Paris’teki terör olayından sonra Avrupa bir korku paranoyasına düştü! Futbol karşılaşmalarını bile erteliyor! Özellikle “Fransa ve Almanya” kelimelerinin altı çizilerek bu ülke insanlarını çok vahim günlerin beklediğini yayıyorlar! Tabi Türkiye gibi yıllardır terör olayları ile mayalanmış ülkeler Avrupa’nın bu hezeyan haline getirdiği çığlıklarına biraz da şaşkınlıkla bakıyor! ANCAK TC KUŞKU DUYUYOR: Çünkü “terör ve mülteci akını ile başı ağrıyan AB insanları bir yandan kendi yurttaşları olan Müslüman kökenlilere karşı “ırkçılıkla” ifade edilecek mütecaviz davranışlarda bulunuyor, bir yandan da sınırlarını sıkı sıkıya kapatıp bugüne kadar yarattıkları dikensiz gül bahçesini koruma altına almak istiyorlar! İslam karşıtı duygular düşmanlığa dönüşüyor! Ve tabi bu “Müslümanlık fobisi Türkiye’yi de etkileyecektir. YA KIBRIS: Bölgemizdeki bu türlü korku salan olaylar arasında Kıbrıs çok mu güvenli ve korkusuzdur? Küçük ada hangi “bahane” sonucunda “terör” olaylarına bulaştırılır ki? Eti ne budu ne! Mesela Güney’in Rusya ile askeri ittifakı mı? Mısır’la İsrail ile olagelen sıkı işbirlikleri ile askeri tatbikatları mı? Türkiye’nin Kuzey’deki askeri varlığı mı? İngiliz üsleri mi?..
KOLAYCA cevap verilecek bir durum yok. Ancak “tahmin ettiğimce” Rum halkının bizatihi kendi içinde ve Rum odaklı “teröre” meyilli “ırkçı” kesimleri vardır! Mesela Eoka B’nin lağvedildiğine inanmıyorum. Irkçı örgüt ELAM’ın da kendi kendine laf ola oluştuğunu sanmıyorum. Bu kanaatten hareketle söyleyeyim:
BİR süre önce bir grup ELAM’nın Türk gençlerine saldırısı bu adada “iç barışın” ne denli “hassas” ve kırılgan olduğunu ispat etti. Ve KTKG’i Sendikası Başkanı Mehmet Özkardaş’ın tespitince “evet ELAM resmen Kilise ve bazı siyasiler tarafından beslenmektedir. Nitekim Kilise hâlâ “saldırı olayını kınamadı, telin etmedi, ağzını bile açmadı!” Kilise bunu “özellikle” yapmıyorsa bu ırkçı terör örgütü günü saatı geldiğinde yine harekete geçecektir. Üstelik bu kez “Müslüman” kaynaklı korkularda, büyük Ortodoks Kilisesine dayalı bir “ELAM” söz konusu olacaktır! Allah göstermesin diyoruz çünkü kan gövdeyi götürür… ********** TC’NİN BÜYÜK BAŞARISI: (KTTO’SININ UYARISI VE ÖNERİSİ.)
Antalya’da gerçekleştirilen G-20 Zirvesiyle ilgili yapılan bazı rakamsal açıklamalardan öğrendik: Zirveye 13 bin kişi katıldı. 40 bin kişi görevlendirildi. Bunların sadece 3 bini medya mensubu kişilerdi. Liderlerin zirve için kullandığı alan 7 bin 500 metre kareydi. 63 bin yumurta, 3 ton muz, 25 bin 700 şişe su, 45 bin 350 alkolsüz içecek tüketildi.. Medya merkezinde 1 buçuk ton elma yendi. Her lidere 4 koruma düştü…
BÜYÜK TÜRKİYE DEMEZ MİSİNİZ? Dünya alem dese KKTC’nin kendini dünyanın odağı sanan bazı politikacı kimlikli insanları ile kafadarları demez! Demedikleri için de 41 yıldır KKTC ile TC ilişkileri anlaşılmaz bir anlaşmazlıkta ekşimsidir! Hatta bazı bazı kokuşmaktadır! Nitekim 41 yıldır Türkiye hükümetleri KKTC’ye hangi katkıda bulunmuşlarsa yaranamadılar! Hatta “Rum içeri Türkiye ve Türkiyeliler dışarı” bile denmiştir, denmeye devam etmektedir!
Kısaca G-20 üyesi Türkiye dünyadan kabul görmekte, türlü çeşitli ekonomik ilişkiler, anlaşmalar gerçekleştirmekte, dıştan devasa yatırımları desteklenmekte fakat KKTC hükümetlerine mümkünü yok birlikte imzaladıkları “Mali ve ve Ekonomik Protokolleri” bile uygulatamamaktadır!
KTTO’SININ ÇAĞRISI: Geçtiğimiz gün Kıbrıs Türk Ticaret Odası gelmiş geçmiş hükümetlere de sitemde bulunarak şöyle bir açıklama yaptı. “…4 Aralık 2012 tarihinde imzalanan Ekonomik ve Mali İşbirliği Protokolü ile 2013-2015 dönemini kapsayan !Sürdürülebilir Ekonomiye Geçiş Programının’ KKTC ekonomisinin ihtiyaç duyduğu yapısal dönüşümü sağlamaya yönelik önemli adımlar içerdiğini fakat KKTC’deki siyasi istikrarsızlık ve hükümetlerin bu programı yeterince sahiplenmemeleri nedeniyle etkili olamadığını…”
KTTO’sı devamla TC ile imzalanması gereken protokolde de Hükümetin yavaş davrandığını iddia etti ve yeni protokol ile ekonomik programların şart olduğu uyarısında bulundu…”
Oldu mu? Ki bu tip uyarılar yıllardır ne medyanın haber ve yorumlarından düştü ne de ekonomistlerin! Fakat hükümet her devrede üç tane sendika ile sendikacının esiri olurken ne özelleştirilmeleri gereken Kurumları özelleştirdi ne de altına imzasını atıp beğenmediği protokollere karşın “kendi ekonomik planlarını” yapabildi! Hem de yukarıda bir “zirve” toplantısı nedeniyle nasıl devasa harcama yapabileceğini ispat eden o Türkiye’ye karşı! Ki “harcanan parayı da açıkladığında biz burada “yıllık bütçemiz kadar” diyeceğiz!
KTTO’sının sesine kulak verin! Ankara’da hükümet kuruluyor. Gidin Ankara’ya bir zirve de siz yaptırın. Anlatırsanız Türkiye anlar. Ciddi işbirliğinde Kuzey’i ihya ederken, kısa sürede uçurur da… ********** KISACA TAKILDIĞIM. (KADIN ERKEK AYRIMINDA YENİ TREND: “İŞKADINLARI!)
Bu ülkede hangi iş yerine gitseniz hangi dükkâna mağazaya uğrasanız çalışan kadınlarla karşılaşırsınız. Ya veznede, ya tezgâhta yahut hizmettedirler.
Bu ülkede hangi devlet dairesine gitseniz erkekler kadar kadınlarla muhatap olursunuz. En üst mevkilerden en alt kademelere kadar kadınlar erkeklerle yan yana çalışmaktadırlar.
Öğretmenlerin yarısı belki kadındır. Kadın hemşirelerimiz kadın doktorlarımız çoktur. Hatta kendi aralarında temizlik için şirketleşen kadınlar vardır.
FAKAT. “Siyasete” politikacı olarak atılacaklarsa erkeklerin himmetinde “kota” ile katılabilmektedirler! Bir parti kurulacaksa kadının adı yoktur! Ve hatta diyoruz: Hatta kadınlar erkekler gibi “işinsanı olacaklar ve devletten kredi desteği talep edeceklerse adlarını “işkadınları” olarak bizzat kendileri koyuyorlar ki “erkeklerden ayrı gayrı ve ikinci sınıf olduklarının ispat etsinler!” Eee, o zaman neden siyasette “kota motaya konuyoruz” diye yakınıyorsunuz! Bizzat yaratıcıları, siz kadınlar olmuyor musunuz?

Önceki Haber
Sonraki Haber

























