Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

PAZAR SOHBETİMDİR: (DÜNDEN BUGÜNE POLİTİKACILARIMIZ VE POLİTİKALARI…)

Tekrarında ne kadar yarar var bilmiyorum. Kimsenin kimseleri “adam” yerine koymadığı bir ülkede yaşıyoruz. Biz Kıbrıslı Türklerin doğasal yapısı bu! Her hangi bir kişi gıyaben de olsa sohbet ortamlarının konusu oluverince ilk tepki,  “o da adam mı be” lafına sarılı değerlendirme olur! Bu nedenledir ki bu ülkede kimse “adam”  değildir!            Ancak olayı çok da basite irca etmemek gerekir! Geçmişte daha cevvaldik ya! Çat orada çat burada, yemeler içmelerle süslü sofralarda, çoğu zaman “ekabirle” yarenlik ederdik! Zaman zaman lafazanlık yapmaktan fırsat bulup da az biraz etrafı izlemek gereğini duyduğumda şaşırırdım! Çünkü bazı salon toplantılarında Milletvekilleri ile Bakanlar ayni mekânı paylaştılar mı anlardım ki Bakanlar daha “adamdırlar!” Çünkü etrafları anında sarılır, bazen dirsek  ata ata yanlarına kadar sokulmak isteyen at sinekleri ile dolardı! Ben onlara “kuyruk sokumlarının bittiği yere kadar titreyenler”  derdim!          Bir akşam  Ercan Havaalanın üst kattaki  salonunda her halde bekledikleri yolcuları olacak çiçeği burnunda  iki Bakanımız koltuklara yayılmışlar oturuyorlar.. Haber erken yayılır. Nitekim iki Bakan’ın yukarıda oturduklarını kısa sürede öğrenenler  kendileri ile tokalaşıp merhabalaşmak için oluşturdukları kuyruk, yılan gibi kıvrılan merdivenleri de aşıp ta aşağılarda yeni kuyruk oluşturuyordu!  Bakanlarımız da durum vaziyetlerden memnun, yaygın ve baygın gülücükler atarak, uzanan her eli sıkıyor hal hatır sorarlarken arada “imalı ve şifreli lafları”  çalınıyordu kulağıma: “Merak etme unutmadım…” “o meseleyi hallettim…”  “Önümüzdeki Pazartesi gel de konuşalım…”
Demek “yurttaşla Bakanlar böylesi ortamlarda  iş bitirebiliyorlar”  diye düşünürdüm hep! Ne var ki Milletvekillerinde bu talih yok işte! Bakanların olduğu yerde yalnızdırlar! Sıradan yurttaşlar gibi Bakanların yanına bile varamadan uzaklardan meyus bakıverirler! Bu nedenle olmalı bu memlekette politikacı için ilk hedef Bakan olmaktır! Neyse ki CTP ağırlıklı hükümet ve bizatihi CTP bu işi rotasyona bağladı. Sıra ile milletvekillerini Bakan yapmakta!  Hem “reytingleri artmakta hem maaşları!” 
FAKAT: Bu halk vefasızdır! Bakanken at sinekleri gibi  etraflarında hale olurlar, kuyruk sokumlarının bittiği yere kadar titrerler; vakta ki “adam gibi adam” dedikleri Bakan görevinden gidiverir” yüzüne bakmaz  tu kakadır derler!
Bir devrelerde  UBP’yi yirmi yılı aşkın süre sırtlayıp götüren ve iktidardan iktidarlara  yol bağlayan Eroğlu nasılsa ayni yolda  kazaya uğrar UBP muhalefete düşer! Tanığı olurum: Kıbrıslı gazeteciler Ankara’ya taşınmışız Eski Meclis binasının önündeki Ankara Palas’ta kalıyoruz. Salonda resepsiyon mu ne var. Tesadüfen Ankara’da bulunan Eroğlu da işitmiş gazetecilerin orada olduklarını, akşam uğrayıvermiş. Ve kapının girişinde çakılıp kalmış ki “bir yalnız politikacı sendromunda!” Ne “hoş geldiniz”  diyen var ne “buyurun!”  Bir süre şaşkın fakat mütebessim etrafına bakınırken öteden beri aramızın mayfoşi oluşuna aldırmadan   “hoş geldiniz” demek için ilk ben vardıydım yanına!  Nedense “düşeni kakmalamam!  “Oh olsun” da demem!
Tabi anladığım şu oldu! Yetki sorumlulukların gittiği yerde bu ülkede “adam” da kalmıyor! “Adam olmak için yetkili ve sorumlu olmak gerekiyor!”
NE DİYECEKTİM?  “Politika nankör falan değildir.”  Aksine ben hep  “fazilettir” diyorum. Eğer onu bir şık elbise gibi taşımasını   ve yakıştırmasını bilirsen tabi.. Fakat söyleyin: Kaç politikacımız vardır  görevini kendine yakıştıran! (Şimdi ben o eski Bakanlarımızla milletvekillerimizi, “doğruya doğru” diyerek adları ile zikredeceğim de öteki politikacılarımıza haksızlık olacak!)
Diyeceğim şuydu: “Politikacılarımızı başarısızlığa iten seçmenler oldu!   Çünkü her seçim döneminde  katıldıkları kampanyalarda “seçtirecekleri  kişilerle” pazarlık yaptılar:  “Seçildikten sonra iş! seçildikten sonra kredi! Seçildikten sonra ihale! Seçildikten sonra falan arsa! Seçildikten sonra müdürlük müsteşarlık, pazarlıkları!…
Kısaca “seçtiririm ama karşılığını da beklerim ve alırım hesapları!” Bu nedenle ne hazırlanan “parti bildirgeleri” hükümetlerin uygulanan programları olabildi ne de memlekette işe göre adam uygulaması gerçekleşebildi…  Popülizm denen illet elan devamda zaten!
ŞİMDİLERDE DURUM. Geçmişte Türkiye ile uyumlu çalışan hükümetler vardı. Şimdi kavga eden hükümetler var.
Geçmişte “kamu görevinden gelen iş bilen Bakanlar vardı.” Şimdi siyasi parti kademelerinden geliyorlar ve iş bilmiyorlar!
Geçmişte kadro hareketi vardı. Şimdi dağınıklık var!
Geçmişte devlete inandığı için devlet uğruna çalışan fedakâr politikacılar vardı. Şimdi “devlet yoktur” dedikleri için, içine eden politikacılar var!
Geçmişte  “devlet yönetmenin ruhu felsefesi vardı. Şimdi sadece tek değer var: Para!
Geçmişte Türkiye’ye inanç vardı. Şimdi “çeksin gitsin” diyen politikacılar var!…
Şimdi sorulası sorudur: Mesela müzakerecimiz Akıncı bu politikacı tiplerinden hangisidir!
Diyelim ve ekleyelim. Ne olursak olalım ama. Bir gün devlet yönetmesini de öğreniriz. Fakat  her şeye karşın Kuzey’i delik deşik etmeden Kıbrıs Türk halkını adadaki son vatanı olan Kuzey’de bir bütün olarak tutmak gerek. Aksi halde sadece Kuzey’i kaybetmez, kendimizi de kaybederiz!