Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

KORKUMUZ BÜYÜKTÜR: (TÜRKİYE DÖRT BİR YANDAN ATEŞ ÇEMBERİYLE SARILDI.)

Her zaman korkunç olmasalar da kuşkularla yaşamak “korkuları” tetikler. Bunu  Türkiye’de sürekli tırmanan kanlı terör olaylarını izlerken düşünüyorum. Bu nedenle  korkuyorum!  Çünkü olanlar sadece terörle ilgili  değil. Türkiye Cumhuriyet tarihinin en büyük sarmalını yaşıyor. Hiç bugüne kadar içte ve dışta  böylesi ateşler ortamında kalmadıydı. Devletin varlık ve bütünselliği hiç bu kadar tehdit edilmediydi. Misak’ı milli sınırları bu kadar delinmediydi! Komşuları ile bu kadar kavgalı olmadı, Rusya ile bu kadar dalaşmadıydı! Ve terör belası ülkeye bu kadar zarar vermediydi!

Son olay Sultanahmet’te patlayan canlı bomba ile gelişti. Çoğu Alman 10 turist öldü. Gelin de bundan sonra “turizmden” bereket bekleyin! Kaldı ki Güney Doğuda bir başka arbede yaşanıyor. Kürt teröristler bölgede resmen ayrı devlet kurmak için terör estiriyorlar! Ortadoğu parça körçe olmuş, sınırlarını koruyan tek ülke Türkiye kalmış! Tüm olumsuzluklara karşın Yurtta sulh cihanda sulh diyor! Nereye kadar belli değil ama!
NEDEN KORKUYORUM? Çünkü içte ve dışta bedel ödemesi için yedi düvelin  güçleri tarafından  türlü çeşitli siyaset atraksiyonları ile sıkıştırılan Türkiye’nin  terörle mücadele hakkına bile müdahale edilmekte, İnsan Hakları Örgütü, Güneydoğu’da şiddetin durdurulmasını Kandil’den değil, Türkiye’den istemekte!. “Nasıl duracak” sorusunun cevabı ise hazır: “Kürtlere verin özerkliklerini, bitirin terör eylemlerini!”
YA KKTC DE DURUM? Yukarıda yazdıklarımı Türkiye’de sürekli tırmanan kanlı terör olaylarını izlerken düşünüyorum. Türkiyesiz bir Kıbrıs Türk halkı tasavvur edemediğim için kuşku duyuyorum.. Bu nedenle  korkuyorum! Çünkü son dönemlerde Türkiye’yi de ötelemeye çalışırken  çok yalnız kaldığımızı zannediyorum!  TC Cumhuriyet tarihinin en sıkıntılı dönemlerini yaşarken, Kıbrıs’taki Rum liderliğinin bundan yararlanmak istemeyeceğini sanmak safdilliktir diyorum. Korkumu bu düşünce ile katlıyorum.  BM’lerle AB’nin çözüme odaklandığı gerçeklerde bu çözümü sağlamak için her halde büyük oranda ödün istenecek taraf Güney Rum liderliği değil, Türkiye-KKTC olacaktır saplantısına düşüyorum! Korkularım ise    sonunda dayatılacak, “ya kabul eder çözümü sağlarsınız yahut Kuzey zindanınız olur” tehditlerinin artması!  
Ve tam bu aşamada Türkiye ile ilişkilerimizin çok güçlü olması gerekirken, “yazık” diyorum! Çünkü son dönemlerde Türkiye’yi de ötelemeye çalışırken  çok çaresiz  kaldığımızı zannediyorum!  Türkiye’ye yönelik bir saldırı kolunun  da KKTC’de oluştuğunu görüyorum, titriyorum!
     **********
Dr.FAZIL KÜÇÜK VE RAUF DENKTAŞ. (İŞTE TÜRK HALKININ İKİ BÜYÜK LİDERİ)
Temennim  ömürleri boyunca bu iki büyük liderimiz için yayımlanan her türlüsünden “değerlendirme ve yorumların, övgü ve yergilerin, siyasi mücadeleleri ile politikacı kimliklerinin”  o gazete sayfalarında unutulup gitmemesidir! Bir gün birilerinin onları derleyip toplayıp kitaplar haline getireceğini umuyorum.
Neden “gazetelerdeki değerlendirme ve yorumlar” olayına gelince: “Liderleri” halkları yaşatır,  halkları var eder, gerekirse halkları öldürür! Halkın nabzı ise gazete sütunlarında atar! Ve liderler halkları ile önce  o gazete sayfalarında tanışırlar…
Rahmetlik toplum lideri Dr. Küçük halkının İngiliz sömürge dönemi mücadelesine gazetesi Halkın Sesi ile katıldıydı.. Kıbrıs Türk halkının davasını o “gazetedeki yazıları”  ile anlattı, halktan onayını önce yazılarının onayı ile aldı…
Rahmetlik Lider Denktaş’ın, Allah’ın kendine lütfettiği o büyük natıkası ile hukuka dayandırdığı davasını halkına götürüp duyuran da o  gazetelerdi. Sevenlerinin “köşelerinde”  onun için yazılanlardı.
Bu nedenle diyoruz. “Gazetelerimiz “tarihimizdir.”  Hem günü gününe “günlük” tutar gibi müthiş bir kronoloji ile…
Dr. FAZIL KÜÇÜK. Tanıdığım Küçük’ü işte o gazetelerde çok yazdım.. Zamanı zemini geldikte de gazetesindeki “köşesinde”  yazdım…
Kıbrıs Türk halkının “varoluş” yolunu açan ilk büyük liderdi. Hedefi Türk halkının en az Rum halkı kadar haklara, özgürlük ve egemenliklere sahip olmasıydı…
Bakın her iki liderimiz de  “kadro hareketlerinin” insanlarıdırlar. Çünkü mücadele edecek siyasi kadrolar oluşmazsa lider de oluşmaz! Doktor öylesi kadro hareketi oluşturanların  omuzlarına alıp taşıdığı  liderdi. Evkafı bu nedenle Türk halkına armağan ettiydi. Bu nedenle Türk Belediyelerine sahiplik koyduydu. Bu nedenle  Türkiye’nin “anavatan” oluş gerçeğine sarıldı, Rum Eoka terörüne karşı TMT’i bu nedenle kurdurduydu. Bu nedenle 1960’lar Kıbrıs Cumhuriyetinde Cumhurbaşkanı yardımcısı olurken Türk halkının haklarından tırnak kadar bu nedenle ödün vermediydi!
O kadro hareketinde Denktaş vardı ama. Osman Örek, Faiz Kaymak, Burhan Nalbantoğlu, Ümit Süleyman, Şemsi Kazım, Niyazi Manyera, Erol Kazım… Daha niceleri, uzar gider.. Ki sonrasında o kadro hareketinin açtığı yolda yeni kadro hareketi  ile Kıbrıs Türk halkı, bu kez Denktaş’ın kurduğu Devletinin sahibi olduydu..
Eğer Kıbrıs Türk halkı bugün Güney Rum Yönetimi ile siyasi eşitlik ilkesinde çözüm müzakereleri yapıyorsa, bu  siyasi iradeyi Dr. Küçük, Denktaş gibi liderlerin  Kıbrıs Türk halkı ile omuz omuza gönül gönüle yarattıkları “Devlete” borçludurlar!
Eğer bugün cemaat esamesinde değil, devlet isek, bunu Denktaş’a borçluyuz. Ancak Denktaş’a sorsanız “halka borçluyuz” der. Tıpkı Doktorun da “halkım”  dediğince…
İki büyük liderimizi bir kez daha rahmetle anıyorum. Bizi bu adada “devlet”  mertebesine getirdikleri için Allah kendilerinden razı olsun. Allah’ın rahmeti üzerlerinden hiç eksilmesin.
     **********
KISACA TAKILDIĞIM: (POLİS DENETİMLERİNİ İZLİYORDUM)
Olması gerekendir diyorum. Elbette sık sık denetimler yapılacaktır. İzlerken görüyorum.  Trafiğin en yoğun olduğu, arabaların üst üste seyrettiği bulvarlarda polis bir görev yeri seçmiş, gözüne kestirdiği aracı durduruyor. Nitekim tüm KKTC genelinde 6 günlük sürede 4 bin 663 araç sürücüsü denetlendi. 493 araç sürücüsü cezalandırıldı. Fakat ayni zaman diliminde 70 trafik kazası oldu, yaralanalar oldu, maddi hasarlar tepelerde uçuştu!
Ve izledim. Polis araçları denetlerken elli metre ötede sarı çizgiye rağmen dizi dizi park edilmiş arabalar nedeniyle trafik keşmekeş halindeydi! Az ileride trafik işaretinden  yoksun anayolda yüzlerce araba Allahın mucizesi olmalı  birbirlerine çarpmadan yahut şöyle bir dokunup değip  vızır vızır yol alıyorlardı! Sanırsınız İşid saldırdı da sürücüler panikle kaçışıyorlardı… Ve elli metre ötede, polis araçları kontrol ediyor habire para cezası yazıyordu!