Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

AYNALARDAKİ ANASTASİADİS: (İSTEYENİN YÜZÜ BİR KARA VERMEYENİN BİN KARA!)

Müzakerelere başlanırken “başlık” şuydu. “Tek devlet, tek yurttaşlık, tek uluslar arası temsiliyeti içeren bir federal devlet..” Fakat “Kuzey Türk ve  Güney Rum kurucu devletleri de  kendi içlerinde  özerk olacaklardı.”
“Çoğunda uzlaşıya varıldı” denilen “Yönetim ve Güç Paylaşımı” konularında bu “başlığa” ne kadar uygun davranıldığını bilmiyoruz!   Fakat başından beridir tarassut altında tuttuğumuz Anastasiadis’in  açıklama ve önerilerine  baktığımızda  “iki bölge ve iki toplum olayını” çoktan sulandırdığını görüyoruz. Şimdi gelin  Anastasiadis’in Akıncı’ya ve Ankara’ya neleri dayattığına bir daha bakalım.
ANASTASİADİS ARSIZLIK YAPIYOR! Anlıyoruz ki Kıbrıs adası egemenliği  olduğunca iştahını kabartıyor! Dolayısıyle Türk tarafınca önüne konanı değil, canının çektiğini istiyor! Ve bu konuda hem Akıncı’yı sınıyor hem de tartıyor! Bakalım istenilen ödünlerde ne kadar bonkör davranacak açıkgözlüğünde!  Şimdi Anastasidis’in bu  ödünlerine bakalım.
Bir: Siyasi eşitliğe sıcak bakmıyor.  Türkiye’nin garantörlüğünün devamını istemiyor.
İki: Henüz Kuzey’de iadesini istediği yörelerin tam olarak nereleri olduklarını bilmiyoruz ama Güney’deki tapu sahibi Rumlar’ın Kuzey’deki mülklerinin  ilk hak sahibi olmalarını istediğini biliyoruz.
ÜÇ:  Rum’ların  Kuzey’de “üç özgürlük” haklarını  kullanabilmelerini istiyor.
Dört: Yerleşikler dediği TC kökenli yurttaşların büyük oranda adayı terk etmelerini istiyor.
Beş:  Çözümün 1960 Kıbrıs Cumhuriyetinin evrimleştirilmesi esası üzerinde olmasını istiyor.
Altı. Dolayısıyle Federal Devlette Türk ve Rum temsiliyetinin “azınlık çoğunluk”  esasında mesela Yüzde  70-30 oranında olmasını istiyor.
Yedi: Çapraz oylamaya sıcak bakıyor ancak yöntemini  (henüz) açıklamıyor!
Sekiz:  Çok kısaca öncelikle Türkiye’siz bir Kıbrıs çözümü yaratıp  “nüfus ve mülk çoğunluğuna dayalı”  federal sistemin esas ağası olmak istiyor!
ŞİMDİLİK KÖYÜN GÖRÜNEN MİNARELERİ BUNLAR:  Müzakereler devam ediyor. Önümüzdeki günlerde Anastasiadis’in yeni atraksiyonlarına tanık olabiliriz. Ve tabi merak da ediyoruz: Akıncı Anastasiadis’in  bu arsızlığına ne zaman “yeter” diyecek!
    **********   

   BATMIŞ DEVLETİN EVRAK’I METRUKESİ: (KKTC HAZİNESİNİ DE BATIRDIK!)
Geçtiğimiz gün “batmış bir devletin evrak’ı metrukesi” yayınlandıydı!  Kuzey Kıbrıs’ın, nam’ı diğer “KKTC’nin hazinedarı  Hasan Başoğlu” bir süredir “alacaklılar” tarafından kuşatma altında tutuluyor zaman zaman da bombardımana uğruyordu! Sonunda dayanamayan Başoğlu geçtiğimiz gün sığınağı olan makam koltuğunda “beyaz mendilini” sallıyor ve  resmen iflasının duyurusunu yapıyordu!
Tabi hazinenin pür’i perişan halleri meçhulmüş gibi  “her ay hangi kesimlere direkt ve bütçe dışı ödemeler yapmak zorunda kaldığının bircik bircik dökümlerini de açıklanıyordu… Açıklanıyordu ki   memleketin bilumum memur ve mesleki kesim çalışanları artık devletin hazinesini besili Hollanda ineklerinin memelerine yapışıp sütünü sömürür gibi sömürmekten vaz geçsinler! Çünkü hazineye kıran düştü!   Nitekim:
DEVLETTEN ALACAĞI OLANLAR: Devletin çiftçilere, hayvancılara, narenciye ve patates üreticilerine sadece Eylül ayı itibarı ile 100 milyon 270 bin TL borcu vardır! Bir yanda doğrudan gelir desteği, mazot desteği borçları  öte yanda süt üreticilerinden öteki tüm üretim sektörlerine kadar ulanan borçlar!     Bu facianın adına KKTC hazinesinin iflasıdır dedik. Hayır! Bu “KKTC’deki devletçilik sisteminin” iflasıdır! Ki yıllarca yalvar yakar olundu:  “Devlet hayvancılık, sütçülük, narenciyecilik, seracılık, çiftçilik yapmaz!” Bu “kesimler” için yönlendirici ve organize edici yasalar  yapar. Kooperatifçiliği kırsalın vazgeçilmez  sistemi haline getirir. Toprak Ürünleri Kurumu gibi kurumların yetkili sorumlusu olmaz, bunun yerine piyasa ve ihracat olanakları yaratır. Evet doğa karşısında çaresiz kalan çiftçiye parasal destekte bulunur ama Tarım sigortasını da ciddiyetle çalıştırır, beleşçiliğe yolsuzluğa prim vermez!..  Buna karşılık, evet,  devlet toprak reformu da yapar memuru olarak çalışan ziraat mühendisleri ile veterinerlerini köylüye hizmet için köylünün ayağına da yollar. Ve devlet makro mikro kalkınma planları ile koyduğu hedeflerin uygulayıcısı, takipçisi olur!
OYSA: 1974 Barış harekâtından sonra  3 bin 242 km karelik  vatana sahip olduk. On binlerce dönüm tarlaları ekip biçmeye başladık. Yarısını kurutsak da seksen bin dönümlük nareciye bahçeleri geçti elimize. Haruplarımız,  zeytinlerimiz,  meyve bahçelerimiz çoğaldı…
Şimdi bakın bakalım neden bu sektörlerde  çalışanlar ikide birde eylemler, grevlerle gelip giden hükümetlerin kapısına dayanmaktadırlar? Neden memlekette bir domates üretimi planı bile yapılamazken üretici kesimler devletten sürekli “teşvik paraları” istemektedirler? Sadece tarım kesimi değil tabi!  Sanayiciler,  Çiçekçiler hatta lokantacılar, taksiciler! 
Kısaca tüm memleket ayakta isyanı oynuyor! Ve bu da şu anlama geliyor: “Kaybetmek kazanmaktan çok daha kolaydır.” Kıbrıs Türk halkı 1974’de kazandıklarını kaybetti! Şimdi sıra masada kaybetmeye mi geldi! Hadi rastgele!    

    **********
KISACA TAKILDIKLARIM: “ŞECAAT ARZEDENLER VE AKLIN ZAFERİ!)

Boğaz piknik alanına giden piknikçiler çerçöpten şikayet ediyorlar. Haklılar tabi! Yalnız ortada bir garip durum vardır. Bu piknik alanına gidenler yine piknikçiler! Yani bir grup piknikçi diğer bir grup piknikçinin canını sıkmak, piknik yapmalarını önlemek için özellikle mi o alanı kirletiyorlar? Yoksa oraya giden her piknikçinin marifeti midir o pislikler? Kısaca olay şu. “Şecaat arzederken merdi kıpti, sirkatin söyler!” (Yani çingene meziyetlerini sayarken yalan söyler.) Kirletmeyin kirlenmesin kardeşim!
ÇİFTÇİLER YAKINIYORLAR: Ellerinden 53 kuruşa alınan arpa şimdi piyasada 75 kuruşa satılıyormuş!..  Traktörler, dozerler, kamyonlar, biçerdöverlerle bir yürüdünüz mü Lefkoşa’da bırakın hükümeti makamına, Lefkoşalı’yı bile evine kapatırsınız da bir arpayı satmasını mı beceremezsiniz? Demek ki neymiş? Gövde gösterisi değil, akıllı örgütlü Birlik olmakmış  üstün olan güç!