Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

PAZAR SOHBETİMDİR: (SOL’DA VE SAĞ’DA VURUŞARAK GELDİK BUGÜNLERE! MASADA MI UZLAŞILACAK?)

Dün, geleceğin Kıbrıs haritasını kendilerine “sol” yakıştırmasını uygun bulan  kesimin çizmeye çalıştığını anlatırken, eklemiştim:  “Eğer bir kesim kendine ısrarla “sol” yahut “globalist” derse ve de bu tutumları ile kendi kabuklarına kıvrılıp ayrı  kamp yaratırlarsa; elbette geriye kalan insanları haksız ve insafsız bir dışlayıcılıkla “sağ” olarak niteleyeceklerdi!
Aslında tartışma 1950’lerden beridir vardı. Sömürülen işçi hareketi olarak başladı.    Akel ağırlıklı sendikalaşma ile örgütlendi.  Rusya’da alınan  eğitimle pekiştirildi!   Ne deniyordu onlara? “Bolşevikler!” Mağusa limanının rıhtımına  Rus vapuru dayandı mıydı kilisede İsa ikonunu öper gibi giderler, o koskoca vapurun soğuk demirine dudaklarını değdirerek öperlerdi! İki büyük Ortodoks kilisesi Rusya ile Kıbrıs Rum’unu birbirine yakınlaştıran en büyük etkendi! Bu yakınlaşmalar gün gelecek Kıbrıs siyasi sorununun BM’ler GK’i müzakerelerinde Rusya’nın sürekli kullandığı vetosu nedeniyle hep Türk tarafının aleyhine çıkan kararlarla sonuçlanacaktı!
UNUTMAYIN:  O kararlar 1977-79 Doruk Anlaşmalarına da girdiydi, Annan Planına da! Şimdilerde ise olası çözüm,  geçmişteki BM’ler kararlarına sürekli atıf yapılarak formüle edilmek istenmektedir!  Çünkü bizim aleyhimize çıkan o kararlar tabi ki Rumlar’ın lehineydi! Neden bugün işlerine gelenleri kullanmasınlar!
BAŞA DÖNÜYORUM. Nerede kalmıştık?  2000’li yıllara kadar adadaki siyasi kaderimizi rahmetlik Denktaş saptamaya çalışıyordu. Sonuçta tüm siyasi ve coğrafi koşulların yerli yerine oturduğu bir dönemde,  “Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetini”  ilan ederek önemli sayılan tarihi bir adım  atmıştı. Yazık ki Ankara Kıbrıs Türk halkı için çok önemli olan bu kararı pekiştiremedi! Denktaş’ın hesaplayamadığı da bu olduydu. Bizi tanıyacağı vaadinde bulunan  ülkeler ABD’nin uyarısı ile geri çekilmişler, Kıbrıs Türk halkını Kuzey coğrafyasına tutsak edecek o büyük  yalnızlıkla, sonradan yine Ankara’nın hatasından kaynaklı uygulamaya sokulan  AB ambargoları ile hayatımızı karartmışlardı! Bir büyük hayal sükutuna uğrarken rahmetlik Denktaş tek başına ve ölene kadar mücadele etmek zorunda kaldıydı! 
DENKTAŞ’IN BAŞARAMADIĞINI “ONLAR” BAŞARMAK İSTİYORLAR: “Onlar” 1963 sonrası  kuşağıydılar!  Türkiye’deki türlü çeşitli Üniversitelerden mezun olup 1967’lerden sonra  adaya dönerlerken “dudaklarına ıslık gibi yapışan “halkların kardeşliği”   ile sloganlaşmış,  “işçi emekçi”  kelimeleri ile süslenmiş, Marks’lı Lenin’li Çe Guevera’lı öğretilerle donanmış bir yeni kuşaktı bu! Atatürk’e Mustafa Kemal diyorlardı.. Planlı programlı olması gereken kalkınma modellerine de “devrim!” Kısaca bir yeni kuşak  “vatan, millet, memleket, bayrak, Türk…” Gibi kelimelerin karşısına yeni bir dil, yeni bir ifade dolayısıyle yeni bir vizyon koyuyordu. 
Ekonomik yönden sermeye düşmanlığına, siyasi yönden “işçi, köylü, proleter” ağırlıklı yönetimlere dayalı düşüncelerini sloganlarla güçlendirilip büyütürlerken,  bir yeni söylem bir yeni  vizyon doğuruyorlardı.
ÇOK MÜCADELE ETTİLER: Sol görüşlü bu kuşak aslında çok dışlandı, çok hırpalandı, çok horlandı ve hakları hukukları çok çiğnendi! Fakat sorumluları  yine kendileriydi!   Çünkü kendileri gibi düşünmeyenleri, görüşlerine karşı çıkanları “Sağ” olarak işaretleyip “bağnazlıkla” suçlayuyorlardı!   “Onlardan” olmayanlar için  “ötekiler,”  beyinleri resmi ideolojilerle yıkanmış, statükocu, ırkçı, milliyetçi olan  sağ kesimdi! Ve bu kesimi Türkiye’ye “anavatan” dediği,  şükranlarını sunduğu için kınıyor, yerlerden yerlere çalıyordu!
Tabi karşı taraf da “kendi evlatları olan”  bu yeni kuşağa sağduyu ile sahip çıkmadı!  Bir iç barışta buluşmak için uzlaşı yolları aramadı!  Aksine “Sol” kıyımı yeğledi!
Bir talihsiz süreçtir bu! Ki Kıbrıs Türk halkının asıl kırılma noktası bu  “görüş ayrılıklarından” kaynaklanan  karşılıklı husumettir!
Yansımasını Kıbrıs siyasi sorununun bugünkü talihsiz yolculuğunda görüyoruz! Çünkü artık Kıbrıs Türk halkının kaderini çizecek insanlardır onlar. Üstelik “genç kuşak”  da değillerdir. Ellili yaşlarını devirmiş, Cumhurbaşkanlığı makamlarına  kadar yükselmiş dolayısıyle Kıbrıs siyasi sorununun çözümünü müzakereciler olarak yüklenmişlerdir! 
BU NEDENLEDİR Kİ: Şimdilerde birbirine zıt gibi gözükse de durum şudur:  O müzakere masasında Rum’un Sağ içerikli  ortodoks kilisesi destekli bir gün adaya   egemen olacağı hayali ile beslenen “ideası” vardır. Öte yandan o masada tam da Rum ideası çıkışlı  “Kıbrıslılık” üzerine inşa edilmiş siyaseti ile “birleşik federal Kıbrıs’ı yaratmak efkârındaki sol görüş vardır! Nitekim:
Ne diyor akıncı: “Kıbrıs Türk toplumu kendi bölgesinde mülkiyet sahipliği ve nüfus olarak çoğunlukta olabilmenin yollarını bulmalı…”
Kıbrıs Türk halkına Rum nüfus ve mülk çoğunluğu karşısında bu adada var olacağı son şans işte böyle bir formülle bahşediliyor! “Evet Kuzey Güney iki bölge olacak ama Kuzey’de Türk halkı daha çok olacak ki yeniden Kuzey’e taşınacak  bir kısım Rum aileler  karşısında bir kez daha yenik düşmesin!”
Ve dikkat! Bugüne kadar tek bir Türk  çıkıp da  “ben Güney’e gidip malıma mülküme yerleşeceğim” demedi! Demek ki Güney’den Kuzey’e akın olurken, Türk halkının yapacağı tek şey  ezilmemek için azıcık kenara çekilmesi olacaktır!  Zaten ne diyor Akıncı? “Kuzey’de çoğunluk olmanın bir yolunu bulmalıyız!”
Ve ne diyor Talat? “Ben zaten Hristofyas’la TC’den gelecek suyu çözüm aşamasında Federal devletin birlikte yöneteceği kararına vardıydık..”
Değil mi “halklar kardeştir!”  Her paylaşım mübahtır! Yeter ki “Kıbrıslılık” yaşasın!  Bu “oyun,” sahneyi başımıza yıkar!  Aman dikkat! Artık 1967’i Solu  yoktur. Ülkelerin kaderi ekonomilerinin, eğitimlerinin, teknolojilerinin büyüklüğü,  demokrasilerinin genişliği ile çizilmektedir.   İdeolojilerle değil!