Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Sn. Akıncı’nın açıklamaları: (ve Talat ne dedi?)

Sn. Akıncı, çağrısı üzerine toplanan KKTC Meclisindeki özel oturumda müzakerelerle ilgili bilgi verdi. Bu 7 saatlik uzun toplantıdan sonra medyada yansıtılan “haberi” tutun ki çeyreklik süreyi bile aşmadı. Yine de ana başlıkları ile hangi konularda açıklamalar yapıldığını hangi konularda şöyle böyle uzlaşma sağlandığı konusunda fikir sahibi olabildik. Ve sonuçta biz de aynen DP Genel Başkanı Serdar Denktaş gibi ve bir kez daha “çok da rahat değiliz” deyiverdik!
Tabi çok “bilgi” “sahibi olduğumuzdan değil. Henüz müzakerelerle ilgili pek çok konuda nasıl ilerleme olduğunu bilmediğimizden!
YÖNETİM VE GÜÇ PAYLAŞIMI: Bu serzenişimize karşın anlıyoruz ki “Yönetim ve Güç Paylaşımı” konularında ilerleme var. Bu konuda Güzelyurt’ta Güzelyurtluları bilgilendiren Talat bakın nasıl bir açıklama yaptı:  “…Her hangi bir karar alınırken Merkezi Hükümette her iki toplum temsilcilerinin belli oranda destek olması gerekir. Karar alındıktan sonra veto etmek yerine, kararın alınma sürecinde olumlu hareket etmek, katkıda bulunmak kararı alındı. Eğer Bakanlar Kurulu 7’e 3 ise bir kararın alınması için en az bir Türk Bakanın onayı şart olacak. 12’e 5 ise en az 2 Kıbrıslı Türkün kabul etmesi gerekecek…” Şimdi bir değerlendirme de biz yapalım: Yönetim biçimine ki Annan planında da vardı, “siyaset maskaralığı” diyorum! Aylarca ağızlarda sakız gibi çiğnenen “siyasi eşitlik lafazanlığı gitti, tam da Anastasiadis’in istediği Kıbrıs Cumhuriyeti ahkâmlarına dayalı yüzde 70 yüzde 30 Rum-Türk temsiliyeti geldi. Yanı sıra oluşacak Temsilciler Meclisinde de Rum ve Türk Vekiller ayni oranda (7’e 3 olacaklar!) Sadece Senato eşit sayıda olacak.
“SÜRECİ YÜRÜTENLER:” Tabi şunu da kabul ediyoruz. Sn. Akıncı zor bir görev yüklendi ama bilerek yüklendi! Baş müzakereci olduğu için de tüm okların hedefindedir. Sonuçta eleştirilere dayanmanın da bir tahammül sınırı vardır ki dayanamadığı yerde “Süreci tek başıma yürütmüyorum” diyor. Zaten tek başına yürütmesi mümkün değil! Fakat yanına 2. Cumhurbaşkanı Talat’ın da desteğini koydunuz mu CTP’den oluşan bir kadro ile müzakereleri sürdürdüğü bir gerçek. Ee, müsaade edin de onca yıl ve Annan planı gerçeklerinden beridir bildiğimizce, bu “kafaların” çözüme nasıl baktıklarını da bilelim. Zaten bunun için rahat değiliz! 
  ********** 
Türk ekonomisi: (Çözüme hazır mı?)

Şimdilerde “ticaret erbabımız” da “Kıbrıs Türk ekonomisinin çözüme hazır hale getirilmesinden” söz ediyor. Aslında sadece ekonomi değil, Güneyle aşık atmamız için hemen her konuda bu hazırlığı yapmak zorundayız. Tabi “siyasi eşitlik” denirken eğer kastedilen sınırlarla ayrılmış Kuzey Güney ise ve kendi içlerinde “Kurucu Devlet” statüsünde kendi “özerklikleri ile kendi yönetimlerinin” de sahibi olacaklarsa amenna! Yok, eğer Kuzey Rum nüfus ile delinir, Türklere kalacak yerler “daraltılırsa,” Türk üreticisinin yahut sanayicisi ile ithalat ve ihracatçısının yapacağı tek iş Rum’un çırağı, işçisi, komisyoncusu olmasıdır!”
Bu iddiamızı işkembei kübradan değil, yıllar ötesinden gelen “Türk-Rum ticari ilişkilerinden dolayı çakıyoruz! Ki sorun ta “Türk’ten Türk’e kampanyalarından kalmadır!” Tabi şimdilerde durum vaziyetlerimiz değişmiştir. “Artık bizim de Türkiye üzerinden de olsa dünyaya açılan bir ticaret sektörümüz, sanayimiz, imalat ve üretim sektörlerimiz vardır” diyebiliyoruz…
Mesela sadece “hellimin” tescili ile sağlayacağımız kazanım Kuzey’i “süt ürünleri” potasına koyarken, o potayı ötesi ürünlerle de doldurmak ve pazarlamak fırsatı doğacak ki işte buna hazır değiliz! Hem tesisler yönünden hem üretim kapasitesi yönünden:
Mesela: Bizim çiftliklerde ürettiğimiz tavuklar Türkiye’de üretilenlerden daha lezzetli olabiliyor. Denizlerde üretilen çiftlik balıklarımız da öyle. Bir ara TC’ye Termosifon ihraç ediyorduk. Şimdi çatılarda uzay istasyonları gibi daha modernlerini görüyorum. Montaj sanayi de olsa bizim emeğimiz…
Mesela: Bir ara dış ülke fuarlarına KKTC’de üretilen KKTC damgalı 60’ın üzerinde ürünle katılıyorduk. Belki şimdilerde çok daha fazla…
FAKAT: Öncesinde Rum saldırıları ile oluşan olumsuz koşulları ve sonrasında devam eden Ambargoları da bahane ederek “kendi içimize kıvrık kapalı toplum ekonomisi” yarattık ve çok zaman kaybettik. “Al gülüm ver gülüm” sisteminde bu alış verişten herkes memnundu ama “ekonominin “e”si yoktu! 2003 yılında sınır kapılarının açılması Türk ahalinin Güney’e akması dolayısıyla alış veriş yapması kırılma noktası oldu! Çünkü vatandaş anladı ki yıllardır sürdürülen kapalı toplum ekonomisi nedeniyle memleketin ticaret erbabından yediği kazık az buz değildir! Üstelik halkın bu kazığı daha çok yemesi için de Devlet sermaye kesiminden alamadığı vergiye karşılık sürekli dolaylı vergileri bastırmaktadır! Rekabetsiz ortamlarda tekel haline gelen aile şirketleri zenginleşip semirirken de Devlet çoğu insanları ile fakirleşmektedir…
BİR ÇÖZÜM OLDUĞUNDA: Biline ki bu kez şimdiden bazı Rum iş insanları ile ortaklık yapan Türk iş insanlarımız sandıkları gibi “ihya” olacak değiller! Ekonomi “federal devlette” Kıbrıslılık ruhu ile yürümeyecektir! Türk-Rum rekabeti ile koşacaktır ki kim buna daha çok hazır ve layıksa o kazanacaktır! İnşallah payımıza “kebapçılık lokantacılık” düşmez!   

**********
Kısaca takıldığım: (DAÜ’de yeni Vakıf Yönetim Kurulu)

DAÜ’ü gözümün ucuyla izliyorum. Ki hâlâ Yorgancıoğlu Hükümetinden kalma S.Denktaş “inatlı” karar nedeniyle “seçilmiş rektörü” yoktur. Bu nedenle en az üç dört kaliteli öğretim görevlisinin ayrılması ile kayba uğraması da cabası!
İşte bu DAÜ’ye yeni bir VYK seçildi başına da eski UBP Maliye Bakanı Mehmet Bayram getirildi. İsabet diyorum. Devletin bütçesini yıllarca yönetip yönlendiren bir Bakan DAÜ’yü de toparlar. Kaldı ki bildiğim Mehmet Bayram bu çapta deneyimli bir insandır.