Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Sıcaklar fena vurdu: (Ve o günü hatırladık!) (1)

Her halde sıcakların etkisi de vardır. Geçen haftanın olaylarını çok agresif havalarda yaşadık! Ki o havalar bana kavgalı dövüşlü Annan planı referandumu öncesi dönemleri hatırlattı. Türkiye’nin TV’leri bile bu agresif ve kavgacı tutumlarımızı kaçırmamış, ensemizden reyting yapmak için bir uçak dolusu gazeteciyi İstanbul’a taşımıştı. Kırca’nın yönettiği o tartışmaları izlerken iyi anımsıyorum, utanmıştım. Gazeteci refiklerimiz birbirlerine hançerelerinin en son çığlığında bağırırken   gözleri yuvalarından fırlamış,  yüzleri kan çanağına dönmüştü. Birbirlerine bağırırlarken Kırca kıs kıs gülüyor yarattığı reytingden dolayı ellerini ovuşturuyordu. Hele birbirlerine saldırma sahnesi vardı ki film olsa sadece o sahne nedeniyle ödül alırdı!
NEYDİ KAVGAMIZ?  O günleri kaç kişi hatırlamak ister bilmiyorum. Fakat kavga Annan planı ile dayatılan “kayıplarımızdı!”  Rum tarafı kazanırken biz kaybediyorduk!  Ve bunun adına başta Erdoğan olmak üzere “kazan kazan”  diyordu!  Kuzey Rum’a peşkeş çekiliyor, en sulu yörelerimiz, köylerimiz Rum’a teslim ediliyordu! “Temsilciler Meclisi,”  “Senato” maskaralıkları ile Türk halkı yine Rum çoğunluğunun azınlığı olurken, sonucu “zafer”  olarak niteleyen insanla            Her neyse.  O günlere inşallah yeniden dönmeyiz. Yeter ki referandumdan önce bir toplumsal uzlaşmaya varalım. (Diyelim ve gelelim Cumhurbaşkanı sözcüsü Barış Burcu’nun geçen haftaki açıklamalarına.)   

      **********

Burcu’nun açıklaması: (2)    

(Özetle aktarıyorum.) Müzakereler BM’ler nezdinde iki tarafın mutabakatı çerçevesinde yürütülüyor…

41yıldır Rumların kabul ettirmeye çalıştığı ve Kıbrıs Türk tarafının kabul etmediği hususları bugün “kabul edilip geri adım atıldı” şeklinde bir izlenim yaratılmaya çalışılması yanlıştır… Mülkiyet hakkına saygısızlık diye bir şey yoktur. Mülkiyet hakkını kabul etmek diye yeni bir şey de yoktur…”
Hah! İşte bu son cümle! “Mülkiyet hakkını kabul etmek diye yeni bir şey de yoktur!” 41 yıldır neyse o!
HAYIR: Neyse o değil! Basit bir örnek vereyim: 2004’e kadar tutun ki KKTC köydü! 2004’den sonra devasa bir kent oldu.
Gözlerinizi kapatın ve düşünün: Karpaz’dan Güzelyurt’a oradan Yeşilırmak’a kadar uzanan çift şeritli yollar… AB’nin de parasal katkıları ile oluşan yeni alt yapı yatırımları… Yanı sıra eski eserler restorasyonları, belediyelere yönelik mesela Kanalizasyon gibi devasa  yatırımlar…
Patlayan inşaat sektörü. Bir elin beş parmağını geçmezken 3 yüzün üzerinde müteahhitle yerden mantar gibi yükselen apartmanlar, sahilleri, dağ yamaçlarını dolduran villalar…            Artık dünyada da adları okunabilenleri ile kayıtlı kayıtsız 14 üniversite, yanı sıra İngiltere  üniversitelerinde denklik alan sertifikalar…
Ambargolara karşın oluşan sanayi tesisleri, sanayi bölgeleri, ürünlerimizin ihracatı, sonunda hellimin AB’de tescili gibi dünyasal bir olay…
Amerika’lardan bile gelenleri ile düzenlenen “dünya kumar turnuvaları.”  Ercan Havaalanı’na her gün inip kalkan onlarca uçak… Bir milyona yaklaşan turist…
Tüm zafiyet ve eksikliklerine karşın, okulsuzluğun, öğretmensizliğin, eğitimsizliğin söz konusu olmadığı bir Kuzey gerçeği.
Alış gücünün değer yargısına giren ve hızla artan araba satışları. Hem de dünyanın en pahalı satılan  arabalarına karşın!   Falan…
2004’TEN SONRASI. Belki bazılarımız hâlâ ve 41 yıl sonra bile Kuzey’e “vatan”  demekten imtina ediyorlar ama Kıbrıs Türk halkı bu Kuzey’i 2004 yılından sonra gerçek bir vatan yaptı.
Oysa şimdi masada 41 yıl öncesi Kuzey’den söz ediliyor: Gasp edilen Rum malları!  Tazminatları ödensin diye uydurulmuş Mal Tazmin Komisyonları! (Ki kurulduğu günden beridir  KKTC yurttaşı olarak karşısındaydım.)  “Annan Planı ile verdiydik de şimdi neden vermeyelim” akılları!  “Eğer federal devleti kuracaksak Rum’un koçanlı mülkünü de tazmin, iade, takas yolları ile çözmeliyiz”  lütufkârlığı!  “Zavallı Rum’un malını mülkünü gasp ettik”  sızlanmaları…”
PEKALA:  41 yıl bir malı hem de devlet yasa ve güvencesinde kullanan, idamesini sağlayan, vergisini veren,  ev ise yıkıp yerine apartman yapan,  tarla ise ağaçlandıran, bahçe ise bakımını yapan, topraksa eken biçen, yeşerten,  devasa sahilleri devasa turistik otellerle dolduran üçüncü ülke insanlarına çeşitli yörelerde konut satın alma, konut yapma olanakları sağlanan KKTC’de;  şimdi nasıl bir  “mülkiyet”  paylaşımı yapacaksınız ki?  Gökten Hz. İsa ile Muhammet gelse bu “karmakarışık”  mülk ve yatırımlar kaosunu çözemez! 
YANİ:  41 yıl sonra insanları yine mi göç yollarına salacaksınız?  Yine mi evsiz barksız sokaklara atacaksınız?  “Yok efendim, yok öyle bir şey” demek sonra da 41 yıl öncesine gidip sanki bunca yıldır memlekette taş üzerine taş konmamış gibi  “ama ne yapalım Rum’un malını da görmezden gelemeyiz” demek ne demek?
HATA NEREDE?  Talat’ın Papadopulos’la Hristofyas’la sürdürdüğü müzakerelerinden beridir devam ediyor. O dönemlerde Kanal T’de bir program yapıyordum. Ekranlardan yalvarıyordum. “Türk tarafının vazgeçilmezi olması gereken “kırmızı çizgilerini” masaya koyun.”
Hep “mümkün değil” dendi. Ucu açık müzakereler yeğlendi. Sonra da tam bir yenilgiyle Annan Planına varıldı ki eğer Rum evet deseydi şimdi tam da istenildiğince “birleşik Kıbrıs” olacaktık! Onlar patron biz çırak! Onlar sahip biz işçi! Onlar ağa biz yanaşma! 
Devam edin bakalım! Gün ola hayır ola!     

**********
Kısaca takıldığım.  (Mağusa Belediye Başkanı’nın açıklaması) 
 

    Geçen hafta Mağusa Belediye Başkanı Arter görevinde bir yılını doldurması nedeniyle  basın toplantısı düzenlediydi.  Altmışa yakın istihdam yaptığını, şu kadar alacağı şu kadar vereceği olduğunu, bir takım sanat faaliyetlerinde bulunduğunu, kanalizasyonun başlara dert açtığını, ileride tiyatro ekibi de kuracağını,  köpeklere barınak işinin devam ettiğini, falan söyledi.  Fakat şunları söyleyemedi.
Artık üzerlerinden geçilemeyen yolları yeniden asfaltladığını! Kaldırımları onardığını,  özellikle DAÜ çevresinde öğrencilerin rahat yürüyüp hareket etmeleri   için yeni düzenlemeler yaptığını!
Suriçi’nin virane evlerinden dolayı yaşanamaz hale geldiğini, bu konuda mücadele ettiğini.
Su sorununu çözdüğünü,  trafik akışına rahatlık getirdiğini, arabaların park sorunlarını en aza indirdiğini…
KISACA: Belediyenin asli olması gereken yapması zorunlu “işlerin”  bir tekini yapıp çözdüğünü söylemedi. Ha sahi: Tiyatro ekibi  kuracakmış!