Dün sabah bir yandan 15 Kasım 1983’de Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin Denktaş tarafından “resmen” ilan edilmesini düşünüyor, öte yandan geçen 32 yılın muhasebesini yapıyordum.
Bir yandan dilimin ucuna kadar gelen Atatürk’ün büyük Türkiye Cumhuriyetinin kuruluşunun 10. Yıl nutkunda gururla söylediği, “az zamanda çok ve büyük işler yaptık” cümlesini bu kez KKTC için ayni gururla söylemek istiyordum ama bir yandan da “acaba” diyerek tereddüt ediyordum!
Bir yandan “devlet ilan ettik ama olabildik mi” sorusuna yüzlerce kez cevap ararken bir kez daha cevap vermek istiyordum ama bir yandan da vereceğim cevaptan korkuyordum!
Bir yandan “devlet oluş bahtiyarlık, üstünlük, güç müdür” düşünceme “evet” demeyi istiyordum ama bir yandan da KKTC için “hayır” demem gerektiğinin üzüntüsünü yaşıyordum!
TARİHİ FIRSATI KAÇIRDIK MI? Sonuçta “evet devlet olduk ama devlet olamadık diyordum!” Nitekim düşüncelerimi yazmaya başlarken biliyorum ki KKTC’nin 32. Yılında her şey söylenecektir ama “KKTC ilelebet yaşayacaktır” denemeyecektir! Bu tarihi fırsatı şu veya bu nedenle kaçırdık! Şimdi geldiğimiz yerde ise artık “Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetinin” müzakere masasında yaşatılmasına yönelik çabalar değil, “ilga” edilmesi için “yerine konacak yeni çözüm alternatifleri ile statüleri” tartışılmaktadır!
ÖYLEYSE ÖNÜMÜZE BAKALIM. KKTC Kıbrıs Türk halkının 32 yıllık zaman dilimi içinde tarihi var olma mücadelesinin dönüm noktasıdır. Sayesinde “devlet nedir, nasıl yönetilir, organları nelerdir, başarılı devlet olabilmek için niçin başarıyı çakacak yöneticilere gerek vardır, bir devlette politika nasıl yapılır, dış ilişkiler nasıl tesis edilir, nasıl diplomatça sürdürülür… Öğrendik!
Ve şunu da öğrendik. “Devlet olmak büyük olaydır. Ancak “layık” olan halklara nasip olur! Bizim nasibimiz ise “eğer çözüm olmazsa tanınmamış bir devletin külfetini taşımaya devam etmek olurken, yaşatılmasının büyük fedakârlıklar gerektireceğidir!”
ÇÖZÜM OLURSA: İşte elimize geçecek bir tarihi fırsat daha. Yeter ki bu çözüm “1960 Kıbrıs Cumhuriyetinin Kuzey’i de kapsamına alan bir Federal sisteme dönüşmesi biçiminde olmasın. “İki kurucu devlette dayalı federal sistem içinde özerk ve egemen olsun. En azından “Kuzey’deki Federe Türk Devleti” densin… Ve Rum unsuru tarafından delik deşik edilmeden bir bütün coğrafya olarak kalsın.
BUGÜN İÇİN: Aklımıza bir başka siyasi çözüm şekli de gelmiyor. Oysa itiraf edelim: Gelişmeler kuşku vericidir. Rum tarafı tüm pazarlığı “Kuzey” üzerine odaklaştırırken artık konuştuğumuz, “Kuzeyde kalıcılığı ile kazanacaklarımız” değil, “ne kadar kaybedeceğimizdir!”
KKTC’nin 32. yılını geleceklerde de “devlet olarak devletlu, Kuzey’in efendi ve sahibi olması” umutlarımızda bir daha kutlar, Kurucusu Denktaş’a Allah’tan rahmet dilerim. **********
FRANSAYI SARSAN TERÖR: (DİKENSİZ GÜL BAHÇELERİ DE KANA BULANIYOR!”
Geçtiğimiz günlerde Erdoğan bir konuşmasında şöyle diyordu. “Suriye ateşine odun taşıyanların hepsi de bir gün o ateşlerde yanacaklardır!”
O günler yavaştan gelmeye başladı. Kendi kıtasına çekilip etrafını tellerle çeviren Avrupa artık rahat değil, çünkü İşid ve ötesi terör örgütleri tarafından fena halde hırpalanmaya başladı! Nitekim ikincidir Paris’te bombalar patlıyor, insanlar artık yüzlercesi ile ölüyor! Panik büyük! Ortadoğu yanar, milyonlarca insan göç yollarında savrulur, Ege denizinde kucaklarındaki bebeleri ile kadınlar boğulurlarken; kendini “beladan uzak tutmak için” sınırlarına teller çeken AB ülkelerini kan tutmuş olmalı artık onlar da akıtılan kanların içinde boğuluyorlar!
Tabi ki “oh olsun demiyoruz! Aksine TC’nin başındaki PKK’yı, PYD’i terör örgütü olarak tanımlamak istemezken, İŞİD’i terör orgütü olarak tescil eden AB’nin en azından bu son olaylarla artık “terör örgütlerinin iyisinin kötüsünün olmayacağını” anladığını sandığımız için sitemde bulunuyoruz! Ki bunu öğrenmesi için Paris’in göbeğinde 150 insanın patlatılan bombalarla ölmesi gerekiyordu!
Türkiye yıllardır “terör belası” ile yaşıyor. Canlara mallara gelen zararlar bir yana, akan kanlar kadar akan göz yaşları seller oldu! Ve Avrupa hep uzaklardan, belki de ellerini ovuşturarak, Amerika’nın şu “Büyük Ortadoğu projesini” gerçekleştirmesi umutlarında içine kapandıkça kapandı!
Oysa artık dünya gerçekten çok küçük! Kimse kimseden azade yaşayamıyor. Uzaklarda patlayan bomba tüm dünyayı ayağa kaldırıyor! İşte bu ayağa kalkan dünya “terör örgütlerinin tümüne de karşı cephe aldığı gün “terörün ve teröristlerin” kökü kurur!

Önceki Haber
Sonraki Haber

























