Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

HAYIRDIR! (KİPRİANU’NUN ANKARA ZİYARETİ NEYİN FESİ!)

Anlamak o kadar kolay değil! TC Dışişleri bakanı Mevlüt Çavuşoğlu Akel Genel Sekreteri Kıprianu’yu neden Ankara’ya davet etti? Üstelik “Kıbrıs konusunda bilgi alış verişinde bulunmak” gibi önemli olması gereken bir nedenle!
Tabi son dönemlerde Türkiye’nin dış politikasının  bizzat kendi içinde bile büyük eleştirilere neden olduğunu biliyoruz. Rusya ile hiç yoktan kopartılan kıyamet sonucunda o “dış politika ile ilişkilerin” nasıl yerle yeksan olduğunu görüyoruz. Suriye krizinden  beridir devam eden  “dış politika bozgununun”  Kıbrıs siyasi sorununu da olumsuz etkileyeceği korkularını yaşıyoruz..
DERKEN. Alın size, “Kibrianu da nerden çıktı”  sorusu? Kime niyet kime kısmet! Amaç ne? Neden Kiprianu?  Ki ne mevkisi ne yetkisi TC Dışişleri Bakanı ile uyuşuyor! Protokola sığmayan bir davet!
HABERLERE GÖRE:  Kiprianu, Çavuşoğlu’nun yakından tanıdığı, konuştuğu bir arkadaşıymış! Her halde AB kulislerinden kalma bir tanışıklık olmalı! Fakat bu “kişisel arkadaşlığı”  Kıbrıs sorununa yansıtacak ne müsait bir siyasi zemin var ne de Akel’in böylesi bir ziyaret sonrası değişecek siyasi tavrı var! Olsa olsa 2004’lerde Annan planına “evet” denmesi için KKTC’de büyük efor sarf eden Çavuşoğlu’nun, yine o günlere nazire “evet” denmesi üzerine adanın her iki yakasında, Akel’le başlatılacak bir praktisin ilk işbirliği arayışları olabilir!
ÖYLE DE: Ne çözüm kapının ardındandır ne de referandum yolu açılmıştır! Aksine anlaşmazlıklar devam etmektedir… Böylesi bir durumda Akel’in Kibrianu’su ile sorunun nesi görüşülecektir?
YOKSA: Rusya faktörü mü? Rusya’nın Güney’le ilişkileri her devrede iyi oldu. Şimdilerde çok daha iyi.. Çavuşoğlu “Güney üzerinden Rusya’ya göz kırpabilir mi? Bunun için “kişisel”  dediği arkadaşı “Kiprianu” ile bir başlangıç yapabilir mi?
Şimdiden cevabı verilemeyecek bütün bu  sorulara, Kibrianu’nun bu ay Türkiye’ye yapacağı ziyaret sonrasında her halde bir kulp takabileceğiz!
     *********  

    TEK SUÇLU TÜRKİYE Mİ? (YOKSA BAŞARISIZLIKLARA TAKILAN KULP MU?)
Kapınızın önünde memelerinden sütler akan sağmal bir inek var ama siz bu sütün “ağız tadınıza uygun olmadığını, midenizi bozabileceğini, üstelik o mübarek ineğin sütüne bağımlı hale gelmek istemediğinizi” düşünerek uzak duruyorsunuz! Ve tabi hem sütten oluyorsunuz hem de aç kalıyorsunuz!
KKTC-TC ilişkilerini “marazi bir hastalık” gibi sorun haline getiren CTP aynen böylesi bir pozisyona düştü! Ve Türkiyesiz ayakta duramayacağını bile bile “rüşt ispatına” soyundu! Üstelik ortağı UBP’yi de mandepsiye bastırarak! (Oysa aradan çekilip TC ile ilişkileri UBP kanadına devretseydi, şimdi sadece 13. Maaşlar ödenmekle kalmaz, Çiftçiye olan borç da kapatılırdı! Çünkü UBP’nin Türkiye ile sorunu yoktur! Ve sütü nasıl sömüreceğini de iyi bilir, nasıl değerlendireceğini de… Tabi hatırlatayım. Ferdi Soyer’in Başbakanlığı döneminde  de TC-KKTC ilişkileri arızasızdı ki Elektrik santralından  hastaneye, tarımdan yollara kadar  TC katkılarının somut yatırımlarına elleniyordu..)
YA ŞİMDİLERDE? Öteden beri KKTC’nin kendi ayakları üzerinde durmasını “Türkiye’den kurtulmaya”   bağlayan bir “görüşün” önderliğini yapan CTP bir yandan “askeri vesayet”ten yakınırken, öte yandan “Türkiye’nin parasal yardımlarını” da “zül” olarak nitelendirmektedir! İddiası ise şudur: “Türkiye verir yaşatır ama bize de istediğini yaptırır!”
Nitekim 2013-2015 Mali Ekonomik Protokolüne ve hâlâ imzalanmayan 2016-2018 protokolüne de bu görüşle yaklaşmaktadır! Su sorunu da ayni görüşün sonucudur! Fakat esasa gelelim  ve soralım:         Peki ama Şimdilerde “tam tamına “KKTC’nin malı olan” ve yeni Tarım Bakanı Erkut Şahali tarafından uygulamaya sokulmak istenen fakat Çiftçiler Birliğinin tepkisine takılan   “Tarım Reformu”  Türkiye’den dayatmalı mıdır?
Peki ama yine geçmişte Soyer döneminde CTP’nin büyük reformu olarak lanse edilen “Tek Sosyal Güvenlik Yasasının” “Göç Yasası” olarak aforoz edildikten sonra çalışamaz duruma sokulması Türkiye’nin baskısı sonucu mudur?
Peki ama: El an devam eden su sorunu ortalarda salınırken ve Erdoğan artık bizim sorunumuz değildir derken buna karşın Tarım Bakanımız “yetkili biziz”  açıklamasını yaparken; hâlâ “yönetim konusunda” karar verilememesinin sorumlusu yine Türkiye midir?
Peki ama: Baştan kara etmiş eğitim, sağlık sorunları, trafik sorunu falan… Türkiye ile  mi ilintilidir?
Peki ama: 2016 yılının bütçesini bile 2015 yılının 13. Maaşlarını ödeyecek beceride denkleştirememek,  sonra dönüp suçu “su sorununa” yüklemek  Türkiye’den kaynaklı mıdır? 
HADİ CANIM SİZ DE! 41 yıldır Türkiye’nin parası yardımları güvencesi ile yaşarken, böylesi bir “rahat ve istikrarlı ortamı” fırsat olarak kullanıp  güçlü bir KKTC devleti yaratamayanlar, şimdi günah çıkarmak için “rüşt ispatına” soyundular! Hem de yitip gitmiş itibarlarına karşın!
     *********
KISACA TAKILDIĞIM. (MAĞUSA 2016’YA İYİ BAŞLADI.)

Sorunlar kamburu altında beli bükülen Mağusa’ya 2016 uğurlu gelmişe benziyor.  
Mesela: Mağusa Belediyesi “durağanlığını” bozdu, kaynak arayışlarından sonra ilk etapta bin 200 metrelik kaldırım yapmak için çalışmalara başladı. Her gün o çalışmaları görüyor seviniyorum.
Mesela: Şimdilerde Mağusa ile ilgili derneklere bir yenisi daha katıldı. “Antik Mağusa Vakfı.” Ve dikkatleri “Mağusa Surlar içine” çekerek artık viraneye dönmüş bu antik kasabayı  kurtarma çağrısı yaparken, “fakat dikkat”  dedi. “Sakın ola Lokmacı, Arasta gibi bir sona toslamasın…”
Olayın esası şudur:  STÖ’lerinin tüm çalışmalarına, temennilerine, uyarılarına karşın  Eski Eserler Dairesi’nden kaynaklanan “engellerle yasakları” kırmak mümkün olmuyor. Ki ne yapar ne yaptırır! İnşallah yeni kurulan “vakıf”  bu engeli aşmayı başarır…