Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Özür dilenirse: (Barış mı olur?)

Dünkü Havadis gazetesinin manşeti son dönemlerin en düşündürücü olanlarındandı. Kırk bir yıllık Kıbrıs tarihi “başlangıç” ve “sonuç” itibarı ile ancak bu kadar çarpıcı vurgulanır, vicdanlarda bir kırbaç gibi ancak bu kadar şaklayabilirdi!
İŞTE O “BAŞLANGIÇ:” Başlatan hep Rum tarafı oldu! Kısaca adı “Türk” olan, “Türkün olan” ve “aidiyet” olarak “Türk” kelimesi ile anılan ne varsa hepsi de yarım asırdır Rumlar tarafından saldırıya uğradı! Öldürdüler, çoluk çocuk kadın öldürdüklerini gömdüler, yaktılar, yıktılar, göç yollarına attılar, evsiz barksız, köysüz kasabasız bıraktılar…
VE İŞTE “SONUÇ:” 41 yıl sonra değil, yarım asır sonra BKP’li İzzet İzcan tarafından koltuklanan Rumlar özür dilemek için “Atlılar Sandallar, Muratağa Şehitliği” toplu Mezarlarına götürüldüler! Ve özür dilediler! Oldu mu, bitti mi? Barış geldi mi?
“Zavallı barış, zavallı insanlık!” Yarım asrı aşkın süredir Türk halkına kan kustururken özür dilemeyen Rum militarist ve Eoka’cılar tam aksine bu Türk kıyımından sorumlu olan Rum liderlerini Cumhurbaşkanı, Bakan, milletvekili yaparak ödünlendirdiler! Hatta heykellerini diktiler! Oysa heykelleri dikilen bu katillerin özel mahkemelerde “savaş suçlusu” olarak yargılanıp cezalandırılmaları ve işte o zaman özür dilemeleri gerekirdi!
Ama ne oldu? BKP’li İzzet İzcan Rum tarafında 1974’de savaş sırasında ölen Rumlardan gidip özür diledi diye “hadi biz de karşı jestte bulunup sizden özür dileyelim” diyen AKEL’e mensup bazı Rumlarla kol kola girip Atlılar Muratağa Sandallar köylerinde soykırıma uğramış kadın ve çocukların toplu mezarlarına uğrayıp “özür” dilediler! Ve ne dediler bu seremoninin sonunda? “Barışı kurtardık!” Breh breh!.. (Adamlara Kuzey’i vaat etmeseydiniz siz o barışı sittin sene daha kurtaramazdınız. Kim bilir belki de kendilerine iade edilecek köy ve topraklar arasında o “toplu Mezarlar o şehitlerin köyleri de vardır!)
VE O HAYKIRAN TÜRK: Fakat “Özrünüzü kabul etmiyoruz” diyen o kadın ve çocuklardan oluşsan şehitlerden bazılarının kocaları hâlâ yaşamakta… Havadis Gazetesi’nin Manşetindeki fotoğrafta görülüyordu. Neredeyse fotoğraf çerçevesinden fırlayacakmış gibi haykıran o insan işte o aile babalarından biriydi… Kollarından tutmalarına, “yapma etme” demelerine karşın 40 yılın acısı, kan ağlayan yüreği ile bağırıyordu. “Özrünüzü kabul etmiyoruz!” Etmez tabi. Çünkü o şehitlikte Rumlar tarafından kurşunlanıp toplu mezarlara konmuş tam beş yakını vardı. Karısı çocukları… Fakat katilleri hiç cezalandırılmadılar, kahraman ilan edildiler! “Adada tek bir Türk kalmayana kadar mücadele devam edecek” diyen Türklerin en büyük düşmanı Makarios’un da zaten heykellerini diktilerdi! Ama ne diyor İzcan? “Kin ve nefretle barış olmaz” Ama “özür dilenirse olur!” Zavallı kadersiz Kıbrıs Türkü… Yarın evini de toprağını altından çekip alacaklar ve seni böyle daha çok “bağırtacaklar!”

*********
Tapulu mallar: (Devlet güvencesinde değiller miydi? Şimdi neden Rum’a peşkeş çekilmekteler)

Gözümüzün biriyle müzakereleri, diğeri ile hükümeti izliyoruz. Arada bir şaşı olmak pahasına hem hükümet hem ana muhalefet olan UBP içindeki kaynaşma ve çalkantılara bakıyoruz! Tabi gördüklerimizden memnun olduğumuzu, “oh oh işler yolundadır, istikbalimiz tamamdır, emin ellerde yolumuz açık, geleceğimiz aydınlıktır” diyemiyoruz.
Çünkü: Bir yandan “döviz” vuruyor öte yandan “müzakereler!” Ne ilgisi var demeyiniz. Her ikisi de Kuzey’deki “varlığımızı” gasp etmek için ittifak yapmışlar. Önce döviz batıracak sonra Rum “batan geminin mallarıdır bunlar” diyerek Kuzey’deki mülkü kaparozlayacak! Zaten bunun için “özel masa” kuruldu! Bir ucunda Akıncı oturuyor öteki ucunda Anastasiadis! Şimdi soralım.
BİR: 1974’den sonra tüm Kuzeydeki mülkler seçimle işbaşına gelmiş hükümetler tarafından devlet güvencesinde tapuları ile yurttaşlara verilirken, “dikkat edin bu tapular geçicidir bir gün Rum’a iade edilecektir” mi dendi yoksa “mülkleriniz devletin güvencesinde midir” dendi?
İKİ: Devletin güvencesindedir denmesine karşılık müzakere masasında bu “sözü” ve “kanunları” çiğneyerek insanların tapulu mallarını “pazarlık” konusu yapma hakkını kim verdi?
ÜÇ: Bu konuda bir kamuoyu yoklaması mı yapıldı? Elinde KKTC devletinin tapusu ile Rum mülkü tutan insanlara sorup onayları mı alındı?
DÖRT: Seçim kampanyalarında seçmenlere, “seçilip müzakereci olmanız halinde ellerinde tuttukları tapulu mülklerini masada pazarlık konusu yapacağınızı hiç söylediniz mi? Yoksa hep “bize güvenin bir çakıl taşı bile vermeyiz” mi dediniz?”
Beş: Eğer bir siyasi karambol sonucunda emrivaki ile karşı karşıya kalmış ve çözüm konusunda açmazlara düşmüşseniz neden bunu halka anlatıp “çözüm mü mülk mü” sorusunun cevabını istemediniz?
Altı: Sizce bu halk her zaman “tepedeki liderler” için “kalk arap otur arap” esamesinde midir? Gıyabında ve gizlilikle kaderini siz mi saptayacaksınız? Buna ne kadar yetkiniz vardır? Bu konuda ne kadar muktedirsiniz?
Lütfen iyi düşünün! Çünkü Kıbrıs Türk halkını ve Kuzey’i sonu belirsiz bir yolculuğa çıkarmak istiyorsunuz ki “bu kadar büyük sorumluluk için gerçekten çok dar kalıyorsunuz! Kefaretini mahkeme-i küprada ödeseniz de vicdanlarınızın sızısı asla dinmeyecektir!

*********
Kısaca takıldığım: (Telefon konuşmalarından sonra iş!)

Dünya Teknoloji Ve haberleşme Kurumunun verilerine göre cep telefonu ve sabit telefonlardan aylık ortalama kişi başına düşen konuşmalar 231 dakika imiş. Oysa bu konuşmalar AB’de 199 dakika imiş.
Müjde, İşte size rekor! Hep söylerim bu memleketin “lâk lakı” üzerine bir başka ülke yoktur. Çünkü oralarda herkeslerin yapacak işi gücü vardır. Ancak işler bittikten sonra lütfen konuşulur. Oysa bizde kimsenin işi gücü yoktur, dolayısıyla telefonlarla konuştuktan sonra eğer zaman kalmışsa işe güce başlanır! Cennet gibi memleket!