BM’ler Genel Sekreteri Kıbrıs özel danışmanı Eide Mülkiyet konusunda ilerlemeler olduğunu açıkladı ama ekledi: “Bu konuda çok fazla zaman harcamadan diğer konulara dönmekte yarar vardır…”
Belli ki çetrefilli konular devam ediyor. Akıncı’nın bunları açıklamasına gerek yok, nasılsa Rum basınından öğreniyoruz! Nitekim artık biliyoruz ki KKTC yurttaşlarının kullanımlarında olan Rum mülklerini terk etmeleri konusunda dayatılan Rum önerileri karşısında büyük sıkıntı duyuluyor! Bu konudaki “iadeleri” en aza indirmek için çalışılıyor.
Öte yandan yine öğreniyoruz ki en az 160 bin Rum Kuzey’deki mülkiyet haklarını, “iade, takas, tazminat” yoluyla kullanırken, İnsan Haklarına uygunluğunca kendi tercihlerini kendileri yapmak eğilimdedirler. Ortaya çıkacak sorunları kurulacak “komite” halledecektir…
BİLECEĞİMİZ ŞUDUR: Ok yaydan çıkmıştır! Geriye dönüşü olmayan bir pazarlık sonunda Türk tarafı bir kısım Rum’un “dört özgürlük hakları” ile behemahal Kuzey’e dönmesi kaçınılmazdır! “Aksi halde diyor müzakerecilerimiz ve barışçılarımızla globalistlerimiz çözüm olamaz!”
Öte yandan henüz “toprak” konusunun yani “iki Kurucu Devletin” sınırlarını belirleyecek konuya girilmedi! En az “mülkiyet” kadar zor bir konu! Çünkü otomatik olarak Rum tarafına “ara bölge de dahil Annan planında olduğu gibi Lefkoşa Mağusa anayolunun Güney’i verilirken muhtemelen Güzelyurt da Omorfo olacaktır! Apostolos Andreas bölgesi ile belki Dipkarpas’ın da bir Rum kantonu olması sürpriz sayılmayacaktır! EN BÜYÜK ENGEL: Yukarıdaki olasılıklarla çizip çerçevelediğim “Kuzeyin çözüm sonrası resmi, Leonardo Vinci’nin Madonna’sı değildir! Kıbrıs Türk halkının bu adada çözüm sonrası varoluşu ile geleceklere “nasıl bir federal devlet olarak” yürümek zorunda kalacağının belirmeye başlamış resmidir!
**********
EN BÜYÜK SORUN: (KENDİ KENDİMİZİ KENDİ COĞRAFYAMIZA HAPSETMEMİZDİR!)
İzlediğimce genç Bakanlarımız öncesi sosyoekonomik görüşleri ile bağdaşmamasına karşın şimdilerde sorunlara doğru teşhis koyabiliyorlar. Demek oluyor ki devlet kademelerinde çalışmadan “devletin ne olduğunu” öğrenmek mümkün değildir! Zaten devletin doğru yönetilememesinin bir nedeni de budur!
Mesela CTP’li genç Tarım bakanı Erkut Şahali su konusu ile ilgili olarak, “Türkiye bizi tehdit etmiyor” diyor. Bunu da Ankara’ya gidip yetkili ve sorumlularla yaptığı görüşmelerden sonra söylüyor. Ve doğru söylüyor: Çünkü: Tıpkı Güney’in söylemlerine paralel bir iddia ile neden Türkiye Kıbrıs Türk halkı için tehdit olsun? Var mı böyle bir mantık? Fakat: Bakıyor ve görüyorsunuz ki “evet vardır! O kadar vardır ki artık bizim kadar Kıbrıslı olan ve çoğu 41 yıldır işgücümüze katılırken sermaye birikimi de yapan TC’den kaydırılan nüfusu hâlâ “ötekileştirmeye” devam ediyorlar! MESELA: CTP’li Birikim Özgür devlet hazinesinin sıfırı tükettiği bir dönemde görev yüklenmiştir. Belki bu göreve gelmeden önce “KKTC-TC Mali ve Ekonomik Protokollerine karşı olabilirdi! Ki CTP zaten karşıdır! Ancak şu anda Özgür için 2016-2018 yıllarını kapsayan “protokol” devreye sokulmalıdır ki KKTC mali ve ekonomik yönden ivme kazansın. Artık bunu açıkça söyleyebiliyor.
Mesela UBP’li Sunat Atun için KKTC’nin yeni pazarlara açılması gerekir.
Akansoy dibe vurmuş Belediye borçları ile baş edebilmenin artık mümkün olmadığını itiraf ediyor..
KKTC’NİN YATIRIMLARA İHTİYACI VARDIR: Uzun süredir gözleri kapatılarak dolap kuyusunun dingiline bağlanmış atlar gibi ayni fasit daire içinde dönbaba olunuyor! 0 kadar ki TC’den pompalanan ve saatte 8 bin tonu denize akan su faciası yaşanıyor ama sorunu çözmek için en küçük bir refleks gösterilmiyor!.
Hükümet Çiftçiye olan borcunu ödeyemiyor, Ankara’dan ödünç para istiyor! Fakat o da ne? TC’den akan suyu beleşinden kaparozlayarak avantasını yemek sevdasına tutsak kelli felli insanlarımız devletin bu kadar aciz durumlara düşmesi karşında vicdanları titremiyor!
KISACA: Sonu olmayan dipsiz bir kuyuya düşer gibiyiz! En zor dönemlerimizde en üst düzeyde işbirliği yapmamız gereken Türkiye ile dalaşıyoruz!
Bundan bir süre önce Kıbrıs Sağlık Turizmi Konseyi kurucu Başkanı Ahmet Savaşan, “ülke turizmi için en büyük krizin TC ile ekonomik protokol imzalanmazsa charter seferlerinin durması” olacağını söyledi. Her halde şaka yapmıyordu ama kimselerin kılını oynatamadığı da bir başka gerçek!
Vesselam “hem kel hem foduluz” ama galiba haddimizi de bilmiyoruz!
**********
KISACA TAKILDIĞIM: (TALAT’IN BÜYÜK KORKUSU!
Geçtiğimiz günlerde “Birleşik Kıbrıs” konusunda bir konferans veren Talat bakın ne diyordu:
“Çözümü güvence altına almazsak, alamazsak fanatikler bu çözümü sabote edebilirler! Geçmişte gördük yaşadık! Kimse olamaz demesin olur! Bu yüzden çok dikkatli ve özenli olmak durumundayız!”
Şimdi soralım. Çözümü sabote edebilecek kadar güçlü “fanatikler” kimlerdir? Geçmişte hangi çözümü sabote ettiler? Kıbrıs Cumhuriyetini mi? 1974-79 Doruk anlaşmasını mı? Gali Fikirler Dizisi denilen planı mı? Rahmetlik Denktaş’a rağmen Annan planını mı?
Nasıl sabote ettiler? Çakırcalı Mehmet Efe ve adamları misali isyan edip silahları ile Beşparmaklara mı çıktılar? Çözümden yana olanları alınları şakkından mı kurşunladılar?
Bu nasıl bir fanatizmdir ki “devleti savunurlarken, Rumun Kuzey’e dönmemesini isterlerken, TC’nin garantisinin devam etmesinden yana yırtınırlarken, iki devletli, iki toplumlu, siyasi eşitliğe dayalı bir federasyon olmalıdır derlerken, fanatik oluyorlar?
Yoksa mülkiyet konusunda Hristofyas’ın uzlaşmaz tutumu karşısında tıkanan müzakereler üzerine “ne yapalım kendimizi Saray önünde asalım mı” diyen bu fanatikler miydi?
KISACA: Kendilerine kendilerinden menkul etiketler takarak barışı da çözümü de Kıbrıs Türk halkının kaderini de inhisarlarına alanlar için kendilerinden ötesi tabi ki “fanatik” olur… Hadi uzatmayalım! Herkes kendi aynasına bakarak konuşuyor!
































