Gene başladılar: “Hemen çözüm” diyorlar! Ve her zamanki gibi hiç kimse “hemen çözümün nasıl olacağını” söylemiyor! Oysa ne diyor Rum tarafının yöneticileri: Türklerin nüfusu olsa olsa 90 bin kişidir! Yani cemaat! Rumların ise 800 bini çoktan orsa etti!
Harbi konuşalım: Rum tarafı peşin peşin 1974 sonrası nüfusumuzu tanımıyor TC’lileri yok sayıyor! Hadi biz de sayalım: 90 binlik nüfusla olsak olsak cemaat olmaz mıyız? Dolayısıyla hem yönetim hem de mülkiyet hakkı itibarı “azınlıktaki cemaat muamelesi görmez miyiz?
Rum tarafının öteden beri derdi imanı budur! Türk halkını cemaat esamesine düşürüp Türkiyesizleştirdikten sonra “azınlık çoğunluk” esasında bir federal sisteminin ağa babası olmak! Bu yargıya katılmayabilirsiniz ama farkındasınız: Rum medyası Solcusu Sağcısı, muhalifi muvafığı ile nüfus ve mülk sorununu sürekli manipüle ediyor! Bizim taraf ise “merak etmeyin 11 Şubat mutabakatı neyse çözüm ona bağlı olacak şekilde sağlanacak” açıklamaları yapıyorlar.” Fakat yarattıkları imaj “bir an önce çözüm olması üzerinde yoğunlaşırken” araya da “tabii ki Rum’a mülkünü iade edeceğiz” gibilerinden sorumsuzca ve yetkisizce laflar sıkıştırıyorlar, haklı olarak hem aklımızı hem midemizi karıştırıyorlar! Ki Rum’a mülkünü iade etmek demek Türk halkını tüyleri yolunmuş kaz gibi ortalarda cascavlak bırakmak demektir! İşte nedeni:
TÜRK RUM MÜLKLERİ: Rakamları saygı duyduğum bir eski Bakanımızdan aldım. Dönüm hesabıyla adadaki bazı Türk Rum mülklerinin dökümü şöyledir:
Tüm Kıbrıs’ın alanı 7 milyon dönümdür.
Bunun 5 milyon dönümü özel mülktür.
Bu özel mülkün 552 bin 455 dönümü Türklerindir.
Genel toplamda Türk mülkünün 400 bin dönümü Güney’de 450 bin dönümü de Kuzey’dedir.
Rum’un özel mülkü ise 4 milyon 123 bin 711 dönümdür!
Adadaki Ermeni ve Maronit azınlıkların ise 91 bin 406 dönüm mülkleri vardır.
Tüm adadaki hali araziler, ormanlar, dağlar vs. 1 milyon 847 bin 820 dönümdür.
KKTC’nin alanı 562 bin 702 dönümdür.
RUM STRATEJİSİ: Başından beridir Rum liderliği bu “azınlık-çoğunluk” olayını “çözüm stratejisi” olarak kullanmaktadır. Bizim tarafın “siyasi eşitlik” dayatmasına da kulak asmayın! Çünkü “ortak yönetim erkinde” Türk tarafı nüfus oranına göre temsil edilecektir! Nitekim şu sıralarda siyasi eşitlikten anladığımız sadece dönüşümlü Cumhurbaşkanlığı oluyor!
KISACA: Mülkiyet sorunu eğer azınlık çoğunluk esasında değerlendirilirse bilin ki bu adada payımıza düşecek alan Lefkoşa ile çevresidir! “Hemen çözüm” derken bir daha düşünün!
**********
İyimser olamıyoruz: (Hükümet gitgide çaresiz durumlara düşüyor!)
Hükümet, “programında” verdiği sözü tutuyor ve Kamu Görevlileri Yasası yürürlüğe girmeden “yeni müşavir yaratacak şekilde üst düzey kamu görevlileri ataması yapmıyor.” Ne kadar dayanacak bilmiyorum! Öte yandan “Kamu Görevlileri Yasası”nın da altı ay süresinde “tasarıdan” kurtulup “yasa” haline gelmesi gerekmektedir fakat bu olasılık da pek görünmüyor.
Oysa devletin çarkları dönmüyor! “Hemen çözüm” isteyenler nedense Kuzey’i o çözüme hazırlayacak yasa ve reformlara aldırmıyorlar! Kaldı ki bir de AB müktesebatı vardır ki es kaza çözüm olsa Kuzey otomatik olarak AB üyesi olacak. Ve evvel emirde ilk yapacağı değişiklik müktesebata uygun olarak “devletçiliği” terk ederken “liberal ekonomiye” geçmesi olacak! Oysa KKTC-TC ekonomik protokollerine karşın bile “devletçilik” devleti kurt gibi kemirerek yoluna devam ediyor! Kısaca her konuda olduğu gibi bu konuda da statükocu konumumuzu sürdürüyoruz!
Mesela: Kıbrıs için diyor ki AB, “piyasa ekonomisi kaçınılmazdır!” “Aynı zamanda devlet rekabetçi baskı ve piyasadaki bilumum ekonomik sektörlerin güçlerini de zapturapt altında tutmalıdır!”
Fakat biz henüz devletin fonksiyonel yapısını bile oluşturamadık! Mesela hükümetler gelip gitmekte “e-devlet” sözü nakarat olmakta ama gerçek şu ki “e”sini atın, geriye kalan “devlet” kamu görevlileri sorununu bile çözemedi! Kaldı ki “e-devleti” gerçekleştirsin!
Bunların yanı sıra “otorite ile disiplinin” ne kadar önemli yer tuttuğunu söylemeye hiç gerek yok! Ki devletin canına okuyan da bu iki “unsurun” çalışmamasıdır!
Oysa “Hükümet programında” bu da düşünülmüş. Mesela deniyor ki “Çalışanların görev yerleri özlük hakları korunarak ve somut kriterlere bağlı olarak değiştirilmesine olanak sağlayan yasal düzenlemeler dokuz ay içerisinde yapılacaktır…”
HABER VERELİM. Mümkün olmayacaktır! Çünkü bu ülkede hiçbir hükümet “sendikaları” aşıp kendi kararlarını uygulama fırsatı bulamamıştır. Dolayısıyla ne olmalıdır? Hemen “reformlarla yeniden yapılanma seferberliğine” geçilirken öncelikle devletin önündeki “barikatlar” kaldırmalıdır ki yolu açılsın! Oysa hükümet döviz vurgunundan UBP’deki kurultay olayına kadar çok sıkışık durumda!
**********
Kısaca takıldığım: (İnsanlarımız hastalanıyor!)
İki üç tanıdık bir mekânda konuşuyoruz. İş adamı arkadaş elinde tuttuğu çek defterini sallıyor ve bilir misin diyor. Bu çek sayfasının değeri sıfırdır. Oysa dünyanın her yerinde bu çekin tek yaprağı “devlet tarafından garantiye alınmış paradır!” Ve çek defterini sallayarak ekliyor. Birisi piyasayı 8 milyon dolandırdı İngiltere’ye kaçtı! Bir diğeri 4 milyon vurdu Rum tarafına kaçtı. İşte bizdeki çek defterleri!
Tabii yasalardan boşluklardan söz ediyoruz. Pek çok yasanın yeniden değişmesi gerektiğini söylüyoruz falan… Ve üçüncü arkadaş söze giriyor: “TMT’ye övgüler düzeceklerine çıkarsınlar yasaları?” “Hayda diyorum! Ne ilgisi var! Senin TMT’ciler dediklerinin çoğu öldü! Artık sadece bir tarihi olay! Kaldı ki o TMT dediğin hükümetin bir ortağı için “istenmeyen örgüt!” Ve yasaları yapmak için de iktidarda! Suçlu arıyorsan işte Hükümet…” (Bağıra çağıra ayrıldı. Düşündüm: Ne oluyor insanlarımıza?)
































