Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

GÜNEY’İN UMUDU KIRILIYOR! (ÇÖZÜM OLASILIKLARI BİR BİR ALTINDAN KAYIYOR!) (1)

Eğer haberlerle anketler doğruysa Rum tarafında çözüm konusunda umutsuzluk, umudun önüne geçiyor. Ancak onların umudu ile umutsuzluğu bizimkilerle örtüşmüyor. Örtüşmemesi de olağan oluyor. Çünkü onlar 41 önce “kaybettiklerini kazanmak,” bizse 41 yıl sonra “kazandıklarımızı kaybetmemek” için mücadele ediyoruz! Gerçekte müzakere masasında süregelen arayışlar da bu yönde gelişiyor. Yani Rum tarafının ne kazanacağı ile Türk tarafının ne kadar kaybedeceği hesapları yapılıyor.Bir başka gerçek ise Türk tarafının masaya bunların hesabını yaparak oturduğudur, yeni öğreniyoruz! Hatta Müzakerelerde “tıkanmalar” söz konusu olduğunda aşılabilmesi için kırmızıçizgilerden kaçınıldığı da yeni ortaya çıkıyor! Buna karşın. BEKLENEN TIKANMA OLUYOR! Çünkü anlaşmazlığın şah damarında atan “mülkiyet ve toprak sorunu geliyor gündeme!” Artı Rum tarafı için kabul edilemez, Türk tarafı için olmazsa olmaz Garanti konusu zorluyor müzakereleri!
Bunları aşmanın sancıları yaşanırken bu kez KKTC’ye Türkiye’den sular akmaya başlıyor!
Ve Rum çıldırıyor! Çünkü hedef Türkiyesiz bir Kıbrıs çözümü sağlamak iken tam aksine Kıbrıs su boruları ile Türkiye’ye bağlanıyor!
Yani bırakın Türkiye’nin adadan çekip gitmesini tam aksine KKTC’ye akıttığı su ile kalıcılığına bir perçin daha atıyor!
Bu durumda mülkü ve nüfusu ile Kuzey’e yeniden sahiplik koyacak Rum’un karşısına hem TC’nin garantörlüğü dikliyor hem de suyu!
Ve anlıyor ki Kuzey’e varsa da kendini ne huzurlu hissedecektir ne de egemen!
Dolayısıyla Rum halkı ve her halde liderliği bir kez daha çözümden umudunu kesiyor. Zaman Kıbrıs Türk halkı ve Türkiye’nin lehine çalışıyor…

**********
NEDİR BU TEPKİ? (TÜRKİYE’DEN NE İSTEDİNİZ DE VERMEDİ?) (2)

Geçen gün bir arkadaşım telefon ediyor. Kırgın ve küskündür. Suyun geldiği gün marjinal da olsa bir grup insanın Rum tarafına paralel protestoları ile “TC’den KKTC’ye akan suyu telin eden eylemleri” karşısında duyduğu üzüntüyü aktarıyor ve özetle şöyle diyor:
“Türkiye’den ne istedik de vermedi? Bulgur değil mi günü geldi 1963’lerden sonra onu bile gönderdi. Ki Mağusa limanına dayanan Kızılay yardımlarını taşıyan gemilere silah arama bahanesiyle çıkan Rum polisleri ellerindeki şişlerle şeker, pirinç, bulgur, un torbalarını yırtarcasına delip parçalıyor, akıp zayi olmaları için elinden gelen gaddarlığı yapıyordu! Ve biz gençler diyordu arkadaşım, neler çekiyorduk o torbaları yeniden dikmek için, halka ulaştırmak için…”
O GÜNLER UNUTULMAZ! Ondan öncesi yıllar da. Ancak arkadaşın hatırlattıklarını ben de hatırladım ve şu lafına takıldım. “Türkiye’den ne istedik ki vermedi!”
Okul, öğretmen, kitap istedik. Namık Kemal Lisesini, Baf Kurtuluş Lisesini, Gönendere ortaokulunu kurdu, en iyi eğitimcilerden seçkin öğretmenler de gönderdi, kitaplar da.. Hatta Hasan Ali Yücel geldi bu memlekete, biz Namık Kemallilere konuşmalar yaptı…
Sonra Eoka’ya karşı kendimizi korumak için TMT’yi kurmak istedik. Tamam dedi. Hem kurdu, hem örgütledi, hem silah temin etti!
İstediğimiz için 1960 Kıbrıs Cumhuriyeti ile askerini adaya çıkartıp konuşlandırmayı başardı. Halkı güvenlik şemsiyesi altına aldı.
Erenköy’e çıkmak istedik. Çıkardı. Jonson mektuplarına, yetersiz askeri araç gereçlerine karşın üniversiteli gençlerimizi uçakları ile bir kez daha toplu kıyımdan kurtardı. .
Geçitkale’de telef olacaktık. İmdat dedik Türkiye yine imdadımıza yetişti.
BM’lerde yalnızdık “elimizden tut” dedik. Tüm siyasi handikaplarına karşın hep bizi savundu. Liderlerimizin ellerinden tutup tüm dünyaya “işte mazlum Kıbrıs Türk halkının liderleri” dedi, her siyasi arenada konuşma fırsat ve ortamları yarattı.
1974’de Rum-Yunan cuntası adayı Yunanistan’a bağlayıp enosisi gerçekleştiriyordu. “Aman gel kurtar” dedik. Geldi ve kurtardı.
Yol dedik, gölet dedik, hastane dedik, okul dedik, üniversite dedik… Hepsini de en alasından yaptı. Para dedik kendi halkına vermediği kadarını verdi! Adaya kaydırdığı nüfusu işçimiz, bakıcımız, tamircimiz, esnafımız, zanaatkârımız oldu, hepsini de tepe tepe kullandık kimselerin gıkı çıkmadı!
Ve su isteriz dedik: Dört yılda denizleri aştı, geldi ve aktı!
ŞİMDİ SORALIM: Ne istediniz bu Türkiye’den de vermedi, yerine getirmedi, sağlamadı. Sizi aç mı bıraktı susuz mu? Parasız mı sefil mi? Askerini mi saldı üzerinize, polisi mi? Meclis basarken, “ne senin paranı ne seni istemiyoruz” derken bile bu Türkiye gıkını çıkarmadı, ekonomik protokollerini bile uygulamazken “siz bilirsiniz” diyerek iyi niyetini gösterdi, Annan Planı’na bile çözüm için siz istediniz diye evet dedirtti! Bu Türkiye’den ne istediniz de “hayır” dedi! (Başka sözüm yoktur!)

**********
KISACA TAKILDIĞIM: (ARTIK BEN DE TRAFİK MAĞDURUYUM!)

Bugüne kadar şaşıyordum! Mağusa’da zırt pırt arabamla çıktığım yollarda “neden diğer arabalarla çarpışmıyorum” diye! Bu bir mucize olmalı diyordum! Çünkü hiçbir medeni ülkede ne böyle yollar olabilir ne böyle rastgele sürüşler ne de seyrüsefer keyfiliği!
Nihayet Trafik canavarını besleyen “yetkili ve sorumlular” sayesinde ben de becerdim! Çünkü hiçbir medeni ülkede ne böyle yollar olabilir ne böyle rastgele sürüşler ne de böyle seyrüsefer keyfiliği!
Ki kaç yıldır yazıyor söylüyoruz: Hadi yol yapmıyorsunuz! Hadi sinyalizasyon ışıkları koymuyorsunuz! Hadi yayaların üzerlerinde doğru dürüst yürüyebilecekleri kaldırımlarda bile iyileştirmelere gitmiyorsunuz! Hadi hiçbir çemberi trafiğe uygun yapmadınız!
Bari şu trafik işaretlerini esirgemeyiniz! Yolların “beyaz sarı çizgilerini” olsun çizdiriniz! Kentlerde tali yollardan ana yollara çıkışları en aza indiriniz! Arabaların kaldırımlara park etmesini önleyeniz! Yeni yapılacak inşaatlarda araba park yerleri zorunluluğu getiriniz! Gerekirse “U dönüşlerinden” yararlanarak trafik akış ve çarpışmalarını azaltınız! Kısaca ey “yetkili” fakat “sorumsuz” kişiler! Trafiği “iş yapmayarak, tedbir almayarak canavar haline siz getirdiniz! Bari bundan sonra alacağınız tedbirlerle trafik canavarları yetiştirmenin önüne geçiniz!