Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

1977-79 Doruk Anlaşmaları: (Rum tarafının yeni sevdası!)

2002 yılında Annan planı Güney’de ve Kuzey’de farklı şekillerde tartışılıyordu. Türk tarafı “evet” demek için kampanya sürdürürken Rum tarafı hem planın takvimine hem içeriğine saldırıyordu. Üstelik bu tepkilerin başını da Hristofyaslı Akel’in Haravgi gazetesi çekiyordu. Kopenhag zirvesinden önce aleyhte sürdürülen kampanyanın kendilerine göre nedeni “sunulması beklenen planın BM’ler kararları, Doruk anlaşmaları, Uluslar arası hukuk ve AB müktesebatına uyumlu olmadığı” iddiasıydı!” Hristofyas bu konuda şunu da söylüyordu: “AB’ye katılım uğruna oyuna gelmeyeceğiz! Bize kabul edilemez planlara yüksek sesle hayır dedirtmesinler!”
HATIRLANMASI GEREKEN ANLAŞMA: Son günlerde Rum tarafında bu 1977 Doruk Anlaşması sık sık telafuz ediliyor. Ki bir devrelerde CTP’nin diline pelesenkti, epey de propagandasını yaptıydı. Geçen gün de Akıncıya övgüler yağdıran Rum İçişleri Bakanı Hasikos bu anlaşmalara değinerek şu açıklamayı yaptıydı: (Özetle)
“İstediğimiz çözüm yeniden birleşmiş, uluslar arası hukuk ve AB müktesebatına uygun iki toplumlu iki bölgeli Güvenlik Konseyi kararlarının belirtildiği gibi siyasi eşitliği olan kapsamlı bir çözümdür…” (Hasikos’un buraya kadar söyledikleri makul ve kabul edilebilinirken bakın nasıl devam ediyor: “1977-79 Doruk Anlaşmalarına bağlıyız ve ayni bağlılığı öteki taraftan da bekliyoruz…”
HAYDA! Bu ne perhiz bu ne turşu! Ansızın 1977-79 BM’ler Doruk anlaşmaları turfanda taze bakla oldu! Hem de iki bölge ve iki kurucu devletten söz edilirken… O halde vacip oldu 1977 Denktaş-Makarios BM’ler Doruk Anlaşmasını aktaralım ki daha iyi hatırlansın.
1977 BM Doruk anlaşması: Barış Harekâtının hemen ardından 1975 yılında Viyana’daki uzun görüşmelerden sonra Federal Çözüm üzerinde karara varıldıydı. Bir buçuk yıl sonra da Denktaş’ın isteği ile BM Genel Sekreteri’nin gözetiminde Makarios’la görüşmeler başladıydı. 1977 yılında o görüşmelerden şu “uzlaşı” çıktıydı:
1) Kıbrıs Cumhuriyeti bağlantısız bağımsız iki toplumlu olmalıdır.
2) Toplumların yönetimindeki topraklar ekonomik verimlilikleri ile mülkiyetleri esaslarında görüşülecektir.
3) Üç özgürlükler, iki toplumlu federal sistem ve Türk toplumu yönünden doğabilecek zorluklar dikkate alınarak müzakere edilecektir.
4) Federal Hükümetin görev ve yetkileri devletin birliği ile iki toplumlu oluşu korunacaktır…”
Tabi Makarios’un ölümü ile askıya alınan 1977 Doruk anlaşması daha sonra Denktaş Kiprianu arasında 1979 BM Doruk Anlaşması ile tescil edildiydi. Ne var ki Rum Yönetimi sorunu tek taraflı olarak BM’lere taşıyınca anlaşma kadük hale geldiydi.
MAL MEYDANDA: Rum tarafının 1977-1979 Doruk anlaşmalarına sarılmak istemesinin nedeni ortada! Özellikle 2. ve 3. maddeye bakın Rum’un neyin peşinde olduğunu anlarsınız!

**********
Belediyelerimiz rölantide! (Hizmet vermeden para yütmeyi öğrendiler!)

Belediyelerden tıs çıkmıyor! Ne “battık” sesleri işitiliyor ne de Kıb-Tek’in “elektrik borcunuzu ödemezseniz elektriğinizi keseceğiz” tehditleri! Sanırsınız sihirli bir değnek dokundu ve ne sorunları kaldı ne züğürtlükleri! Hatta başında malını pazarlamayı çok iyi bilen, medyayla barışık, yola bir kova asvalt atsa bulvar döşemiş gibi feyisbuklardan bile duyuran bir acar Başkanı olan Lefkoşa Belediyesi ile öteki tüm belediyelerimiz “icraatlarını” bile anlatıyorlar! (Oysa ne diyor İçişleri Bakanı Aziz Gürpınar? “Belediyeler battı bir yıl daha dayanamazlar!)
BUNA KARŞIN: Doğrusu Mağusa gibi kasabadan bozma bir kentte yaşamamış olsaydık bu icraatları yutardık! Yutardık da bir yılda altmış kişiyi istihdam ederek bu konuda hükümetten sonra en büyük rekoru kıran Belediyenin icraatlarına bakıp elledikte “vardır bu işte bir bit yeniği” diyorum! Yoksa mümkün mü belediyelerimizin sağlık ve afiyetler içinde hizmet vermeleri? Önce para nerede?
SIRRI ÇÖZDÜM. Tümü de rölantiye yattı! Yol yapımı? Yok! Kaldırım? Yok! Trafik düzenlemesi? Eh yolu kaldırımı olmayan memlekette trafik düzenlemesi mi olur? O da yok! Tertip düzen? Yolu, kaldırımı olmayan dolayısıyle trafiği ya hey, ulaşımı nanay bir kentin müsade edin de tertiple düzeni de olmasın çünkü eşyanın tabiatına zıt olur! Allah muhafaza gökten başımıza Suudi’nin kumları değil, taşları yağar!
PEKALA NE VAR? Mağusa Belediyesinin her ay “gazetesi” çıkar. Eylül sayısına baktım birinci sayfa manşetinde Belediye Başkanımız Sn. Arter aynen benim gibi hem de kendini paralayarak haykırıyor: “Halk daha fazla mağdur olmamalıdır…” Olay Mağusa’da lağım kokuları saçan kanalizasyon ve sorunlarıdır.. Diyor ki Sn. Arter “Kamuoyu bilmelidir ki her türlü yasal yola baş vurarak tadilatını yaptıracağız. (AB’ye tabi..)
Başka ne var gazetede? Memleketin bilumum Belediyeleri “panayırcı” oldu ya! “Mağusa” belediyesinin gazetesinde başarı ile icra edildiğinden söz ediliyor! Bir de Glapsides plajındaki voleybol turnuvası! Bu kadar!
ANLADINIZ MI? Belediyelerin niçin sessiz ve sakin olduklarını? Hizmet için bir kuruşluk harcama yapmadan vaziyetleri idare ettikleri için! Üstelik “gün gitsin para gelsin” olayının da iyice tadına vardılar! Yani idare’i maslahatçılık!

**********
Kısaca takıldığım: (Sn. Talat’ın yükselişi!)

Avcılara atfen bir fıkra vardır. “Pam” dedin mi “hah derlermiş dur anlatayım!” Tabi Sn. Talat “pam” sesini bile işitmeden hemen her gün ister yazılı ister görsel olsun medyada yerli yerini alıyor! O kadar ki açıkladığı bazı konular belki “bir ilgili Bakan’ın tam da dilinin ucundadır, bir bakıyorsunuz Talat kapmış ve çoktan açıklayıp yorumunu bile yapmış! Kısaca Sn. Talat nerede boş alan görse orayı dolduruyor!
SONUNCUSU ŞU: Diyor ki “Türkiye’den gelecek su ve Kuzey’deki tüm sular için bir “özerk Komite” kurulsun!” Haberi okuduğumda çığlık attımdı: “Sn. Talat Kıb-Tek yetmedi mi? Şimdi içeceğimiz suyu da özerk kurumlara havale edip bu kez de bizi susuz bırakmaya mı niyet ettin?”