Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

VOLKAN BOZKIR: (ÇELİŞKİLİ AÇIKLAMALARIN POLİTİKACISI!)

Gazeteci de olsak eleştiri hakkımız ancak çapımız kadardır. En azından ben buna özen gösteririm çünkü eleştiri konusu olan insanların da   kariyerleri vardır. Mesela TC’nin hem AB Bakanı hem de Başmüzakerecisi olan  Volkan Bozkır’ı “Kıbrıs’la ilgili söylem ve tutumları”  nedeniyle –olumlu yahut olumsuz- eleştirmek söz konusu olduğunda çok düşünürüm. Çünkü TC’nin önemli diplomatlarından birisi olan TC’yi Avrupa’da temsil eden Bozkır’ı “kendi fasit dairemizin insanı olmaktan öte gidemeyen” yerel gazetecilik misyonu ile tefe koyup çalmak tutun ki “bana göre bir eleştiri hakkı değildir!”
FAKAT İNSAF: Madalyonun bir de öteki yüzü vardır. Mesela Volkan Bozkır’ın da Kıbrıs Türk halkının çözüme ilişkin sorununu “basite indirgeyip, “Berlin duvarı bile yıkılmışken Kıbrıs’taki bölünmüşlük  doğru değildir” demesini çok yadırgarım.. Çünkü Kıbrıs siyasi sorunu ne “Berlin duvarı”  ile kıyaslanabilir   ne de tarihi gerçeklerle bağdaşır! Nedenini izah etmeye bile gerek yoktur!
FAKAT: Nasılsa aklının bir köşesine asılı kalmış bu “duvar” olayını misal diye ortaya atan Bozkır bakın bir diğer çözüm alternatifi konusunda ne dedi.
“Kıbrıs önemli bir noktadadır… Çözülebilecek bir aşamaya gelmiştir… Türkiye Kıbrıslı Türklerin arzu ettiği şekilde iki bölgeli, iki toplumlu, siyasi eşitliği dayalı bir çözüme ulaşması arzusundadır… Bu çözümün AB’nin 1.cil hukuku olarak işlenmesi çok önemlidir. Bu konuda da Türkiye olarak sizlerle birlikte işbirliği yapıp, destek olmayı arzu ediyoruz…”
İŞTE DUYMAK İSTEDİĞİMİZ. Berlin merlin duvarlarını bir kenara itersek, Bozkır’ın açıklaması ile bir kez daha işittiğimiz ve Ankara’nın da vazgeçilmez çözüm alternatifi olduğuna inandığımız  “iki bölgelilikle siyasi eşitlik” kararlığını çözümün baş yerine koyuyoruz..
Tabi artık Kıbrıs Türk halkının  sloganlaştırıp  “kırmızı çizgisi” haline getirdiği  bu “çözüm şekline ekleyeceğimiz  çok konular vardır.  Mesela Başkanlığın dönüşümlü olması..  Mesela TC’nin garantörlüğünün devam etmesi…           Mesela Kuzey Kıbrıs’ın Rumların dört özgürlüğüne açılmaması, Rum ahali tarafından delinmemesi!          Mesela kendi kurucu devlet bünyemizde tam bir özerk toplum statüsüne sahip  olmamız…  Böylesi bir çözüme her halde KKTC’de “hayır”  diyecek tek insan göremezsiniz.          SİBER’İN SÖYLEDİKLERİ: Bu arada Bozkır’la görüşmesi sırasında Meclis Başkanımız Sibel Siber’in şu sözlerini de “önemli” parantezine alarak aktarmak istiyorum:       “…Biz barış dili kullanmak istiyoruz.Hem kendi hem de Rumların haklarına saygılıyız. Onlardan da aynını bekliyoruz… Kendimizi eşit haklara sahip azınlık hissetmeyeceğimiz bir çözüme hazırız… Her zaman söylüyorum. Çözüm başka barış başkadır. Çözüm masada yapılır.Barışı halklar gönüllerinde yapar…”
İşte Rum’da olmayan ve Türk’e açılmayan  bu “gönüldür!”  Kırıntısına ellesek çözüm umudu vardır diyeceğiz!
     **********      HALKIN PARTİSİ:  YENİ UMUT OLABİLİR Mİ?
Açıkça yazayım: Kudret Özersay’ı şu veya bu “izm”lerin içine koyamıyorsam da kendilerine sempatim vardır. Çünkü sempatiktir.. Öte yandan Kıbrıs siyasi sorununa ve çözüme ilişkin görüşlerine de katılanlardanım. Çünkü sorunu kendi “kişisel görüşleri”  içine kilitleyerek, “böyle olacaktır” demiyor. “Kıbrıs Türk halkının layık olduğu çözüm bu olmalıdır” yargısından hareket ederek sonuçta “iki bölgeli, iki toplumlu, siyasi eşitliğe” varan bir çözüm şeklini işaretliyor..
Özersay geçtiğimiz günlerde “Halkın Partisi” adlı bir siyasi parti kurdu. Tabi istemeden düşündüm:         “Mevcut olan siyasi partilerimizden birisine girseydi daha iyi olmaz mıydı?”
Galiba olmazdı! Siyaset arenasında  öne çıkmış bu  tip politikacıların kendilerini anlatıp kanıtlamaları için “kendi sahibi olacakları partilerine ihtiyaçları vardır..”
Denktaş UBP’yi öyle yarattıydı! Rahmetlik Nalbantoğlu TKP’yi kendi için kurduydu! Çok öncesi kurulup el değiştiren CTP de “belirgin bir idealizmin partisiydi” ki bünyesini oluşturan üyeleri de “kendilerine özgüydü!”  DP de  UBP’den  “görüş farklılığı” nedeniyle kopup partileştiydi…
FAKAT: Onca siyasi partiye ve aralarına katılan HP’ye karşın, “Yok birbirinizden farkınız” diyebilir misiniz?
İşte  tüm siyasi partilerimizin en az bir kez iktidarı denediği gerçeklerde, Kıbrıs Türk seçmeni halâ o “farkı” aramaktadır! Bir gün hangisinin  kendini halkına kabul ettirip o iktidar koltuğuna “hakkı” oturup hakkını vereceğini bilmiyoruz ama, her halde bundan sonra da   bu arayışlar sürecektir! HP’e bu vizyondan bakarken, “yeni parti yeni umut” demektir diyelim…                **********
ARSLAN MENGÜÇ: (RAHMETLE ANIYORUM.)
Bir süre önce arkadaşım Tener Erginel rahmetli’nin son ve gerçekten büyük araştırması olan “Kıbrıs’ın Kadınları” kitabını  imzalayıp bana gönderdiydi.  (Mengüç, hastalığı nedeniyle yayınlayamamış, Taner ve arkadaşları biraz da rahmetliye  parasal katkı sağlamak için   yayınlamışlar kitabı.) 
Geçenlerde o kitabı karıştırırken öldüğü haberini işittim. Hastalığının ne kadar ciddi olduğunu  bildiğim halde  iki yönden çok üzüldüm:  Bir, KKTC,  Kıbrıs’la   ilgili,  ileride  araştırma yapacaklara  daha pek çok eserlerini kaynak olarak  verecek bir müthiş araştırmacısını  kaybetti. İki, Kıbrıs büyük bir edebiyatçısını yitirdi..
Mengüç’ü uzun yıllardır tanıyorum. Yıllar önce çalıştığı televizyonda beni bir iki kez misafir etmişti. Hemen  hemen yayınladığı her kitabını imzalayıp gönderdiydi.
Arslan Mengüç’ün dilini, anlatımını, kendine özgü kitap yazma stilini çok beğenirdim. Fakat ille de “edebiyatçı yönünü!” Mengüç hikâye tekniğini çok iyi bilen bir edebiyatçıydı. Öyküleri ile tanınmıyordu. Fakat  okuduğum bir iki kitabı “öykü tadındaydı.”  Doğrusu hayranlık duymuştum. Edebiyat yönleri ağır basan kitaplardı. Hele şu Güney’deki aşkını anlatan kitabı… Kabiliyet ve üretkenliğine dar gelen bir ülkede tanınma fırsatı bulamaması şanssızlıktı!
Arslan Mengüç’e Allah’tan  rahmet ailesine baş sağlığı dilerim.