Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

POLİTİKA KISIRLIĞI. (EN BÜYÜK POLİTİKAMIZ POLİTİKASIZLIĞIMIZ!)

“Seçilmek” fiilini yerine getirmekle ne politikacı olunur ne de başarılı  “devlet adamı!” Politika yapmak zor zanaattır! Bir kere her yönden donanımlı olacaksın. Dünya görüşün olacak. Ve toplum katlarında politika kimliğini taşıyabilecek basireti gösterirken en önemlisi güven vereceksin..
Bunlar klasik laflar da olsalar doğrudurlar! Çünkü politika çocuk oyuncağı değildir. Toplum çıkarlarının ötesine düşmüş “kişisel” görüşler de değildir!  Mesela TC’den KKTC’e akan suya sahiplik koymak gerekirse bunu Ankara’da tartışırsın. İşte o tartışmada devreye, “politikacı” oluşun esasını oluşturan “politika” girer. Ve Politikacı politika yapar, su yönetimine neden sahiplik konmasını da anlatır,  sonuçta sahiplik de koyar! Yani sen kalkıp da Türkiye’ye bakan şaşı gözlerinle doğru politika yapamazsın! Eğer “doğrusunu” merak edip öğrenmek isterseniz işte size turfandasıyla en son örneği!
DOĞU AKDENİZ’DE YENİ İTTİFAK: Önce taşları yerine koyalım. Geçtiğimiz günlerde TC Büyükelçisi Kanbay bu toz dumanın arasında “ansızın” diyeceğimiz bir sürprizle hem çözüm sürecine yönelik görüşlerini ortaya koydu hem de bölgedeki kanlı canlı olayları işaretleyerek  Kıbrıs Türk halkının çok dikkatli davranması temennisinde bulundu..
Açıklama tam da Yunanistan Başbakanı Çipras ile İsrail Başbakanı Netenyahu’nun Lefkoşa’da Anastasiadis’le üçlü zirve görüşmesi yapmalarına denk düştü. Ve geçtiğimiz sabah uyandığımızda Sn. TC Büyükelçisinin “aman dikkat”  deyişlerini  haklı çıkartan bir yeni oluşumla karşılaştık. Şöyle ki:
Lefkoşa’da bir araya gelen üç ülkenin lideri su ve gaz konusunda “işbirliklerinin ileriye götürülmesi” kararını aldılar.  Doğal afetler, tarım, turizm  konularında  işbirliği anlaşması yaparlarken, özellikle Rum’un doğal gazını borularla Yunanistan’a taşımak konusunda da yanına elektrik akımını da koyarak  görüş birliğine vardılar..
Bu arada Netanyahu Türkiye’nin kulaklarını çınlatırken “Türkiye ile ilişkilerimizin bozulmasını biz istemezdik” diyerek bir barışçı jestte  daha bulundu. ..
BU GELİŞMELER KARŞISINDA: Şunu anlıyoruz: “Ülkeler arası ilişkilerde her ülke kendi çıkarlarını en üst düzeyde korurken, yapılan anlaşmalarla siyasi ve sosyoekonomik yönden kazanılmalar hedeflemektedirler.  Hem de “din, ırk, rejim” gibi faktörler öne çıkartılmadan  ve de saplantı haline getirilen  “ideolojilerin” bataklıklarına düşmeden. (Nitekim bir süre önce sosyalist ve ateist Çipras Kudüs’te idi!  Düne kadar ambargolu olan İran’ın Nursi’si İtalya’da Feransa’da iş bağlantısındaydı!)
GELELİM BİZE: Yalnız su sorunu değil, yıllardır bizi tanıyan, güvencemizi sağlayan tek ülke durumundaki TC ile yaptığımız mali ve ekonomik protokolleri de kadük hale sokmaktayız!           En büyük demokrasi gösterimiz kendi kendimize uydurduğumuz sorunları bahane ederek ikide birde TC Büyükelçiliğinin kapısına varıp siyah çelenk koymak!        En büyük başkaldırımız “Türkiye seni istemiyoruz” demek!          En büyük yatırım özlemimiz “Türkiyesiz yatırım!”            En büyük retçi politika Türkiyeliler üzerine!  En büyük medyatik eleştiriler Türkiye’ye!..   Uzağa gitmeğe gerek yok. Çözüm bile Türkiye’nin elinden kurtulmak için istenmekte!.. Başka? Başka da bir politikamız yok işte!     
     ********** 

     KISACA TAKILDIĞIMIZ: (GÜNÜ SIRASI GELDİĞİ İÇİN BİR KEZ DAHA EĞİTİM ÖĞRENİM DEDİK!)
Eğer geçen ders yılında eğitim öğrenimin “grevlerle”  geçtiğini hatırlarsak bu ders yılının ilk üç ayında “çok iyiyiz” demek gerek! Üç beş eylemin dışında öğrencilerle velileri  mağdur edecek bir hareketlenme olmadı! 
Buna karşın: Dün KKTC’de 48 bini aşkın öğrenci karne aldı. Bu 48 bin öğrenci mevcut nüfusumuz içinde periyodik aralıklarla tutun ki bu ders yılından sonra peyderpey yüksek öğrenime kayacak yahut erkence  hayata atılacaklar… Ve süreç her yıl öğrenci sayısı ile kat be kat artarak ulana ulana  devam edecek!. 
SORUNLAR BÜYÜYOR: Artık sadece “eğitim öğrenimin” başarısı ve başarısızlıklarını değil, nasıl örenciler yetiştirilmesi de değil; artık ilkokullara kadar inen “uyuşturucu kullanımı”  olayları da tartışılıyor! 
Alkollü içkiler zaten öteden beri sigara kullanımı ile vardı. Şimdi arttığı söyleniyor!
En önemlisi artık öğrenci sadece “okulunun” sınırlarıyla kaim değildir. Okulunun sınıfındayken   bile bir ayağı okulun dışındadır!
Ve artık öğrenciler sadece okullarında değillerdir. Dışında yaşadıklarıyla da  o hayatlardan kazandıkları  alışkanlıklarıyla vardırlar!
Çevre faktörü gitgide okul faktörünün önüne geçiyor! Eğer öğrenci türlü çeşitli   sınavlarla sarmalanmış  olmasa, çoktan okulu asıp o “çevrenin malı” olacaktı!
Öte yandan  gitgide öğretmenle öğrenci ilişkileri bozulmakta, orantılı sevgi saygının yerini   orantısız bir ciddiyetsizliğin sulandırılıp vıcıklaştırıldığı ilişkiler almaktadır!
Tüm temennilere karşın okullarda hâlâ Okul-Aile Birlikleri oluşum amaçlarının çok dışında ve “yok” hükmündedirler!
Okullarda tam güne geçilememesini “bütçe” olanaklarına bağlamak mümkündür.  Fakat öğrencilere okul dışında  mesela spor faaliyetlerinde bulunabilecekleri olanaklar da yaratılmamakta, öğrenciler bet ofislerin kapılarını beklemektedirler!…
EĞİTİM ÖĞRENİM SİSTEMİ: Galiba artık öğrenciler yanı sıra öğretmenler de ne menem bir eğitim sistemi ile yükümlü olduklarını bilemiyorlar! Hâlâ bizzat  kendisi “e-devlet” olamayan KKTC’de  öğrencilerin kendi akıl ve iradelerine bağlı kompüterlerini kullanmaları  dışında, bu konuda okullarda nasıl bir eğitim verildiği de bilinmiyor, zaten çoğu okulda verilemiyor! 
ÖTE YANDAN: Bilgiyi arayıp bulmayı, kullanmayı.. Olayları yan yana koyup kıyaslamayı.. Düşünceyi yazılar halinde kâğıda aktarmayı.. İyi ile kötünün, doğru ile yanlışın farklarını anlamanın bile o kadar kolay olmadığı bir eğitim.. Ve gitgide “fanatizmdir” gerekçesi ile müfredatlardan  sökülüp atılan “ulusal tarihimiz!”
TÜMÜ DE YAŞANAN SORUNLAR. Tutun ki bir ayak üzerine hatıra gelenleri sıraladık sonra da “işte KKTC’de gördüğümüz eğitim öğrenim”  dedik! Tabi başarılı beş on okulu tenzih ederek!

Ancak yetişen gençler bizim çocuklarımızdır dediğimizin üzerinden çok uzun yıllar geçti! Mesela  “trafik sorunu ancak okullarda  eğitimle çözülür”  dediğimizin üzerinden otuz yıl geçti ama sorun daha beter oldu!  Çünkü:
Anladık ki eğer “devlet” kurumları ve sistemleri ile bayraktar gibi önde koşturmaz, arkasından gelenlere yol açmaz, aydınlıklara koşarken yurttaşını  da aydınlıklara taşımazsa,  o ülkede her şey gibi eğitim de olmaz!