Görüşmeciler görüşürken,
Bir Rum yetkilinin Türklere “Muhallebici” ya da “Lokmacı” dediği olur mu?
Ya da Rumca gazetelerde Türklere “muhallebici” diyen biri var mı?
Yok.
Kimsenin aklından bile geçmez…
…
Ama uzun zaman lokmacılıktan, muhallebicilikten öteye gidilmediği bir gerçeklikti.
Neyse ki,
İngiliz’e “sadık” bir ahali vardı!
Ya da ahalinin aklı iyice karışmıştı…
…
Eski koşullar içinde şekillenen bir takım düşünceleri, bugünün değerleri üzerinden eleştirmek pek doğru değildir…
…
Dönemin aydın insanlarından N.S Bodamyalızade,
İngiltere’nin Kıbrıs’ı işgalinin ellinci yılında İngilizce bir şiir yazar.
Bu şiirde Kıbrıs’taki Müslümanların İngiltere’ye “sadık” oldukları anlatılır.
Şiir 1928’e yayınlanır.
…
Bir bölümü şöyle:
Burası İngiltere’ye ait Kıbrıs’ımızdır, İngiltere’nin öz malı.
Britanya tacının en parlak, en halis mücevheri,
Eski zamanların çekici bakır adası.
Onun anne kucağında, onun şefkatli, sevgili göğsünde,
İslam’ın altmış üç bin mensubu,
Hala Sultanın Türbesi etrafında birleşmişlerdir.
Onlar dört yüz milyon kardeşlerinin bir parçasıdırlar.
Onlar sana ölünceye dek sadıktırlar, ey İngiltere,
Ve şimdi acı içinde son nefeslerini vermektedirler…
…
1920’li yıllarda bu ruh halinin bütün cemaate hakim olduğunu söylemek güç olsa da,
Lozan’dan sonra iyice aklı karışan cemaatin,
Kendileri bir şey yapamayacağına göre,
Sadak gösterecek bir yer bulmaları doğaldı!
…
Zaten bir yerlere “sadık” olmakla geçmişti ömürleri…
…
Dünkü yazımızda belirttiğimiz gibi,
Eğitimde meydana gelen gelişmeler, eli kalem tutan, modern dersler okuyan, yabancı dil bilen nesillerin yetişmesine neden oluyordu.
Bu da devlet dairelerinde Türk memur sayısının artmasını beraberinde getiriyor,
Giderek avukat, doktor, hakim, savcılar yetişiyordu…
…
Ama,
Doğrusu,
Altmışlı yıllara kadar Türkler lokmacı, muhallebici görülmüşlerdi…
…
Muhallebici tartışmaları gazetelerde de yapılıyordu.
1937 yılında Bodamyalızade ile bir Rum yazar arasında bu konuda basın yolu ile tartışmalar olduğu bilinir…
…
Bunlar artık geride kaldı.
Kimsenin birbirine bu şekilde hitap ettiği yok.
Bu gibi meseleler de unutulup gitti…
…
Bodamyalızade’nin şiirinde,
“Ve şimdi acı içinde son nefeslerini vermektedirler” denmesi doğrusu düşündürücüdür.
Demek durum şimdiki gibi ciddiydi!
…
Ama tarih göstermiştir ki,
Bu ahali son nefesinde de ölmüyor…
…
İmam, bu cemaate yaklaşırken iki kere düşünmeli.
Vanayı kapatsa da çare değildir…
































