Dillere pelesenk “iki taraf birbirine hiç bu kadar yaklaşmadı” deniyor! Oysa tarafların birbirlerine yaklaştıkları falan yok! İlle de bir yaklaşım aranacaksa o da Rum tarafının gitgide Kuzey’e daha çok yaklaştığıdır! Pardon! Çözüm konusunda değil, Kuzey’den neleri kapacağı yaklaşımında!
Nitekim Anastasiadis şöyle diyor: “Akıncı’nın seçilmesi bir ivme kazandırdı ama bu tek başına yeterli değil. Çözüm sürecine geri dönülmez biçimde girdiğimizi söyleyebilmek için Türkiye’nin somut adım atması gerekir… Nüfus ya da mülkiyet konusundan söz ederken insan haklarından söz etmemek anlaşılır değildir! İnsan haklarına üst sınır konulamaz ve kimlerin hakları olduğuna karar verilemez!… Dikenli konular devam ediyor. Mülkiyette sorunlar vardır…”
EGEMEN TAVIR! Anastasadis Kuzey’e gitgide daha egemen bir inisiyatifin politikacısı olarak yaklaşıyor. Bu son beyanatı ile İnsan haklarını hatırlatırken “dört özgürlüğü” kimsenin engelleme hakkı bulunmadığını, bu nedenle olası çözümde Kuzey’e taşınacak Rum mülk sahiplerini kısıtlama gibi bir olayı kabul etmeyeceklerini hatırlatıyor. Bu savını da perçinlemek için şunu söylüyor:
“Şu anda Kıbrıs vatandaşlığına sahip 114 bin Kıbrıslı Türk vardır… Eğer çözümsüzlükle Kuzey’deki Türkiye işgali devam eder ve bu nedenle Kıbrıs’lı Türklerin demografik ve ekonomik yapısı bozulup fakirleşirlerse, bu Kıbrıslı Türklerin ata topraklarına (güneye) dönmelerinin teşvik edilmeleri mümkündür!..”
DİKKAT: Farkındaysanız Anastasiadis tüm adanın Cumhurbaşkanı olarak konuşuyor! Türkiye’nin garantörlüğü ile Kuzey’deki varlığını kabul etmezken eğer 114 bin Kıbrıs Cumhuriyeti vatandaşı Kıbrıslı Türk dara düşerse biz onlara Kuzey’de kucak açmaya hazırız diyor! Kısaca Anastasiadis AB diliyle konuşuyor, insan haklarını öne çıkarıyor, Kuzey’de yurttaşı olan Türklerin “hamisi” olduğunu vurguluyor! Dünya siyasi çevrelerinde anlaşıldığı için onay gören müthiş bir politika sergiliyor!”
YA BİZİM TARAF NE DİYOR? Yine Rum basınından öğreniyoruz.
Bir: Türkiye’nin garantörlüğünün devamında ısrar ediyor.
İki: Kuzey’de TC kökenliler de dahil tüm KKTC yurttaşlarının “mevcut kullanıcılar” olarak mülklerinde ikamete devam etmelerini istiyor.
Üç: Mülkiyet sorunlarının kurulacak Komiteler ve tazminatlar yoluyla çözülmesini istiyor… (Tazminatların gazın satışından elde edilecek paralarla ödenmesini de istiyormuşuz. Yanılmıyorsam uyduruk bir haberdir!)
Kısaca şimdilik ve son aşamada durum vaziyetler bunlar.. Özetlersek bindik bir alamete gidiyoruz kıyamete!
**********
SUYU BİLE ZIVANADAN ÇIKARDIK! (KEŞKE YÖNETECEK ÇAPTA OLSAYDIK!)
Eskilerin en güzel hayırduasıydı: Bir bardak su ikram ettiğiniz insan “su kadar aziz ol” derdi! Hiç anlatmaya gerek yok. Su hayatın kendisidir. Nitekim “topraktan geldik, toprağa gideceğiz” falan diyoruz ama vücudumuzun yüzde altmışı toprak değil sudur!
İşte Kıbrıs Türk halkını yönetenler, bu suyu yönetme sevdasına düştüler! Ki yıllarca çocuklara Kıbrıs coğrafyasını anlatırken “bu ada kuraktır” derdik. “Suya hasrettir” derdik! Yazık ama! Çocuklarımızı iyi yetiştirmemişiz ki şimdi “dünün çocuğu bugünün büyüğü olan insanlarımız” kuraklığı yenecek suya kavuşmanın sevincini değil, hüznünü yaşıyorlar! Lafa bakın: “TC’den akan su ekolojik yapımızı bozacakmış!” Yok ille de akacaksa “yönetimi ille de bizim olacakmış!”
Nitekim Başbakanımız Sn. Ömer Kalyoncu bu konuda uzlaşıya varmak için hâlâ Ankara’ya uğramadı! Hükümetin UBP kanadında da laftan öte en küçük kıpırdanma yok!
Öte yandan hükümet içinde bir başka “hükümdarlığın” başı olan İsmet Akim de pusuya yattı! Geçitköy Barajının günlük elektrik masrafı olan 150 bin TL civarındaki paranın Kıb-Tek’e ödenemeyecek meblağa ulaşmasını ellerini ovuşturarak bekliyor ki sesler çoktan işitilmeye başladı: “Keserim haa!” Oysa bu parayı kimin ödeyeceği de belli değil çünkü hâlâ “yönetimi” yok! Kaldı ki günde 150 bin TL elektrik parasını şimdilerde 5 eksiği ile Belediyeler Birliği nasıl ödeyecek? Tonunu kaça satın alacak tüketiciye kaça satacak?
HÜKÜMET PROGRAMI NE DİYOR: Bilir misiniz? “Hükümet programının” girişinde 2. Madde şöyledir: “Kıbrıs Türk halkının kendisiyle ve ülkesiyle ilgili kararları her hangi bir müdahale olmaksızın özgür iradesiyle vermesi demokrasinin olmazsa olmaz koşuludur!”
Bal gibi açıktır ki bu madde TC ile ilişkileri zapturapt altına almak için kondu! Kapsamında inadına ne vardır bilir misiniz? “TC-KKTC mali ve ekonomik paketlerinin özelleştirmelerinin uygulanmaması! Ankara’nın çokça işlerimize karışmaması! Ve su akacaksa yönetiminin KKTC Yönetimlerinin ellerinde olması!”
Buna karşın: Keşke o Hükümet Programı uygulanabilseydi! O zaman “evet TC’den akan su, layık olduğu için Hükümetin uygun göreceği şekilde yönetilecektir” derdik! Oysa hükümetimizin bile yönetilmeye ihtiyacı vardır!
*********
KISACA TAKILDIĞIM: (OMBUDSMANA ŞİKÂYETİMDİR!)
Bir süre önce tanıdığım bir yurttaşın elektriği şu akıllı sayacın hışmına uğrar ve kesilir! Öncesinde “ödenmemiş borcundan dolayı elektriğiniz kesilecektir” yollarında ne haber ne bir uyarı yapılmamıştır. Aslında yurttaş Kıb-Tek abonesi olalı beridir her ay ödemelerini bir tamam yapmaktadır! Fakat ilk kez iş yoğunluğu nedeniyle ödeme yapmayı unutmuştur!
Ve Kıb-Tek bu ödemelerini bir tamam yapan sadık abonesinin insanlık hali unutkanlığını bile düşünmeden, haber vermeden, uyarmadan, elektrik akımını şıp diye kesmiştir! Muhtemelen akımı kesenler ellerini ovuştururlarken keyiften germagerdiler!
Tabi yurttaş hemen koşup ödemesini yapar ama tam bir gün akım yine gelmez! Bu kez elektrik dairesine uğrar, bağırır çağırır! Elektriği de ancak o zaman devreye sokulur!
Sn. Emine Dizdarlı: Bu yurttaş size şikâyette bulunmadı… Kısaca ben aktarıyorum ama. Artık bu ülkede en basit nedenlerle hemen her devlet kurumu yurttaşın canını yakmak için adeta fırsat kollamaktadır! Dikkat diyorum ve ekliyorum. İnşallah bu fevri davranışlar iflah olmaz bir sadizme dönüşmezler!
































