Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Soru-cevaplarla: (Kuzey-Güney ve Türk-Rum yönetimleri!)

Anastasiadis’in nereye varmak istediğini anlamak “Rum cephesinin nasıl bir çözüm istediğinin bilincine de varmak olacaktır.” Bu cümleden hareket ederek gelin bir zihin praktisinde sorup cevaplayalım:
Soru: Şu anda Güney Kıbrıs Rum Yönetiminin siyasi statüsü ile Anastasiadis’in bu statü içindeki konumu nedir?
Cevap: Güney Rum idaresi 1960 Kıbrıs Cumhuriyetinin siyasi ve hukuki tanınmışlığında adanın tek egemen devletidir. Anastasiadis de bu devletin tanınmış cumhurbaşkanıdır.
Soru: Bu durumda Kuzey Kıbrıs Güney’e göre hangi hukuki ve siyasi statüdedir?
Cevap: Kuzey Kıbrıs BM’ler ve AB tarafından 1974 Harekâtını gerçekleştirip Kuzey’i işgal eden ve Rum halkını Güney’e göçe zorlayan Türkiye’nin emrinde ve idaresindeki “siyasi ve hukuki yönden hakları olmayan bir bölgedir!
Soru: Annan planı referandumundan sonra yeniden başlayan ve devam eden müzakerelerde hedeflenen nedir?
Cevap: Önce müzakere masasındaki Türk ve Rum taraflarının konumlarına bakmak gerekir: Anastasiadis’li Rum tarafı masada Kıbrıs Cumhuriyeti’nin Cumhurbaşkanı olarak oturmaktadır. Akıncı’nın masadaki statüsü ise işgal altındaki Rum topraklarının illegal Cumhurbaşkanı oluşudur. Rum tarafı için Kuzey “sözde devlettir!”
Soru: Pekala nasıl olur da Rum tarafı müzakere masasında siyasi eşitlik ilkelerinde Akıncı ile müzakereleri sürdürmektedir?
Cevap: Çünkü Türkiye garantörlük hakkından doğan yetki ve sorumluluğu nedeniyle Kıbrıs Türk halkının can mal güvenliği için korumacılığını sürdüren bir güç olarak Rum tarafının yeniden Kuzey’e dönme planlarını akamate uğratmakta, Türk halkını Rum’un egemenliği altına sokacak çözüm planlarına set çekmektedir. Dolayısıyle kaybettiklerini geri almak için Rum tarafının müzakere masasına oturup pazarlık yapmaktan başka çaresi kalmamaktadır.
Soru: Bir zamanlar Erdoğan “eğer Kıbrıs’ta istenmiyorsak pılımızı pırtımızı toplar ayrılırız” yollarında bir açıklama yaptıydı. Böylesi bir durum söz konusu olursa Kıbrıs’ta nasıl bir siyasi değişim olur?
Cevap: Türkiye’nin olmadığı Kıbrıs’ta BM’ler ve AB ile bütünleşmiş Güney Rum Yönetimi, anında Kıbrıs’ın tanınmış Devleti oluşunun siyasi ve hukuki haklarıyla Kuzey’deki mülkünü öne çıkararak tüm adaya egemenliğini serecektir…
İŞTE SİZE SENARYO: Nitekim Londra’da Ulusal Kıbrıs Federasyonun yemeğinde konuşan Anastasiadis bakın neler söyledi: “Akıncı ile ayni vizyonu paylaşıyoruz. Bu vizyon Kıbrıslıların kendi ülkelerinde efendi olması, ülkenin yeniden birleşmesi, insan haklarının garanti altına alınması, tüm Kıbrıslıların AB içerisinde eşit vatandaş olmaları… Konfederasyon yaratmak için görüşen egemen devletlerden değil, Kıbrıs Cumhuriyetinin dönüşmesi için görüşen iki toplumdan bahsediyoruz… Kıbrıslı Türkler dönüşümü kabul etmiyor. Fakat pratikte olacak olan bugünkü Kıbrıs Cumhuriyetinin üniter devlet niteliğinden iki kesimli iki toplumlu federasyona dönüşmesinden başka bir şey değildir…”
Dikkat: Anastasiadis’in neden ısrarla “KC’ini” telafuz ediyor? Niçin “evrimleşerek federasyon haline gelmesi” üzerinde ısrarla duruyor ve neden gelmesini istiyor? Niçin “iki bölgeden bahsederken” Kuzey’e yerleşecek Rum nüfus üzerinde ısrar ediyor? Ve neden Türkiye’nin garantörlüğünün devamını istemezken, Türkiyesizleştirilmiş bir Kıbrıs’ta ısrarlı oluyor? Bunlara Doğru cevap verilirse Anastasiadis’li Rum tarafının neyi planladığı daha iyi anlaşılacaktır!  
********** 
Bitmeyen grev tehditleri: (Hz. Ali’nin keskin kılıcı!)

Diğer ülkelerde sendikalar nasıldır nicedir, yönetimlerle aralarında nasıl ilişkiler yaşanmaktadır bilmiyorum. Bildiğim şudur:
Bizim ülkede bıktırıp usandırıncaya, fıcırığını çıkartıncaya kadar “sendikal grev tehditleri” yapılmaktadır! Sadece sendikalar değil. “Mesleki Birlikler” de! Mesela Çiftçiler birliği tutun ki destek paralarının gecikmesi nedeniyle peşin peşin ve sağır sultanın bile duyacağı tonda çağırır: “Ödemeler yapılmazsa eyleme gideceğiz!” Çoğu zaman da eyleme gidilir çünkü devlette ödeyecek para yoktur!
SENDİKALARA GELİNCE: Daha okulların açıldığı ilk gün Eğitim Bakanlığı ile Öğretmen sendikaları arasında çıngar koptu! Şht. Ertuğrul İlkokulu öğretmenleri “geçen yıldan kalan hesaplaşmalarını oklun açıldığı ilk gün den Allah’ın emri imiş gibi kalınan yerden sürdürmek istedi!” Oysa sorun biliniyordu. Bilindiği için de hem “ilgili sendika KTÖS hem söz konusu Öğretmenler üç aylık tatil süresinde pek alâ da Eğitim Bakanlığı ile temasa geçerek çözüm sağlayabilirlerdi. Özellikle yapılmadı ve okulların açıldığı ilk gün greve gidildi.
Hz. ALİ’NİN KESKİN KILICI: Grevler tabi! İşverenle müzakere edilmeden hemen kınından çıkıyor! O kadar kolay ve o kadar olağan! Nitekim Bakan Dürüst sendikanın genel sekreterini işaretleyerek “herkes haddini” bilsin dedi, Elcil “Hz. Ali’nin çifte uçlu kılıcını kınından çekerek “dur ben sana haddini bildireyim” cevabını verdi! Ya bakan Dürüst ne yaptı? “Görevimi dedi doğru yaptığım sürece beni kimse korkutamaz!”
ŞU “DİLLERE” BAKIN: Bir yanda sendikal tehditler dolayısıyla peşinden grevler eylemler, öte yandan koskoca Eğitim Bakanı’nın “kimse beni korkutamaz” çığlığı! Çok affedersiniz ama memleketi Sulukule’ye çevirdiniz! Zaten insanlar “hık” deseler burunları önlerine düşecek, bir de şu ağız dalaşmalarını dikleştirmeyin! Azıcık devlet ağırlığı, birazcık sendikal tolerans ve tabi iç barış için “karşılıklı “saygı ve düzeyli ilişkiler…” Kısaca bizi de korkutmayın! 

********** 
Kısaca takıldığım: (Neden Türk-Rum etkinlikleri hep Kuzey’de yer alıyor?)

Hafta geçmiyor ki adına “ikili” dedikleri Türk-Rum etkinlikleri olmasın. Sonuncusu Zülfi Livaneli ile Faranduri’nin birlikte verdikleri halk konseriydi… İki halkın katıldığı bu tip etkinliklerin hiç mahzuru yoktur. Aksine barışçı yönden olumludur…
Fakat! Neden hep Kuzeyde? Kilise ziyaretlerinden konserlere, tiyatrolardan danslara, özel günlerin ortak kutlanmalarından panayırlara kadar Rumlar Güney’den Kuzey’e taşınmaktalar! Fakat Türkler Güney’deki her hangi bir “iki toplumlu etkinliğe katılamamaktadırlar çünkü yok!” Olan Türk-Rum gençlerinin Trodos’daki kampları! Sizce de bu etkinliklerin hep Kuzey’de yer almasında bir tuhaflık yok mudur?”