“Yeni bir Kıbrıs Cumhuriyeti” söylemi yeni değil. Annan planı kadar eskidir ve esprisi şudur: Çözüm olacaksa Güney hâlâ tepe tepe kullandığı “Kıbrıs Cumhuriyeti”den feragat edecektir; Kuzey de KKTC’den! Dolayısıyle ve elbette “yeni bir cumhuriyet” yahut “federal Kıbrıs Devleti” kurulacaktır. Ha eğer deniyorsa ki “ama bugüne kadar hep Birleşik Kıbrıs’tan söz ettik, bu nedenle “Birleşik Kıbrıs Federasyonu Devleti olmalıdır” amenna! Yeter ki “nitelikle nicelik” birbirlerine uygun olsun! Dedikten sonra gelelim Davutoğlu’na:
DAVUTOĞLU NE DEDİ: Şimdilik Kıbrıs siyasi sorununa, “çözümü halinde TC’nin AB’ye duhul eyleyeceği” prespektifinden bakıyor! “Çözüm olursa “Türkiye’nin rüyası gerçekleşecek AB kapısından daha kolay geçecek!” Tabi Davutoğlu’nun bu konuda farklı bir söylemde bulunması mümkün değil çünkü AB’nin Türkiye’ye yönelik “Kıbrıs sorununu çöz de gel” baskısı hiç bitmedi!
Fakat: Davutoğlu şunu da söylüyor: “İki kesimliliğe, adil ve siyasi eşitliğe dayalı yeni bir Kıbrıs Cumhuriyetinin doğması ve iki kurucu devlet temelinde birlikte yaşamın güzel bir örneğini sergilemesi ortak hedef olmalıdır…”
Davutoğlu satır aralarına şunu da sıkıştırıyor: “Diğer garantör ülkelerle birlikte Türkiye Cumhuriyeti Kıbrıs’taki çözümün asli unsurlarından biridir ve bu katkı ile nihai çözüme ulaşılmasında gereken adımları atmakta tereddüt etmeyecektir…”
Davutoğlu’nun bu söylemini yorumlamaya gerek yoktur. Açık seçik diyor ki Türkiye garantör ülke olarak soruna müdahildir zaten “asli unsurudur.” Kısaca, Türkiye çözümden sonra da “garantör ülke olarak Kıbrıs Türk halkının yanında olmaya devam edecektir!”
AKINCI NE DİYOR: Bugüne kadar hangi “konularda” tam tamına uzlaşıya varıldığını bile bilmiyoruz! Nitekim “Yönetim ve Güç Paylaşımı” başlığı altındaki konular müzakere edildi mülkiyete geçildi ama mesela “siyasi eşitlik, dönüşümlü başkanlık, Temsilciler Meclisinde Türk Rum temsilcilerinin oranları” gibi klasik “Yönetim konularında” henüz bir bilgiye sahip değiliz. Sn. Akıncı sürekli “Başlıkları” görüştüklerini söylüyor! Her halde “sürpriz yapmayı” seviyor, tüm detaylı açıklamaları “müzakereler sonrasına” bırakıyor!
KISACA: Müzakereler çoktan 2016’ya sarktı. Tüm konularda uzlaşıya varmadan referanduma gidilemeyeceği göz önünde tutulursa, taraflar daha uzun süre “masada pazarlıklarını” sürdürecekler… ********** KENDİMİZİ MAHKÛM EDİYORUZ: (TC’NİN YARDIMLARINI BİLE İTİYORUZ!)
Bir süredir gazeteler “Kurumların” zarar beyanlarını sayfalarca yayınlanıyorlar.. Ne kadarı gerçek ne kadarı “gerçek değil” bilmiyoruz. Dünya ekonomilerinin bile inip kalktığı, dövizin tüm borsaları sarstığı, istikrarsızlıkların alıp başını gittiği, Ortadoğu’da savaşın devam ettiği gerçeklerde “ambargolar altındaki Kıbrıs Türk ekonomisinin” tabi ki şah olmasını bekleyemeyiz.
Fakat yıllardır “zarar beyan edip vergi vermeyen “Kurumların” battık feryatlarına karşın çoklukla ne iflas bayraklarını çekenlerini gördük ne de kendilerini Kayyumlara teslim edenlerine tanık olduk! Aksine burası küçük memleket herkesin yaşantısı herkesin gözlerinde, bayağı da iyi hayat sürüyorlar!
BATAN DEVLETTİR: Gerçek şudur: Kimse vatan millet Sakarya hamasetiyle gofa ve gafa gelerek “kazandığı kadar vergi vermez!” Vergi alınır. Oysa bu devletin böyle kabiliyeti yoktur! Buna karşın hâlâ “başarılı” da olabileceğinin şansını elinde tutmaktadır. Nitekim işte ayağına kadar gelen o yeni fırsatı geçtiğimiz gün resmi ziyaretinde Davutoğlu açıkladıydı:
“KKTC’nin sağlam demokrasisi, ekonomisi ve kültürel altyapısıyla güçlü şekilde ayakta durması en önemli hedeftir… Geniş tabanlı Hükümet kurulmasından dolayı büyük memnuniyet duydum… Dört yıl boyunca KKTC’ye her tür katkıyı vermeye devam edeceğiz..”
Bakın ne Davutoğlu sıradan bir politikacıdır ne de 3 milyon mültecinin bile kahrını çeken Türkiye sıradan bir ülkedir.. Biz Ağustos böcekleri gibi zırlanırken, Türkiye Kuzey’in bir baştan bir başa altyapısını gerçekleştirdi. Üniversiteler açtı, Maliyeye para akıttı, TC Yardımlerı ne itti ne bitti… Artı su da getirdi. Ve Davutoğlu o sudan söz ederken “bütün alt yapıyı yenileceğiz” sözü verdi…
BUNA KARŞIN: Yıl 365 gün grev ve eylemlerle iştigal eden biz “Kıbrıslı Türkler” 41 yıldır ne yaptık? İşte Kurumlarımız! Yıllardır “battık” deyip zararlarının feryatlarında heyamola çeken seslerinden gayrısını duymadık! Öte yandan TC ile yapılan ekonomik protokollere, “bunlar kapitalistlerin çıkarlarına hizmet eden, emekçinin alın terini gasp eden modellerdir” deyip Türkiye’yi protesto etmekten, “çek git” demekten öte ilerleme sayılacak bir adım atmadık!
Oysa ne diyor TC Başbakanı: 4 yıl süresince size her türlü katkıyı vermeye devam edeceğiz…” Böyle bir sözün “gerçekleşmesi için” arkasından çatlayana kadar ve inatla koşmaz mısınız? Hayır! Koşmak bir yana Türkiye’nin adadaki varlığına bile tahammül edemeyenler var!
Su sorunu bu gelişmelerin bir siyasi versiyonudur! KKTC’de “hakim unsur” haline gelmek isteyen bir kesim Türkiye’yi adaya akıttığı suyu ile daha bir kalıcılaştıracak “yönetim paylaşımından” uzak tutmaya çalışmaktadır! Batmış Belediyeleri de bu amaçları için kullanmaktadırlar! Bir kez daha “yazık” diyoruz çünkü Türkiye gibi bir büyük ülkeden büyük oranda “her türlü ekonomik katkıyı almak yerine, dışımıza itiyoruz!” Bu bir çılgınlıktır!
**********
KISACA TAKILDIĞIM. (GAZİMAĞUSA BELEDİYESİNİN
Gazimağusa Belediyesi seçimlerinden bu yana bakın ne yapmadı: (Yaptıklarını sonra yazarız.) “Yol yapmadı, bozuk yolları onarmadı! Kaldırım yapmadı bozuk kaldırımları onarmadı!
Trafiği düzenleyecek trafik işaretlerini yapmadı, mevcut olanlar da bozuk yollar nedeniyle göçtü gitti!
İmar iskân çarpıklığına dur demedi! Kent derbederliğini önleyemedi!
Işıklandırmayı karanlıklarla değiştirdi, çeşmelerden akan suyu bile akmaz hale getirdi!
ŞİMDİ BAKIN NE YAPACAK? Engelliler dolayısıyle “engelli dostu olacak bir Gazimağusa yaratacak!” Ki bu kentte “sağlıklı insanlar yollarda yürür araba kullanırlarken tokuşa çarpa, düşe kalka zaten “engelli insanlar olmaktadırlar!” Dolayısıyle engelsizlerin bile engelli duruma düştüğü bu kent doğal olarak zaten çoktan “engellilerin dostu oldu!” Yetmez mi?
































