Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Mülk meselesinde mercek altı

Kıbrıs sorununun çözümünü engelleyecek birçok iç ve dış faktör vardır.

Biri olmazsa diğerine asılmak mümkündür.
Bu işin kolay yanı…

Zor yanı, gerçekten bütün olumsuz faktörleri aşarak bir sonuca ulaşmaktır.

Bir gün gelecek, neden Annan Planı döneminde Rumların “hayır” diyecekleri biline biline iki toplumun referanduma sürüklendiği sorgulanacaktır…

O dönemden bugüne zaman bir kez daha Kıbrıs aleyhine çalışmış ve yitirilmiştir…

Ancak bilinmesi gereken gerçekler de var…

Geçen onca zaman içerisinde, her iki tarafın siyaseti ele alındığında,
Rum tarafının daha sistematik çalıştığı,
Ve uzak hedeflerine sabırla yaklaştığını görmek mümkündür.
Türk tarafının ise, bazı cesaretli girişimler bir yana, tutuklu gibi davrandığı söylenebilir.

Rum siyasetinin kendi lehine dönebilecek elverişli süreçleri beklediği ve o süreçlerin oluşumuna bizzat katkı koymaya çalıştığı, adada yaşayan herkes tarafından gözlenebilir…

Mülk konusunda her iki tarafın tutumunu anlamak için birçok kaynak yanında,
Ayla Gürel ve Kudret Özersay tarafından 2006 yılında yayınlanan “Kıbrıs’ta Mülkiyet ve Siyaset” adlı kitaba bakmakta yarar vardır.
Kitapta Türk ve Rum mülkleri karşılaştırılmalı olarak verilirken,
Viyana Anlaşmasından, Doruk Anlaşmalarının ortaya çıkardığı “iki bölgelilik” kavramına kadar her iki tarafın ne anladığı gayet tarafsız bir şekilde saptanmaktadır.

Rum tarafı Annan Planına hayır derken,
Gerçekten niyeti neydi?
Hangi koşulların oluşmasını hedeflemekteydi?
Söz konusu kitaptan bir alıntı:
“Kıbrıs – tamamen Kıbrıslı Rumlardan oluşan bir idare altında olmak üzere – yakında Avrupa Birliği’ne girecekti. Bir kez oraya girildi mi, Türkiye’nin Kıbrıslı Rumların temel insan haklarına saygı göstermesini sağlama mücadelesi, özellikle Türkiye’nin kendi AB üyeliği özlemi de göz önünde tutulursa, çok daha iyi şartlarda yürütülebilecekti. Kuşkusuz tüm bunlar, kendi ideal çözümüne daha yakın bir anlaşmanın gerçek bir olasılık olduğu şeklindeki Kıbrıs Rum inancının daha da güçlenmesine yardımcı oldu. “

Rumlar Annan Planında toprağın ve ekonominin ve diğer faktörlerin birleşeceğini görmemişler, bu yüzden planı içselleştirememişlerdi.
Halbuki kendileri AB üyesi olunca,
Bugün de tartışmaların ana eksenini oluşturan mülk meselesini insan hakları temelinde çözme sürecine sokabilecekler,
Türk tarafının 1974’ten sonra ve özellikle “nüfus mübadelesi”  ve “iki bölgelilik” ile geliştirdiği global takas yolunu tıkayabileceklerdi…

Bu koşullar beklenmeli, bu hedef yakalanmalıydı…

O dönemden günümüze bir on yıl daha geçti.
AİHM’deki mülk davalarında alınan kararların Rum tarafına verdiği cesaret bir yana, artık AB üyesiydiler.
Bugün o koşullar gerçekleşmiş görünüyor…

Neticede her iki taraf da prensipte anlaşmıştır.
Mülk konusu insan hakları temelli çözüleceğine göre,
Geriye bunu “iki bölgelilik” içinde halletmek kalır…

Zor.
Ama ne derler?
Barış yapmak savaş yapmaktan daha zordur…