Kıbrıs’ın böylesi bir siyasi krize düşmesinin nedeni Yunanistan’dır. Yayılmacılığının doymak bilmez iştihasını tatmin etmek, Ege’deki adalar egemenliğine Akdeniz’deki Kıbrıs’ı da katmak için Ortodoks kilisesi ile işbirliği yapan, Grivası İngiliz’e karşı çeteci olarak görevlendiren, cunta döneminde Enosisi gerçekleştirmek için Makarios’a darbe yapan, dolayısıyla 1974 Barış Harekâtı’na davetiye çıkartan Yunanistan! Hani Güney Rum’unun “Kıbrıs Helen’dir Helen kalacaktır” derken anavatanı olarak işaretlediği Yunanistan!
FARK ADİLMESİ GEREKİR: Rum-Yunan siyasi komplosu bugün de devam ediyor: Önce Türkiye’yi Kıbrıs siyasi sorununa şaibe ve töhmeti ile muhatap olarak oturttular. Fakat kendilerine fiskelik serzeniş ve suçlama bile bulaştırmalar! Oysa Kıbrıs sorununu 1963 kanlı Noel’i ile yıkıp çarpışmaları başlatan Rum-Yunan ikilisinden başkası değildi! Buna karşın Kıbrıs sorununu 1974’te başlatmakla kalmadılar, hem Türkiye’yi hem Kıbrıs Türk halkını “suçlu sandalyesine” oturttular! 41 yıldır da dünyadaki lobilerinin katkısı ile “adanın Türkiye’den kurtarılması” kampanyasını sürdürüyorlar! Somut örneğini de “garantörlüklerin kaldırılması konusundaki mücadeleleriyle ayazlatıyorlar!”
NİTEKİM: Ban Ki Moon’la görüşen Anastasiadis süreç hakkında bilgi verirken, “kısa zaman içinde Kıbrıs’ı yeniden birleştirecek, ayni zamanda Kıbrıs’ı işgal birliklerinden, garantilerden ve garantörlerden kurtaracak bir çözüme varılması için aktif şekilde katkılarınız gerekir” demiş!
(NOT: O garanti anlaşmaları olmasaydı Rum-Yunan askeri güçleri ve EOKA’cılar karşısında nasıl çaresiz kalacağımız hatta yok olabileceğimiz çok söylenip yazıldı. Tarih şahittir! Buna karşın Rum tarafının Türkiye’ye ve garantörlük hakkına sürekli saldırması karşısında KKTC yöneticilerinin, siyasi partilerin ve STÖ’nin bırakın bu söylemleri protesto etmesini; hatta UBP gibi bir ana muhalefet partisinin bile “garantörlük sorununu çözmek bizim işimiz değildir, çözümden sonra taraflar toplanıp karar versinler” diyerek Rum propagandaları karşısında sus pus olması siyasi skandaldan başka bir şey değildir! Ki içimizdeki bazı çevreler de aynen Rum tarafı gibi düşünmekte benzer propagandaları yapmaktadırlar. Hatırlatalım dedik!)
VE DİKKAT: Akıncı’nın, Talat’ın, yandaş ve akıldaşlarının neyi amaçladıklarını, Rum liderliğini masada kandırıp Türk tarafının çıkarlarına halel getirmeyecek bir çözüme nasıl ikna edebileceklerini bilemiyorum! Fakat Anastasiadis’in ne istediğini, dolayısıyla Rum tarafının nasıl bir çözümden yana olduğunu çok iyi biliyorum çünkü açıklayıp söylemektedirler!”
**********
Tarım kesimi: (Kooperatifleşmeden sorunları bitmeyecek!)
Dün sorduktu: “Ekonomik sektörler olarak çözüme ne kadar hazırız?” Aslında hiç hazır olmadığımızı ispat etmeye bile gerek yoktur! Çünkü onlar KKTC’nin yarınlarına nanik çekerken “bakın bu kafayla giderseniz işiniz borudur” diyeli aradan uzun yıllar geçti! Hâlâ ol alem berdevam! Nitekim geçen Gün Havadis gazetesi zeytin üreticilerinin devleti uyaran şikâyetlerini manşet yaparken dün de “Çiftçilerin borç batağında oldukları” manşetiyle yayınlandıydı. Zaten o manşete zeytini çakmasanız, narenciyenin kendisi gelip kurulacak! Narenciye gelmese domates, süt ürünleri gelecek! Kısaca yıllardır “sorunlarını” birlikte taşıyan ekonomik sektörler hemen her alanda dökülüyorlar ki çözüm olsa toparlanıp “AB’nin gümrük birliği” ahkâmlarında Rum unsurunun ekonomisi ile nasıl rekabet edebileceğini düşünmek bile insanın başına sızlatıyor!
MSELA ZEYTİN ÜRETİCİLERİ: Diyorlar ki bu yıl da rekolte umduğumuz gibi değil. Artık memleket kaçak zeytinyağı ile doldu. Öte yandan ağaçlarımızla ilgilenecek ziraat mühendisleri dairelerinden çıkmıyor, araziye inmiyorlar!… Durumlar böyle devam ederse bu ülkede “zeytincilik” ölür…”
ÇİFTÇİLER DE YAKINIYORLAR: Diyorlar ki Devletten 62 milyon TL alacağımız vardır. Nisan ayında 16 milyon TL doğrudan gelir desteğinin yanı sıra TÜK’e teslim edilen ürünün 38 milyon TL’yi bulan bedeli de ödenmedi!
Devlet uçan kuşa borçlu! Öyle de ne çiftçinin ne Zeytinci ile Hayvancının yahut tümden ziraat ve sanayi kesimlerinin böylesi sallan yuvarlan palyatif bir takım yardımlar ve desteklerle varlıklarını sürdürmeleri mümkün değil. Bugün şans eseri hâlâ ayakta iseler bunu “kapalı toplum ekonomisine” borçludurlar bir, gecikmeli de olsa devletin parasal yardımlarına borçludurlar iki! Bu iki “unsuru” altlarından çektiniz miydi küt diye düşüp yerle yeksan olmaları işten bile değil…
OYSA AB TARIMI KOOPERATİFLERE EMANETTİR: AB ülkeleri tarım sektörünü Kooperatifçilikle sürdürmektedirler. Oralarda toprakla uğraşan, ekip biçen, üreten insanlar Atatürk’ün, “milletin efendisi köylüdür” dediğince toplumun en itibarlı ve saygın kişileridirler! Hatta diyorlar ki zengindirler çünkü toprakla, hayvancılıkla uğraştıkları için kazanmaktadırlar.
Bizde ise on binlerce dönümlük sulu ve kuru ekilebilir topraklara karşın, adına “tarım yahut sulu ziraat, seracılık, hayvancılık dediğimiz sektörlerin durumu, işte yukarıda iki güncel haberini aktardığım kadardırlar! Yani üreten de mağdur ve muhtaçtır, üreticiye himmette bulunacak devlet de mağdur ve muhtaçtır! İki muhtaçtan her halde bir varlık çıkmaz nitekim çıkmıyor!
BU NEDENLE: Hep yazarız. Kooperatifçilik tek çıkış ve kazanç yolunun sistemidir. Mesleki zümreler kooperatifleşip kendi üretimlerinin sahipleri olmadan bu ülkede ne tarım sektörü bekleneni verir ne köylü çiftçi sahip olması gereken itibar ve varlığa ulaşabilir…
**********
Kısaca takıldığım: (Yüz kızartıcı, utanç verici olaylar!)
Bayram süresince de çevre kirliliği şikâyetleri ile neden böyle pis olduğumuzun sorgulaması bitmedi! Yüz kızartıcı utanç verici bir olay!
Zaten yıllardır Hac farizası yerine getirilirken o şeytan taşlama izdihamlarında yüzlerce insan ezilerek ölüyordu! Bu kez beteri oldu! İnsanların böylesi uhrevi ve Allah’a ruhen en yakın oldukları yerde yeniden dirilmeleri gerekirken yüzlercesi ile ezilerek ölmeleri yüz kızartıcı utanç verici bir olay!
Bayramda trafik yine canlar aldı. Yüzlerce araba kazası cana mala yine zarar verdi. Yüz kızartıcı, utanç verici bir olay!
































