Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

PAZAR SOHBETİMDİR. (KC’DEN BUGÜNLERE GELİRKEN ÇÖZÜM ÜZERİNE BİR ZİHİN PRAKTİSİ.)

Çözüm olursa “kalıcı” olacak mı? İlk müzakerecilerden Papadopulos buna “fonksiyonel çözüm”  derdi. Yani “şu veya bu çözümden çok, kalıcılığı ile nasıl bir çözüm” olmalı ki her iki halkı da ayni gemide taşıma potansiyeline  sahip olsun.
Bu konuda “ilk” ve hâlâ henüz yeni bir çözüm olmadığı için “son” dediğimiz deneyim “Zürih Londra anlaşmaları ahkâmlarındaki  1960’da kurulan Kıbrıs Cumhuriyeti’ydi. O yılları yaşayanlar iyi bilirler. Türkler’le Rumlar’ın Kuzey Güney olarak ayrılmadıkları ve karma köylerde yan yana yaşadıkları bir “Kıbrıs ve Kıbrıslılık” gerçeğinde başarılabilinecek ortalama bir  çözüm şekliydi!
Fakat şimdi düşündüğümüzde ters yanlarını daha iyi görebiliyoruz. Mesela Yönetim paylaşımında “yüzde 70 Rum Yüzde 30 Türk temsiliyeti vardı… Sanki bu nüfus oranı hiç değişmeyecekmiş gibi! Sanki Türk halkı ekonomik yönden hiç büyümeyecekmiş gibi!
BÜYÜK KAZANIM TC’NİN GARANTÖRLÜĞÜYDÜ. Şimdilerde o yıllara dönüp bakarken Kıbrıs Cumhuriyeti’nde Türk halkının tek kazanımının “Türkiye’nin garantörlük”  gibi bir hakkı elde etmesiydi! Ki sonrası belaları hep bu “garantör ülke” konumundaki Türkiye’nin  müdahaleleri ile savdık..
KC’i ANAYASA MAHKEMESİ: Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi de büyük kazanımdı. Türk ve Rum iki yargıçtan oluşuyor,  başında da  bir Forshoff adlı bir Alman prof. Bulunuyordu. Bu Alman Anayasa mahkemesi Başkanı,   Rumların inanılmaz baskılarına karşın iki toplum arasındaki dengeleri hep koruduydu. Mesela Türk tarafınca açılan davalar vardı, Makarios bunları düşürmek için Anayasa Mahkemesi Başkanına sürekli baskı yapar fakat başaramaz, istediğini elde edemezdi! (Mesela Türk tarafınca Belediyeler konusunda açılan davalar gibi..)
Kısaca Kıbrıs Cumhuriyeti bir çözüm getirdiydi ama  hırgür hiç bitmediydi! Ki Rum’lar Kamu Görevlileri atamalarında yüzde yetmiş yüzde 30 oranlarına da uygun davranmıyorlardı…  Kurulan Kıbrıs ordusu ile   Polis teşkilatında da EOKA’cı egemenliği vardı! Yani Türklere yönelik tam bir potansiyel güç!  Vergiler konusunda da anlaşmazlık vardı çünkü toplanan vergiler Kamu görevlilerinin çoğunluğunca  Rumlardan atanması için harcanıyor dolayısıyle “eşitlikçi  ve adilane” olmuyordu!
KIYAMET BELEDİYELERDEN KOPTU: Anayasa’ya göre Türk ve Rumlar Lefkoşa, Larnaka, Limasol, Mağusa ve Baf’ta ayrı ayrı kendi Belediyelerini kuracaklardı.  Kurdular ama çalıştıramadılar! Çünkü Rum tarafı KC’nin kuruluşunun üzerinden 6 ay geçmesine karşın “belediyelerle ilgili yasaların yapılmasında ayak sürüdüydü..”   Oysa Türk tarafı 1958’de İngiliz döneminde “ayrı Belediye” hakkını kazanmıştı. Makarios’un sindiremediği buydu… Sonunda Makarios ki KC’nin Cumhurbaşkanıydı, 1963’e girilirken Anayasa’da 13 maddeyi değiştirip resmen Enosis’e gidecek kapıları açmanın zemini hazırlamak istedi.  Mart 1963’de Akritas planı uygulamasında resmen Türklerle meskun yerlere saldırmaya başladı… Ve tabi KC’i üç yıl bile dayanamadan göçüp gitti!
BUNLARI NEDEN HATIRLATTIM. Biliyorsunuz 2004 de Annan planı deneyimini yaşadık. Nedense bu plan konusunda  o günlerin “savunucuları” olan kesimler bugün her hangi bir değerlendirme yapmıyorlar! Hatta Annan planı hiç gündeme gelmemiş, referandum olmamış gibi davranıyorlar! Bu konuda pişmanlıkları var mı bilmiyoruz! Hâlâ Annan planını savunuyorlar mı onu da bilmiyoruz! Buna karşın bizler gibi  düşünenler “iyi ki Rumlar hayır dedi” demeye devam ediyorlar. Büyük bir tehlike atlattıktı diyebiliyoruz…
Şimdi tutun ki yeni bir anlaşmaya gidiyoruz. Ve tutun ki her iki taraf da “evet” diyecek. İşte soru: “Türk ve Rum halklarının “Yönetim ve Güç Paylaşımı” konusunda oluşacak Federal Devlet “birliktelik ve kalıcılığı ile yaşatılabilinecek mi?
HATIRLATALIM. Kendi bünyemizde oluşturduğumuz “Koalisyon Hükümetlerini”  bile taşıyamayan bir siyasi yapılaşmada  her iki yılda  erken seçime gitmek zorunda kalınırken 800 bin kişilik Rum kafası ile -her halde bazı TC’ler de ayrıldıktan sonra anca 250 bin kişilik bir cemaat esamesine düşecek Kıbrıs Türk halkını- “hangi fonksiyonel çözümde kalıcılığı ile düşünebilirsiniz ki? Hele asla melek melaike olmayan   Rum halkı ile liderliğinin ve tabi kilisesinin Türk halkına yönelik  kavgasız gürültüsüz, gaspsız haksız, türlü çeşitli politik saldırılarda bulunmayacağına inanabilirmisiniz ki? 
Tabi “nasıl bir çözüm” olacağını bilemiyoruz. Fakat her halükârda “temsilciler Meclisindeki çoğunluğu ile Cumhurbaşkanlığını uhdesinde bulunduracak, mülk zenginliği elinde olan  ve kafasından asla ada egemenliği ideasını atamayan bir Rum toplumundan söz ediyoruz…
DİKKAT: Çözüm olmasın demiyoruz! Tüm bu olasılıklarla geçmişi hortlatmayacak bir çözüm olsun diyoruz! Bunun için de kesinlikle Kuzey’de Rum tarafının nüfusu ve mülkü ile delemeyeceği tamamen Türk halkının egemenliğinde olacak bir kurucu devleti tesis etmek kaçınmazdır. Hadi dilimin ucundakini yazayım. Kısaca “Konfederal bir sistem!”