Eugene İonesco 1909 Romanya doğumlu ünlü bir oyun yazarıydı. 1960’lar Ankara’sında onun iki oyununu “Devlet Tiyatrolarında” seyrettiydim. Birisi “Gergedanlardı.” Diğeri Kızılay’da hemen Cebeci’ye dönen yolun üzerindeki bir tiyatro salonunda izlediğim fakat aklımda hep “Sam Amcalar” olarak kalan eseriydi. Galiba “Foto Finiş” adı ile sahneleniyordu. SAM AMCALAR: Müthiş bir eserdi. Dört “Sam” vardı. En küçüğü 20 yaşında, diğeri 40, üçüncüsü 60 ve en 80 yaşında olan dördüncü Sam amca. Beli bükülmüş, beyaz sakalları ile hepsinin yaşlısı. Fakat hepsinin elan yaşamakta oldukları hayatları yaşamış..
Seksen yaşındaki Sam amca yirmi yaşındaki genç Sam’ın ve öteki Sam’ların zaman dilimi içinde “neleri yaşayacaklarını ne zaman evleneceklerini, başlarına neler geleceğini hep biliyordu. Çünkü Sam amca kendinden küçük o üç Sam”ın hayatlarını yaşadıydı. Dolayısıyle onların, bırakın yılları, günler saatler içinde neleri yaşayacaklarını biliyor ve kendilerine anlatıyordu. Fakat altmışlık Sam amca da kırk ve yirmi yaşlarındaki Sam’ların hayatlarını biliyordu çünkü o da onların yaşamakta oldukları ayni hayatı yaşadıydı.. Tabi kırk yaşındaki Sam da yirmi yaşındakinin hayatını biliyordu…
Oyun büyükten küçüğe birbirlerinin hayatlarını bilen bu “Sam”ların hırgürü ile gelişir. Bazen kavgalı bazen tatlı hesaplaşmalar olur. Eski defterler açılır, eski aşklar okunur. Evlilikler konuşulur, doğanlar hatırlanır… Sonunda seksen yaşındaki Sam amca gerisindeki üç Sam’a neleri yaşayacaklarını ispat ede ede hep haklı çıkar. Ve kendi ölümünü bilemeden geride üç Sam’ı bırakarak ölür!
BİRAZ KARŞIKCA: Tabi eser fantastikti… Fakat sorayım, hangimiz “çıkarken hayat merdivenlerini” geriden gelenlere dönüp de “hayat budur işte” demedi ki? Pencere aşkları yaşadığımız o dönemler, uçuk sevgiler, hüzünler, kar gibi beyaz kâğıtlara bir hattatın dikkat ve rikkatinde yazılan mektuplar.. Ortasını delip geçen oku ile bir yerlerine çizilen kalpler..
Ve hangimiz yetişmekte olan oğlumuza kızımıza bakarken o çok bilmişlikle yaşamışlığın kıvrık gülüşlerinde, “kerata yine iki dirhem bir çekirdek oldu, losyon da burun kırmakta, mutlaka vardır bir sevgilisi ki gidiyordur oraya…” Diye düşünmedi?
Ve hangimiz, “hadi canım. Sen giderken ben geliyordum” demedi ki bizden genç insanlara? Ki kendinden daha genç insanlar ne zaman Rahmetlik Dr. Küçük’ün canını sıksalardı, o çatlak sesiyle, “daha siz ananızın rahmindeyken ben bu memleket için uğraşıyordum” derdi..
SAM AMCA OLMAK: Ve sürekli geriye bakarken ileriye bakmaktan korkmak! Çünkü birisi yeniden hatırlayıp yaşamak hakkında “yaşanmışlardır…” Diğeri tırmanırken hayat merdivenini son basamaklarını görmeye başladığınız zamandır! Ve artık ne önünüzde giden bir Sam amca vardır size ne olacağınızı söyleyecek ne de kader yolunuzu çizecek!
Oysa siz hep bileceksiniz. Arkanızdan gelen kuşakların aşklarını da başarılarıyla başarısızlıklarını da! Hatta “memleketim” diyeceksiniz. Doğduğumda şöyleydi. Bakın şimdi size armağan ettiğim bu memleket artık böyledir! “Aman” diyeceksiniz sonra: “Bu topraklarda insanlarımızın çok terleri vardır.. Çok emekleri.. Çok eza cefaları ile göz yaşları.. Hatta akıtılan kanları.. Göç yollarında telef olan hayatları.. Çalınmış gelecekleri… Bakın diyeceksiniz.. Şimdi size nasıl bir memleket bıraktık…
SAM AMCALAR BİLİRLER: Yirmi yaşındaki Sam’ın ne cevap vereceğini! Seksenlik Sam amca, hatta kırklık Sam çok iyi bilmektedirler! “Hadi be” diyecektir yirmilik delikanlı. Ne verdiniz ki laf edip konuşuyorsunuz! Hani iş, hani aş, hani barış, hani çözüm!”
“Mukadderat” diyeceksiniz! Vermek istemez miydik! Anca bu kadar işte! Ama siz bir gün sizden sonra geleceklere, bizim veremediklerimizi de vereceksiniz…
YAŞAM DEVAM EDİYOR: Edecektir de! Birileri giderken… “Daha iyiye daha güzele” diye diye birileri hep gelecektir… Yalnız unutmamalı. Bugüne kadar bu ülkeye gelenler “dedelerimiz babalarımız” uğraşa didine bize bizim olan bir coğrafya hediye ettiler.. Hatta devlet yaptılar. Fakat güçleri ve zamanları bu devleti daha büyük daha yüce yapmaya yetmedi.. Yine de Cemaatı toplum, toplumu devlet yaptılardı. Kendi vatanımızda kendi aidiyet ve egemenliğimizde var olmamızı sağladılardı.
…Bu memlekette “Umut Emmi” hiç ölmedi! Hâlâ da hem umutla yaşamakta hem “geleceklerin” çok daha güzel olacağına inanmakta…

Önceki Haber
Sonraki Haber

























