Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

KIBRIS TÜRKÜ “YEMOŞA” DEĞİLDİR…

Annan planı dönemi ve referandum günleriydi.

Televizyonda canlı yayındaydık.
Gecenin ilerleyen saati olmuştu ve programı bitirmek üzereydik.
Rejide görevli arkadaşlar yaşlı bir teyzenin ısrarla canlı yayına bağlanmak istediğini söylediler.
“Canlı bağlantı yapmayacağız, programı kapatıyoruz” anonsuna rağmen yaşlı teyzenin ricasını kıramadık ve canlı yayına aldık.
“Size bir soru soracam” diye söze girdi ve “Benim ev Rum’a verilecekmiş. Ben evime güneşlik yaptım, birhayle para ödedim, paramı bana kim geri ödeyecek” sorusunu sordu.
Programdaki arkadaşlarla birbirimize baktık, apıştık kaldık.
Yaşlı teyzeye cevap veremedik.
O da homurdana homurdana telefonu kapattı.
Zaten istesek de yaşlı teyzeye cevap vermezdik çünkü konu uzmanlık alanımızda değildi.

      ***

Annan planı dönemi, referandum günleriydi.
Evetçi cephede bazıları işleri abartmış, evlerini boşaltıp göç edecek Kıbrıslı Türklere  havuzlu villalar yapılacağını söylüyordu.
Emlak dergilerinden kestikleri havuzlu evlerin fotoğraflarını da yayınlayıp “işte bu evler” diye yayınlar bile yapılıyordu.
O günlerde Güzelyurt’tan bir tanıdığım ziyaretime gelmişti.
Beraberinde bölgenin meşhur milliyetçilerinden birini de getirmişti.
Bu davetsiz konukla gergin konuşmalar yapmıştık.
Niye hayır diyeceğini agresif bir şekilde anlatıp duruyordu.
Konuşmanın sonuna doğru “havuzlu villalar konusunda ne den” diye bir soru yöneltti.
Ben de gülerek “inşallah yaparlar” yanıtı verdim.
Havuzlu villa vaatlerine karşı yazılar yazan birisi olarak uzun uzun açıklama yapma gereği duymamıştım.
2 gün sonra tetikçi gazetelerin manşetinde görecektim kendimi.
“Başaran Düzgün vatandaşı kandırıyor havuzlu villa vaat ediyor” diye.
Sonra rahmetli Denktaş sahneye çıkacak ve bana veryansın edecekti.
Referandum geçip gidecek ama ben yine kurtulamayacaktım.
Kadrolu hayırcılardan bazı yazarlar birkaç yıl yazıp duracaklardı.
Üzerime yapışıp kalmıştı bu algı operasyonu.
Kişilik katletme operasyonuna dönüştürülmüştü.
O günkü davetsiz misafirle yıllar sonra Güzelyurt’ta  bir düğün kuyruğunda karşılaşmıştık.
“Yaşından başından utanmadın mı o yalanı gidip anlatırken” diye sormuştum.
Cevap vermeyip panik halinde ayrılmıştı düğün kuyruğundan.

      ***

O dönemde toprak ile ilgili duyduğum en dehşetengiz şey mecliste yaşanmıştı.
Hemen belirteyim ki o gün de inanmamıştım hala inanmıyorum.
Ama anlatanlar o kadar emindirler ki.
Referanduma kısa süre kala meclis gizli bir toplantıda Annan planını tartışmıştı. Çok uzun süren bir toplantı olmuştu.
Dönemin Başbakan’ı Talat milletvekillerine bilgi vermiş ve soruları yanıtlamıştı.
Milletvekillerinden biri (şuan mecliste değil)  Talat’a mealen  şöyle bir soru sormuş;
“Rumlara bırakacağımız köyler belirli bir takvim dahilinde iade edilecek. (Çünkü Kıbrıslı Türklere yeni evler yapılacak ve iade öyle gerçekleştirilecekti. B.D) Fakat biz ortak cumhuriyete derhal dahil olacağız. Ya Türkiye toprakları  iade etmekten vazgeçerse ne olacak?”
Talat “gailesi seni mi tuttu” türünden bir yanıt vermiş.
Bu yanıt Rum tarafına sızdırılmış. Üstelik ses kaydıyla birlikte.
Rum tarafı ve özellikle AKEL’deki hayırcılar kazan kaldırmışlar.
“Tükler devlete ortak olacaklar ama toprak vermeyecekler” diye bağırmaya başlamışlar.

     ***

Bizden bazılarının sevdiği sıfatıyla “Kıbrıs Cumhuriyeti” başkanı yani Rum Yönetimi Cumhurbaşkanı Nikos Anastasiades  geçtiğimiz gün bir açıklama yaptı ve “paraları görmezsem bir anlaşmaya evet demem” dedi.
“Şaşırmadım” dersem yalan olur.
Aslında bizimkilerin söylemesi gereken cümleyi Anastasiades söyledi.
Öyle ya, on binlerce Kıbrıslı Türk yeniden göç edecek, on binlercesi parasını ödeyerek satın aldıkları topraklar için Rum’a yeniden ödeme yapmak zorunda kalacak ama ortada tek bir kuruş olmayacak.
Geçen defa yemoşa gitme durumu vardı ama bu defa Kıbrıs Türkünü kimse yemoşa yapamaz.
Yemoşa’nın sözlük anlamını bulamadım.
Gençler ihtiyarlara sorsunlar…