllar itibarı ile rayına oturacak “sosyal adalet” şansı bir kez daha ellerden kayıp yerle yeksan oluverdi!
EK MESAİ’YE BAKALIM. Geçmişte daha çoktu el an devam ediyor: Cumartesi Pazar oldu mu yollara şemsiye kurup telefon şebekeleri çukurlarına inen çalışanlar görürsünüz. Kısaca hafta tatilinde çalışıp ek mesai alabilmek için!
Yılların sorunudur! Rotasyonu gerektiren “işlere” bile “ek mesai” kulpunu takan, ne olursa olsun, nasıl olursa olsun yeter ki “devletin parası ceplensin” zihniyeti ile gelindi bugünlere! TC ile aramızın iyi olduğu yıllarda tekerlek dönüyordu.. Oysa son zamanlarda Ankara’yı bıktırıp usandırdılar ki “reformları uygulamazsanız para akışı da yok” dedirtiverdiler!
Vesselam devlet kilitlendi! Plansızlık programsızlık sonunda Hayvancılar ellerinde kalan tonlarca sütü yollara döküyorlar! Küçükbaş hayvan azlığı nedeniyle kaliteli hellim yapılamıyor, gitgide AB dışında kalacağımız tehlikesi büyüyor! **********
KISACA TAKILDIĞIM: (TUTUN Kİ ÇÖZÜM OLDU!)
E söyleyin: Bu sosyoekonomik yapımızla velev ki Rum’un istediğince de olsa bir çözüme vardık. Önce hem Güney hem AB ne yapacaklar bilir misiniz? O burun kıvırıp “bize göre değildir” dediğimiz reformları dayatacaklar…
Ardından “üretmeyeni” değil, üreteni “teşvik” edecekler!
Tek Sosyal Güvenlik Sistemini de devreye sokacak, ek mesailere de müdahale edecek!
Sendikaların zırt pırt eylemler yapmasına müdahale edilmesi istenecek!
İhracat kapıları açılırken ambalajdan kalite kontrole kadar yeniden yapılanmayı zorlayacak!
Eski eserlerden çarpık yapılaşmalara kadar “sana ne” deme hakkımızın olmayacağı bir yeni AB karışmacılığı ile karşı karşıya kalınacak…
Kısaca “dünyalı” olacağız ki sınırlarımızın içinde ağa babalık sökmezken yerine “adamlığın” gelmesi için Batının düzenleri ile sistemleri dayatılacak. “Mesela” diye soralım. Hazır mıyız?

Önceki Haber
Sonraki Haber

























