Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

ÜLKELER BÖLÜNÜYOR: (KIBRIS’TA İLLE DE BİRLEŞTİRECEKLER.)

İspanya’da Katalanlar daha fazla dayanamadılar, bağımsızlıklarının ilânına karar verdiler.  AB için yeni bir gaile daha başladı. Ancak olayın esprisi bu değil.  Asıl sorulası olan “Birleşik Avrupa”da bile ülkelerin kendi içlerinde çatır çatır ayrılmalarıdır! Balkanlar, Çekoslavakya bunun tipik örneklerini oluşturuyor! AB’nin kalbi olan Brüksel’de bile Flamanlarla Volanlar dalaşıp duruyorlar.  Kaldı ki dünyanın diğer yöreleri de ayrılmalara sancılanıyor. Suriye bölünüyor. Irak çoktan bölündü. İsrail Filistin olayı sürüp gidiyor… Kısaca dünya yeni ülkelere gebe sancılar koyuveriyor. Sonuncusu Katalanya oluyor, İspanya’dan kopmak için bir kez daha harekete geçiyor.
BU GERÇEKLERE KARŞIN. Kıbrıs’ta iki halkı “birleşik federal sistemde bir araya getirme” arayışları bitmiyor!   Sayısını unuttuğumuz planlar yapılıyor, müzakere masaları kuruluyor, referanduma gidiliyor fakat “nihai çözüm konusunda sonuç alınamıyor!” Çünkü Rum tarafı BM’ler ve AB desteğini de arkasına almışlığını kullanıyor!  Artık “Enosisin” ateşi sönmüş de olsa, tüm adaya sahip olamayacağını da anlasa en azından büyük oranda  adaya “egemen taraf” olmak istiyor. Farkındasınız:  Müzakerelerin seyrini de bu rotada sürdürüyor.
BAŞA DÖNÜYORUM. “Dünyanın irili ufaklı etnik halkları kendi devletlerine sahip çıkmak için mücadele ederlerken, neden Kıbrıs’ta “iki kurucu  devlet” yaratıp  bir “Kıbrıs Federal Devleti” oluşturmak için büyük çabalar sarf ediliyor?           Neden Kuzey ve Güney tek federal devlet çatısı altına sokulur ve her iki kanada da “Kurucu devletler”  denirken,  sorun yönetim ve mülk paylaşımına geldiğinde Rum tarafı azınlık-çoğunluğa dayalı bir “egemenlik anlayışı ile hareket ediyor?
Neden masada TC’lilerin adadan gitmelerinde ısrarlı olurken “iki kurucu devlet” olgusuna karşın “TC’nin garantörlüğünü de dışlamaya çalışıyor?”
Neden  AB müktesebatı diyerek şu veya bu sayıda nüfusu Kuzey’e göndermek ve 4 özgürlüğü çalıştırmak istiyor?
Bu soruların ve daha pek çoğunun cevabını henüz resmi açıklamalarla veren olmadı? Masada pazarlıklar devam ediyor denmekte, ancak devam eden pazarlıklar hep Kuzey’in kaderi üzerinde gelişmekte! O kadar ki artık Eide de bu gidişattan memnun değil, geçtiğimiz günlerde “çözümle birlikte doğal kaynaklar tüm Kıbrıslılar’ın olacaktır” diyor ama hemen ardından  “ancak şu andaki eğilim Kıbrıslıların yararına değil” açıklamasını yapmak zorunda kalıyor! Hatta gidişat  “kötüdür” diyor!
Neden. Çünkü Rum Güney’in nimetlerini Türk halkı ile paylaşmadan, Kuzey’in kaymağını yalamak istiyor,  kısaca tüm yönetim dinamikleri ile ekonominin dümenini artı Kıbrıs’ın doğal kaynaklarını elinde tutmak istiyor.
Dikkat diyoruz.  Bu gidişle eğer refenduma gidilir ve de oradan “evet”  çıkarsa biline ki gelecekte Kıbrıs’ta bir Türk halkı ve devletinin varlığından söz etmek mümkün olmayacaktır!      

**********   

   KKTC EKONOMİSİ YA HEY! (HEP GERİ GERİ GİDİYOR!)   

         2016 bütçesi açıklandı. 4 milyar 476 milyon TL. 2015 yılı bütçesi de 4 milyar 96 milyon küsurdu. Şöyle böyle 4 milyarlarda seyreden bir KKTC bütçesi. Ki bu 2016 yılında da hazinedeki durum vaziyetlerin aynen hatta belki de daha kötüleşerek devam edeceğini gösteriyor! Çünkü bütün olasılıklar doların TL’yi vurmaya devam edeceği yönünde.
Nitekim  Hükümete taze kan pompalama efkârında üç bakanını değiştiren CTP’ye karşın “piyasalarda”  yaprak oynamadı! Mesela otomobil satışları düşmeye devam ediyor! İhracatta yüzde 10 gerileme olduğu açıklandı daha da gerileyeceği varsayılıyor! Süte yapılan zam memleketin belini kırarken şimdi bakıyoruz,  süt üreticileri “bu zam yeterli değil  diyor yeni zam talep ediyor!  Turizm umutsuz vaka haline geldi, yürümüyor!
Öte yandan 2013’den beridir bekleyen ve artık yılan hikâyesine dönen KKTC-TC Mali ve Ekonomik Protokol 2018’lere kadar uzatılırken  uygulanacağına yönelik en küçük bir ışık yakmıyor! Kaldı ki ortada iyicene katmerlenip baş ağrısı haline gelen Sağlık Servisleri sorunu ile Eğitim Sorunları hükümetin korkulu rüyası olmaya devam ediyor! Dahası “müzakerelerden bir sonuç çıkacağına”  da  çok ihtimal verilmiyor!
Eee, NE OLACAK? Mesela Devlet Planma örgütüne göre on aylık enflasyon 7.10 ulaştı. Maaşlar ise nanay! Bu yıl piyasaya sürülen kara zeytin yağının litresi 40 TL. Hatırlatalım Rum tarafında yarı fiyat! Fabrika çıkışları daha da ucuz! Memlekette ekonomik istikrar olmadığı için üreticiler ve ithalatçılar kendi “fiyatları ile kendi kanunlarını artık kendileri yapmaktadırlar!”  Denecek ki “iyi ya işte, tam bir serbest piyasa ekonomisi!” Değil işte! Çünkü ortalığa   “stoklama” kokuları da savruluyor!
KISACA:  Anlatımım çok soyut da olsa herkeslerin bildiğini de tekrarlamış olsam, “vesselam” diyorum durumlar iyi değil! Ve maalesef iyi olacağına yönelik bir “umut”  kırıntısı da yok!              

**********
KISACA TAKILDIĞIM: (İKİ YURTTAŞLIK YASASI) 

Vatandaşlıkla ilgili ilk yasa görevden alınan Teberrüken uluçay döneminde çıktı. Aslında büyük tepki gördü çünkü ülkemizde ikamet eden bir insanın “yurttaş” olması için  15 yıl beklemesi gerekecekti. Kaldı ki yirmi yıl bekleyenler vardı!
Ardından Asım Akansoy İçişleri Bakanı oldu. Ve ilk işi   eski yurttaşlık yasasını iyileştirmk oldu… Tabi yasaları anlatacak değilim. Sadece şunu hatırlatacağım. CTP’nin   “Yurttaşlıklar” konusunda ne kadar hassas olduğunu biliyoruz. Biliyoruz ki dıştan gelen bir sinek  KKTC semalarında uçsa, hava sahamızı ihlal etti diye kıyametleri kopartacak! Pekala ama yurttaşlığa bu kadar hassas CTP nasıl oldu da çok kısa sürede birbirine zıt iki Yurttaşlık yasası çıkarttı!  Biri Uluçay’ın, diğeri yerine gelen Akansoy’un değiştirdiği yasa!..        Yoksa diyorum artık  Talat’lı CTP Bakanlarının yetki ve sorumluluklarına, “karar ve icraatlarına” hakim değil mi? Neden birinin yaptığını kısa süre sonra diğeri kadük hale getirdi? Yoksa artık çıkan yasalar da Bakanlara göre rastgele mi oluyor?