Geçmişte “problem şuuru” denirdi. Şimdilerde her halde “sorun bilincine varmak” denecektir. Ve geçmişte olduğu gibi anlamı yine ayni şekilde ifade edilecektir: “Sorun Bilincine varılmazsa çözümü mümkün değildir!”
Kıbrıs siyasi sorunu bu kavrama lök gibi oturacak tipik örnektir! Hem Rum hem Türk tarafları yönünden “sorun bilincine varmaz, niçin bugünlere çözümsüzlük içinde gelindiğini ve neden onca çabaya karşın çözülemediğini” anlayamazsanız, masa üstüne masa kursanız, gökten Hz. İsa ile Muhammet’i getirip tartışmaları için karşı karşıya oturtsanız, yine nafile!
Bu nedenle hem TC’den işitilen açıklamalara hem kendi içimizde sürekli desteksiz atış yaptıkları için hep karavana tutturanlara şaşmıyorum! Hoş, onlar da kendi “siyaset acemiliklerine” şaşmıyorlar olacak, “çözüm isteriz” lafı dillerine pelesenk! Sanki Anastasiadis yahut Rum liderliği çözüm istemiyormuş gibi!
“GIK”LARI ÇIKMIYOR! Dün Anastasiadis’in sürekli çitayı yükselttiğini, artık “Kuzey’in de Cumhurbaşkanı olduğu” imajını çakmaya çalıştığını yazdıydım. Anastasiadis’in Zürih Londra Anlaşmalarının çoktan antikalaşmış “Kıbrıs Cumhuriyetine” dönmek efkârı, son günlerdeki siyasi dikilişinin bir sonucudur! Behemahal “azınlık-çoğunluk” üzerine kurulacak bir “federalizmi” gözlerken, müzakereleri gitgide bu fasit daire içine kilitlemiştir! Artık masada tamamen nüfusu ve mülkünün sahipliği ile Kuzey’e dönecek Güney’deki bir kısım Rum ahalinin, federal sistem içine nasıl yerleştirileceklerinin pazarlıkları yapılmaktadır! Ve işte “garagözlük” de burada başlamaktadır. Çünkü:
Bir: Rum’un Kuzey’deki güvenli varlığı için evvel emirde Türkiye garantörlükten vaz geçmelidir!
İki: Kesinlikle AB İnsan haklarına uygun bir çözüm olmalıdır ki “dört özgürlük” uygulansın, isteyen Kıbrıs’lı Rum (ve tabi Türk) istediğince dört serbestiden yararlansın!
Üç: Cumhurbaşkanı daimi olarak Rum olmalı, seçimler çapraz oylama ile yapılmalıdır. Hatta referandum oylaması bile Türk Rum ayrı ayrı değil, Kıbrıs yurttaşı olan seçmenlerin katılımı ile olmalıdır!
Beş: Federal devlette kamu çalışanları KC’de olduğu gibi yine azınlık çoğunluk esasında görevlendirilmelidir!..Vesaire.
“BANA HER ŞEY SENİ HATIRLATIYOR:” Rum’un ada egemenliğini! Fakat bunu görmek istemeyenler, “birleşik Kıbrıs” için uğraşırlarken “iki ayrı kurucu devlete dayalı federal sistemi” değil; aynen şu yukarıda çok kısaca, “Rum ne istiyor niçin istiyor” dediklerimin savunucusu durumuna düşüyorlar! Çünkü gerçekten Rum liderliği ile halkına güveniyor, “barışçı çözüm” istediğine inanıyorlar! O kadar inanıyorlar ki “mesela TC dışişleri Bakanı Sinirlioğlu bile “canım Türkiye’nin garantisi olmasa da olur, nasılsa şu kadarcık mesafedeyiz” diyebiliyor!.. Ki Rusya ile de o kadarcık mesafededir, İşid’le, Suriye ile içindeki Diyakırbakır’la da! Kısaca eğer “sorun bilinci” yoksa, çözüm olsa da hayırlı olmaz!
**********
SİYASİ İRADEN YOKSA: (DEVLETİ NASIL YÖNETECEKSİN?)
Sendikalar “hayat pahalılığına karşı maaşlara zam yapılması için grevlerle başını çok ağrıtmaya başladığında, dönemin Maliye Bakanı Salih Coşar “işte size otomatiğe bağlanmış eşelmobil sistemi” diyerek yasayı devreye soktuydu. O kadarla da kalmadıydı. Zekâ yaşı gelişimine uygun olmayan ilkokullardaki 6 yıllık eğitimi bir gecede 5 yıla indirerek yetişen gençlere hayat yolunda koskoca bir yıl kazandırdıydı…
Ve ayni Salih Coşar Osmanlıdan, İngilizden kalma ağırlık ve uzunluk ölçülerini şıp diye “metrik sisteme” dönüştürdüydü…
“Reform” olması gereken tüm bu yasalara elbette olumsuz tepkiler konduydu. Fakat icraatlar “siyasi irade” ile düzgün uygulanınca hem muhalefet şerhi kırıldıydı hem de memlekette yasalara dayalı yeni bir istikrarlı dönem başladıydı. Toplumun bu “yeniliklere” ne kadar ihtiyacı olduğu da uygulamalar sürecinde çok daha iyi anlaşıldıydı! Nitekim bu toplumdaki mali kırılmalardan en önemlisi “eşelmobil uygulamasından vaz geçilmesiydi!” Keza İsmet Kotak Kooperatifleri böylesi bir siyasi irade ile diriltip devreye soktuydu!
Denktaş KKTC’yi böylesi bir siyasi irade ile ilan ettiydi.
Örnekleri çoğaltmak mümkün. Sonuçta “siyasi irade” diyeceğiz ve ekleyeceğiz: “Son dönemlerin koalisyon hükümetlerinde işte bu siyasi irade yoktur.
Çünkü uygulanması için bizzat yaptıkları “hükümet programlarına” bile inanmıyorlar!
Çünkü tanınmamışlıkta bırakın ülkelerarası ilişkileri, hamimiz TC ile bile ilişki kuramıyorlar!
Çünkü son örneğinde görüldüğü gibi TC’den akan su konusunda bile karar veremiyorlar!
Çünkü Devletçilikle özelleştirmeler arasında tahravalli gibi bir inip bir çıkarken zamanı yiyorlar!
Çünkü E-devlet diyorlar olamıyorlar! Yapacağız diyorlar yapamıyorlar! Tedbir alacağız diyorlar alamıyorlar! Birleştireceğiz diyorlar dağıtıyorlar.
Çünkü siyasi irade yoksunluğunda karar veremiyorlar! Çünkü KKTC’nin varoluşuna değil, kafalarında yarattıkları putlara tapıyorlar!
Çünkü bu “kararsızlıkları” nedeniyle kan kaybediyor, helâk oluyorlar!
TEK YAPTIKLARI: Eğer bir anlamı varsa “hiçbir şey yapmadıklarıdır!” Buna da iş diyeceğiz de değil işte! Şu su olayına bakın. Tek bir kelime ile ifade edilecek duruma düşürdüler: “Yazık!”
**********
KISACA TAKILDIĞIM: (DAĞINIK BİRİMLERDN KURTULMAK!)
Ulaştırma Bakanı Tahsin Ertuğruloğlu Trafikleilgili bütün birimlerin tak çatı altında toplanacağını açıkladı.”Trafik Hizmetler Birimi.” Bu tip “birleştirmeleri” önemseyenlerdenim. Çünkü şu kadar nüfuslu küçük bir toplumda “yetki dağılımı” nedeniyle parça körçe oluyoruz! Kamu hizmetlerinde “makamlar” oluşturduk ama içinden çıkılamayacak kadar dağınık başlıklar altında toplanan “birimler” de ihdas ettik! Her birine bir müdür her müdüre bir ayrı daire her daireye bir ayrı kadro! Mesela her köye bir belediye kurduk! Mağusa’nın hemen yamacındaki Yeniiskele’yi Kaymakamlık yaptık ama ne onlar gördüler faydasını ne Mağusa!
Kısaca diyoruz: KKTC’yi yeni bir Anayasa ile yeniden dizayn etmek gerekiyor. Kör şeytan bu kez de “çözüm olacakmış” diyorlar, yine vuslata kaldı reformlar!
































