Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Denktaş nasıl çözüm isterdi. (İşte hâlâ geçerli olan tarihi söylem)

Rahmetlik Denktaş  “nasıl bir egemenlik” diye sorduktan sonra cevap veriyordu:
“Biz Türk halkına ayrı egemenlik” diyoruz.”
“Onlar Rumlarla ortak egemenliği savunuyorlar.”
“Peki fark nedir?”
“Ayrı egemenlik olursa, Rumlarla yayana, ortak egemenlik olursa iç içe yaşayacağız.” Fark işte budur!
VE DEVAM EDİYORDU:  “Halkımız günlük yaşamından dolayı bu farkı çok iyi biliyor: Çünkü: “Her ailenin bir evi, her evin ise  ayrı bir egemenliği ve dokunulmazlığı vardır. Her ev ayrı egemenliği olan bağımsız bir devlet gibidir. O eve en yakın komşuların bile ev sahibinden izin almadan girmek, oturmak, yerleşmek ve yaşamak hakkı yoktur. Ayrı egemenlik söz konusu olduğu zaman, devletler arası ilişkiler, yan yana oturan komşular arası ilişkilerde nasılsa aynen öyledir.”
VE DENKTAŞ SORUYORDU: “Ortak Egemenlik neden sakıncalıdır?” “Çünkü diyordu, geçmişin trajik olaylarını çocuklarımızın da yaşamasını istemiyoruz. 1960 yılında Rumlarla birlikte kurmuş olduğumuz ortak egemenliğe dayalı Cumhuriyetin nasıl yıkıldığını ve haklarımızın gasp edilmiş olduğunu unutmayalım.”
“RUMLARIN YENİDEN İÇMİZE GİRMESİNE İZİN VERMEYELİM:”  Denktaş bu başlığın altını şöyle dolduruyordu:
“Gün karar günüdür. Gün kaderimize sahip çıkma günüdür. Güzel sözler arkasına gizlenerek Rumlarla ortak egemenliği savunanlara  aldanma!  Genç kuşakların geleceğini tehlikeye atma! Ortak egemenlik adı altında Rumların yeniden içimize  girmelerine izin verme! Unutma egemenlik ortak diye Rumlarla ayni evde yaşamak ve ayni kaderi paylaşmak zorunda değiliz…
“NASIL BİR ÇÖZÜM:”  Rahmetlik Denktaş bu konudaki görüşlerini şöyle açıklıyordu:
“Hiç kimsenin yaşam hakkına müdahale edilmeyen, İnsan hakları ihlallerinin tamamen son bulacağı, huzur ve güvenlik içinde yaşayabileceğimiz bir Kıbrıs yaratma umudunu  hiçbir zaman yitirmedim. Bunun  yolu Kıbrıs’ta iki halkın eşitlik,  özgürlük ve egemenliği ile iki kesimliliğin kabulünden geçer.” (İmza)  Rauf Raif Denktaş
CUMHURBAŞKANI DENKTAŞ:  Bu görüşlerini Cumhurbaşkanlığı seçimleri  döneminde bir broşür halinde yayınlattırmış ve “ben sizin davanızı savunuyorum  sizin avukatınızım”  dediği Türk halkına dağıtmıştı. Ben Rahmetlik Denktaş’ın çözüm konusundaki bu görüşlerinin altına her zaman imzamı atarım. Sizleri bilemem tabi!      

**********   

UBP’deki olay yeni değil: (Özgürgün sanıldığı kadar güçlü mü?)     

İyi kadrolarla oluşan Koalisyon hükümetlerine her zaman inandımdı.  Hatta zaman zaman neden inandığımı ispat etmek yollarında,  “çünkü koalisyonu oluşturan iki siyasi parti birbirlerini denetleyerek denge unsuru oluştururlar”  derdim…
Ancak benim aklımla yüreğim düz çalışır!  “siyasi tasarrufların “olumlu” yanını düşünür,  “olumsuz”  yanlarının “memlekete millete ihanet olduğuna” inanırım. Politikacı öyle düşünmez ama: Her halde “memlekete hizmet verme yarışına çıkılmışsa güçlü hükümet oluşu,  kendi siyasi misyonunun da çok güçlü oluşuna bağlar!  Kısaca politikacı,  “icraatının  gücünü” kendi gücünden almak ister.  Bu da koalisyon hükümetlerinde mümkün değildir  çünkü orada zorunlu iki parti  ve Başkanlarının ortak “paylaşımları”  vardır…
UBP’DE HESAPLAŞMA: İrsen Küçük’ün kişisel ihtirası nedeniyle haşat ettiği bir UBP’den söz ediyoruz! Buna karşılık ayni zamanda bir siyaset ustası olan Eroğlu’nun yaratıp KKTC’nin amiral gemisi yaptığı  bir başka UBP’den de söz ediyoruz.. Ve şimdilerde  “Özgürgün’ün UBP’sinden bahsediyoruz..
UBP Denktaş’tan sonra bu “ellerin önderliğinde”  hiç ayni çizgi ve başarıda olamadı! Nitekim şimdi de yeni tartışmaların anaforuna düştü.
Görünürde parti içinde Özgürgün’ün kontenjanını kullanarak “onları ben atadım ben görevden aldım” dediği Ersin tatar ile Nazım Çavuşoğlu krizi var!  Havadis gazetesinin değerlendirmesine göre her iki Milletvekili de Özgürgün’e karşı aday olmaya  hazırlanıyor ve açıktan muhalefet yapmayı sürdürüyorlar.
UBP 31 Ekim’de Kurultay’a gidiyor. Sancılanmalar bu nedenle olmalı… Aylar önce GYK toplantısı oldu, Özgürgün oy birliği ile parti başkanlığına getirildi. Fakat çalkantılar dinmedi!
NEDEN?   Vakti zamanında Erdoğlu’nun başını  da  “Dokuzlar krizi”  ağrıttıydı çünkü “Bakanlık bekleyen dokuz milletvekili hüsrana uğradıydı!” Eroğlu cebinde bir ay  gezdirdiği Bakanlar kurulu listesi ile umut dağıttıktan sonra “Dokuzların” başını çeken Serdar Denktaş, Hakkı Atun,  Salih Coşar gibi ağır topları dışlayınca, DP adlı yeni parti doğduydu.
Şu anda UBP’deki olay o geçmişin sendromuna benziyor.  Sadece bir fark var. O dönemlerde Eroğlu güçlüydü ve tek adamdı. Fakat artık UBP’de o “tek adam, güçlü lider” olayı yok! Yani Özgürgün’ün ayakları sağlam zemine basmıyor. Kaydıracağım derken kayabilir…
     ********** 
Kısaca takıldıklarım:  (Şundan bundan)

Siyaset literatürümüze zorla sokuşturulmak istenen  yeni bir hastalık musallat oldu:  “Rumlarla Türkleri kaynaştırıp çözüme katkıda bulunmak!” Büyük ideal! Fakat inandırıcı değil! Çünkü olay tek taraflı cereyan ediyor! Kuzey’den sürekli ödün isteyen Rum tarafı oluyor,  vermesi gereken  Türk tarafı! Ve “bizimkiler” ters yana düşüyor.”  Şöyle ki  “barışçı çözüm için Rum tarafına Kuzey’den istediklerinin verilmesi için Rum’la birlikte hareket eden bir zümre haline geliyorlar!”  Bu durumda da Türk tarafına tekme sallarken,  Rum tarafının sırtını okşuyorlar! İbretlik bir olay!” KIB-TEK’İN MARİFETLERİ. Tekel olursa böyle olur. Gel de Kıb-Tek’in  abonelerine reva gördüğü işkenceyi mesela Turkcell’le Telsim’de gör! Mümkün mü?  Rekabet bir yandan, rekabete dayalı abonelerine ait olumlu uygulamalar öte yandan… Kıb-Tek ise insanları akıllı sayaçlar bahanesinde  “emrinin kulları” yaptı.  Dairelerine gidip bir sürü formaliteye imza atmazsanız “fatura göndermiyorlar.” İşte monopol dedikleri budur! Tek kurum, tek memleket! Kıbrıs Türk halkı demek ki bu tip Kurumlara layıkmış!