Böyle zamanlardı,
Aylardan Ocak,
Zemheri dedikleri,
Dağlar şiir devşirirdi tekmil yamaçlar bembeyaz.
Kerpiç duvarlar, ahşap kapılar, toprak kiremitler ve yollar ıslak…
…
Yağan kar yerini yağmura bırakırdı,
Havada bir sis,
Kül rengi bulutlar ağır, ışık sızmaz içinden,
Sokaklar ve hisarlar tenha,
Ansızın,
Bir yağmur başlardı sağanak,
Cumbalı hanayların altına sığınırdık yarin kirpikleri ıslak…
…
Kahvehaneler kalabalık olurdu camlar buğulu,
Böyle zamanlardı ,
Aylardan Ocak.
Efe’nin kahvehanesinde anasonlu ve baharatlı çay kokuları,
Eşref’in pavyonuna sığınmış gençler topçuk oynamakta,
Afişlerde Western filmleri pek yakında…
…
Zaten,
Pek yakında olacaktı ne olacaksa…
…
Böyle zamanlarda Sarayönü sakin,
Taksiciler arabalarında oturmakta,
Ne Rauf Dayı yerinde ne Osman Gezer,
Birkaç Morris ve Prefect marka araba egzosları duman duman gelip geçmekte,
Yağmur sicim gibi yağarken,
Kız Lisesinde teneffüs sınıflarda yapılmakta,
Ki sanırsınız kış değil kuş gürültüsü,
Kalplerde zemheriden beter aşk…
…
O sıralarda bir şarkı vardı dillerde her yağmurda söylenen:
yağmurun sesine bak
aşka davet ediyor
cama vuran her damla
beni harap ediyor
…
Yağmur yağdığında Bandabuliya tekmil sessizliğe gömülür,
Kasaplarda yapacak iş kalmaz tavlaya oturulur,
Arasta esnafı elleri ceplerinde yağmurun dinmesini beklemekte,
Gerisi kahve üstüne kahve bu eski Venedik şehrinde…
…
Güneş açacak olurdu ama açmazdı,
Yağmur duracak olurdu ama durmazdı,
Kanlı Dere coşar kendi türküsünü çığırır,
Bir bisikletli Dereboyu’ndan geçerken efkalipto yaprakları toplardı,
Ki ısınmış suya konunca güzel kokular çıkarırdı…
…
Diyeceğim,
Böyle zamanlardı,
Aylardan Ocak.
Yurttan Seslerle başlayan gün gazellerle biterdi.
Bir sokaktan bir sokağa yürürken,
Zamanın durmasını isterdin,
Bir de o şarkılar çaldığında…
…
Anılara kapılıp kanma
Dünyanın da düzeni böyle
Öyle bir geçer zaman ki
Dediğim aynı ile vaki
Birden dursun istersin
Seneler olunca mazi
































