Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

ÖZGÜRLÜĞÜN RUHU: (YA O RUHU YAŞATACAĞIZ YAHUT ÖLDÜRECEĞİZ!)

Tarihi dönemlerden geçiyoruz. Çünkü bugün vereceğimiz karar “yarınlarımızı” tayin edecek. Bugün vereceğimiz karar gelecek kuşaklar için ya aydınlıklar yahut karanlıklar olacak. Kuzey ya Türk halkının ebedi vatanı olarak kalacak ya  yok olup gidecek.
DEVAM ETTİREMEDİK. “Hürriyetin ruhundan” söz ediyorum. Rahmetlik toplum lideri Dr. Fazıl Küçük “İngiliz sömürge idaresi ile Türk halkının “hürriyeti” için mücadele ederdi. En azından Rumlara sağlanan haklara Türk halkının da kavuşması için…
Rahmetlik Rauf Denktaş o “hürriyetin ruhu” ile yetişti. Ve özgürlüğün ancak  ulusal kimlikli bir devlet olmakla elde edileceğinin inancında  Kıbrıs Türk Devletini kurdu…
SÖZ HÜRRİYETİN: 1944’de 2. Dünya harbinin en kritik döneminde 21 Mayıs’ta ABD’ de Central Park’ta yapılan bir mitingte, Learned Hand da çok kısa bir söylevde bulunur. Fakat söyledikleri o kadar beğenilir ki Amerikan tarihine kazınır.  Söylevin adı “Hürriyetin ruhu”dur…
Hand nutkuna şöyle başlar: “Buraya bir inancı, genel bir amacı, genel bir kanaate varmak ve genel bir bağlılığa olan inancımızı yeniden onaylamak için toplandık. Kimimiz Amerika’yı vatan olarak seçmiş kimseleriz. Kimimiz de çok evvelden ayni şeyi yapmış olanların evladıyız. Bu olayı kendimizi geçmişle ilgisini keserek yabancı topraklarda yalnızlığa ve tehlikelere göğüs germek cesaretini gösterenlerden ibaret bir grup olarak düşünebiliriz. Pek ala ama Bizleri ve bizden evvel gelenleri böyle bir harekete sevk eden şey acaba neydi? “Çünkü hürriyeti arıyorduk.” Zulümden baskılardan kurtulmak, kendi kendimiz olmak hürriyetini arıyorduk. İşte o zaman aradığımız şeyi bugün bulmak üzere olduğumuza inanıyoruz… “Hürriyet arıyoruz”  derken ne demek istiyoruz? Bazen acaba anayasalara, mahkemelere fazla ümit bağlamıyor muyuz diye düşünüyorum. Çünkü bütün bunlar yalancı ümitlerdir… Hürriyet insanların kalplerinde yaşar. Eğer orada ölecek olursa onu ne anayasalar ne kanunlar ne de mahkemeler kurtarabilir. Ve orada yaşadığı müddetçe de onu yaşatmak için ne anayasalara ne kanunlara ne de mahkemelere ihtiyaç vardır. İnsanların kalplerinde yaşaması gereken hürriyet nedir? Hürriyet ruhtur… (Hand’ın nutku bununla bitmez. Ben bu son iki kelimeye gelmek için onca konuşmayı aktardım. Ve bize dönüyorum: 
BU ADADA YAŞAYACAKSAK. Karar vermeliyiz:  Egemeni olduğumuz Kuzey’de “özgürlüğümüzün ruhu” ile mi yaşayacağız, yoksa onu “Güney’le paylaşırken “anayasalara, kanunlara, mahkemelere bağlayarak içimizdeki özgürlük ruhunu öldürecek miyiz?”          **********
Foto buraya
GENE AYNİ SORUN: (KISIR DÖNGÜLERDEKİ SİYASİ PARTİLER VE UBP!)
UBP Kıbrıs Türk halkını cemaat oluştan devlet oluşa taşırken devletlu yapan partidir. Hiç bir deneyimi yokken bu devletin organlarını bircik bircik ve yerli yerine koyandır. Anayasası, Meclisi ile…           “Ancak bir kadro hareketi ile!” Bir seferberlik ruhu ile! Ve bir mefkure yani ülkü ile!
UBP o kadrosunu, o ruhunu ve ülküsünü kaybettiğinde zaten tek başına iktidar olabilme şansını da kaybettiydi. Geçtiğimiz Cumartesi günü “kaybetmek”  üzerine ilerleyen bu UBP’nin ikinci tur Başkanlık seçimi yapıldı ve Özgürgün yeniden başkanlığa seçildi. Hem de 1. Turda kaybettikleri için  2. Turda Ersin Tatar’ı destekleyen UBP’nin dört ağır topuna karşın. Neden?
DEFTERİ KEBİR: Eroğlu 30 yılı aşkın süre hem partiye hem de gelip giden UBP hükümetlerine egemendi. Yıllarca “güçlü başkan zayıf yahut kendine tabi kabine” stratejini uyguladı. Ve artık can yakıp sıktığı yerde 9’lar hareketini doğurdu! Buna karşın “tek adam” oluşunu hep sürdürdü çünkü  her devrede “UBP’ye kayıtlı delegelerin “defteri kebir” deyip esprisini yaptığımız “defteri” hep alinin altında oldu!  Ve yıllarca delegelere hakim olduğu için UBP’ye de egemen oldu…
Hüseyin Özgürgün bir ilki başardı, delege sisteminden “üye sistemine” geçti. Bu kez “defteri kebir”  9 bini aşkın üyeyle doldu. Kimsenin kolay kolay tümüne egemen olamayacağı bir sayı! Pekala Özgürgün buna karşın nasıl oldu da yarıdan fazla oy aldı?   Hükümet olduğu için! Bakanlar ve öteki atamalar kendi iradesinde olduğu için! Hükümetteki mevcut UBP’li  Bakanlar yerlerini koruma  kuşkusunda Özgürgün’den yana çalıştıkları için! Her halde ve mutlaka “kapılar arkasında türlü çeşitli vaatler” yapıldığı için!
ANCAK. Artık UBP de ne kadro hareketi vardır ne de kalan ruh dedik! Dolayısıyle “ciddi ve etkin muhalefet görevi  beklediğimiz UBP’den bu konuda hiç umutlu değiliz. Seçim sonrası birlik beraberlik gösterileri de kısa süre sonra yeniden didişmeye dönüşür! 
    **********
KISACA TAKILDIKLARIM: (SU-UÇAK ŞİRKETİ VE EZAN:     
       “Su akmakta Türk bakmakta!” Sorumsuzluk ve şaşkınlık, beceriksizlik ve çaresizlik ancak bu kadar olmakta. Olmakta da olsa olsa KKTC’de olmakta!“ Ki hayret yine KKTC’de olmuyor mu?”
İŞADAMLARI: Mevcut hava yolu şirketlerinin   uçaklarından bıkıp usanmışlar. Bir araya gelerek kendileri bir  hava yolu şirketi kuracaklarmış. Bravo! Nihayet “ortaklıklar kurulmadan bu ülkede büyük yatırımların olamayacağını anladılar.” Ancak, şimdi bir başka sorun var. Her yıl vermedikleri vergileri ile  listelerde ayazlanırlarken  bu kez sorulacaktır. “Bu zarara karşılık uçak şirketi oluşturacak kadar büyük kapitalleri  nereden buldunuz!” (İnşallah bu kez de işte o vermediğimiz vergilerimizden yaptığımız tasarruftur” demezler!)
EZANLARLA BÜYÜDÜKTÜ: Fakat o dönemlerde “müezzin” vardı. Hele bizdeki rahmetlik Hüseyin hoca, (Akil) Sesi billur gibiydi. Sonra büyüdük, kentleştik yayıldık ve ezanı mikrofonlaştırdık! Ve camiye gitmeyenlere hem inat olsun hem de  kulakları patlasın diye o mikrofonların seslerini açtık da açtık! Ve siyasi alanda Sol sağ, Rumcu Türkçü yanısıra, şimdi de  dinde kamplaştık: “Ezancılarla-lâ ezancılar!”