Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

2. Büyük Annan Planı sendromuna hazır mıyız? (Ancak bu kez bedeller daha ağır olacak!)

Çözümün şaka olmadığını “müzakerecilerin” masada ciddi ciddi konuşmaya başlamalarından anlayacağız! Derken anlamak için kulak kabartmaya başladık! Tabii kendinize soracaksınız: “Bu konuda işittikleriniz korktuğunuz mu yoksa beklediğiniz mi?” Çünkü “hemen çözüm” demek, “bugünkü durum sürdürülebilir değil” demek, “çözüm Kıbrıslılara refah ve huzur getirecek” demek sadece iyi niyetli temennilerde insancıl duygulardır!

Nitekim o duyguları ifade etmek gereğini duyarken mesela kısa süre önce Mağusa’yı ziyaretinde Anastasiadis şöyle diyordu: “Ülkemin bir parçasını ziyaret ettiğim için mutluyum. Kuzey ile Güney arasında ayırım yapmadan Kıbrıs’ın ortak vatanımız olduğuna inanıyorum…”
Akıncı ise ev sahibi oluşunun heyecanı ile şöyle diyordu: “Eğer birleşirsek bir geleceğimiz olur. Ancak bölünmüş olarak kalırsak bu ada için her hangi bir gelecek görmüyorum. Bir çözüm için, gerekli koşulları oluşturmak için en uygun zamanın içerisindeyiz ve eklemek istiyorum ki çok fazla zamanımız da yoktur…”
Tabii Akıncı müneccim değildir! Buna karşın hem “an”ı hem de geleceği okuyorsa ve bu konuda yorum yapıyorsa vardır bildiği… Nitekim ne diyor? “Eğer birleşirsek bir geleceğimiz olur!.. Yani o kadar ileriyi gören basiret sahibi bir Cumhurbaşkanıdır Akıncı.
Buna karşın Anastasiadis “geleceklerle” değil, “bugün” için konuşuyor. Ve diyor ki “ülkemin bir parçasını ziyaret ettiğim için çok mutluyum!”
VE İŞTE ANASTASIADIS’İN ÜLKESİ: Nihayet “çözüm” diye diye “hayal” satma dönemi bitti! Şimdi masada ve Kıbrıs’ın tüm sathını içerecek hakikatlerin konuşulması aşamasına gelindi. Şöyle ki:
Konu: Mülkiyet! Sorun: Kuzey’deki ve Güney’deki tapulu Türk ve Rum mülkleri!
Çözüm? 40 yıl sonra bu mülklerin iade ile mi takas yoluyla mı yoksa tazminatlarla mı çözülmesi!
Ve ikinci aşama: Kuzey’de ve Güney’de bu üç çözüm formülünden birini tercih hakkı kimin olmalı? 1’incicil söz sahibi kim olmalı?
40 yıl öncesi mal sahibi Güney’deki Rum mu yoksa kırk yıldır tapusu üzerine çevrilmiş Türk mü olmalı?
ŞAKA BİTTİ! Şimdi bedel günü! Evvel emirde ve ilk etapta TC kökenli yurttaşlarımız var. Hatta diyor ki Rum liderliğinin görüşlerine dayanarak diyor ki Rum medyası, “Rum mülkünün büyük kısmını ellerinde tutan yerleşikler TC’ye geri dönerlerse sorun çözülür çünkü geriye kalan Kıbrıslılar Güney’deki malları ile takas da yapabilirler, tazminat yolu da açabilirler, ellerindekini iade de edebilirler…”
FERMAN AÇILDI OKUNUYOR: Hatırlayın ne istiyordu Rum? Türkiye’nin askeri, yerleşikleri, garantisi kısaca adının sanının Kıbrıs’ta yazılıp okunmayacağı şekilde çekip gitmesini! İşte mülk sorunu ile çekip gitmesi bir kez daha gündeme geliyor. Bu bir!
İkincisi: Başka ne istiyordu Rum? Büyük oranda Kuzey’e dönmeyi. Adımlar atıldı!
Hadi bakalım şimdi hazırlanın 2. bir Annan Planı sendromuna! Ancak unutmayın “bedeller” daha ağır olacak!

**********

Bereketsiz ve neticesiz ilişkiler dönemi!

Kırk yıldır kendi içinde “kalkınmayı” başaramamış. Kurum ve ekonomik sektörleri istikrara kavuşturulamamış. Kamu Görevlilerini devleti yüceltip büyütecek işlevsel yapısallığa ulaştıramamış. Yaptığı yatırımların tümünü de batırıp harcamış yahut zararlar hanesine kaydetmiş.
Direkt vergi toplayabilme becerisi olmadığı için dolaylı vergilere dayanıp dar gelirlinin canını çıkarmış.
Her iki buçuk yılda bir erken seçim yaparak, yarattığı istikrarsızlıklar üzerine kamplaşmaları yaratmış.
Siyasi sorunu tepe tepe kullanarak iç barışı bozarken insanları “husumet duyguları” ile birbirine düşürmüş.
“Kullanacağını” sandığı “sendikaların” kullandığı bir siyaset kadavrası haline gelmiş…
KKTC’den söz ediyoruz! Ki sonunda Güney’den medet umar duruma düşmüş! Öte yandan:
KOP’LA BAŞLAYAN SERÜVEN DEVAM EDİYOR: TC’den akan paralar yetmedi! “Ben sizin IMF’inizim” diyen TC Büyükelçilerinin çabaları yetmedi! Beş yıllık üç yıllık mali ve ekonomik protokoller yetmedi! AB’nin TC’nin altyapı yatırımları yetmedi!
Ne yapıp ettilerse KKTC’yi yerlerden kaldıramadılar!
Ve bir gün Sertoğlu bayrak açtı. “İstikbal dedi göklerde değil, Güney’dedir!” “KOP’la aşna fişne olursak Kıbrıs Türk futbolunu dünyalı yapar, UEFA, FIFA’ya sayelerinde yelken açarız!” Hâlâ o yelkeni şişirecek KOP rüzgârı esmedi! Bekleniyor!
Sonra devreye sivil toplum örgütleri girdiler. Maraş’ı verdiler olmadı! Galanos’u Mağusa Belediye Başkanı ilan ettiler olmadı! Kiliseleri açtılar ayin yaptırdılar olmadı! Sınır kapılarına yenilerini uladılar yine olmadı! Vesselam KKTC yerinden bile kıpırdamadı! Siyasi partiler Rum siyasi partileriyle toplandılar, söyleştiler yine olmadı! Ha önce Çekoslovakya ardından Slovakya Büyükelçileri yirmi yılı aşkın süredir iki halkın siyasi parti liderlerini bir araya getirip toplantılar düzenliyorlar, tırnak kadar yararı ile bereketi görülmedi!
ŞİMDİ YENİ SAYFA AÇIYORLAR: Türk Ticaret Odası Rum ticaret Odaları ile iş birliği yapacak! Ne yapacak belli değil ama lâf ola beri gele “şansımı bir de ben deneyim” diyor!
YAHU: Siz, Emrinize amade Kuzey’in Türk halkı, TC’nin ucuz işçileri, Ankara’nın parasal yardımları, bir milyona yaklaşan turistler, 10’u aşkın üniversiteler ile bu memlekette ticari, ekonomik, tarımsal alanlarda potansiyel yaratamamaktan muzdarip iken, Rum’un himmetine sığınsanız ne yazar! Mademki vermedi Mabut neylesin Mahmut!
Ha! Güney üzerinden ticari ekonomik vole mi vurulacak! Ne diyor Rum? Nanik!

**********

Kısaca takıldıklarım: (Rum “tehlike” ile oynamaya devam ediyor)

Bir yandan müzakereler devam ediyor! Öte yandan havaya umutlarla doldurulmuş çözüm balonları uçuruluyor! Türk Rum liderleri akşam yemeklerini bir Kuzey’de bir Güney’de ve artık kebapçılarda yiyor! Siyasi partiler Rum siyasi partileri ile aşna fişne oluyor! Birlik dernekler Rumlarla ortak etkinlikler düzenliyor… Her etkinlik, her el sıkışma, her yemek hep güven yaratıcı önlemler için oluyorken… BAKIN HELE ŞU “GÜVEN ORTAMINA”: Geçtiğimiz gün Anastasiasdis Türk tarafına geçip Akıncı ile kebap yemeden önce İsrail’in Netanyahu’su ile görüştü. “Çok stratejik 5 anlaşma yapıldı. Gaz ve petrol konusu yeniden gözden geçirildi Zaten askeri tatbikatlar da yapıyorlar. Mısır’la da iyi dostlar!”
Fakat kimse Anastasiadis’e, “nedir bu stratejik anlaşmalar? Hangi GYÖ’lere sığar? Hiç olmazsa müzakereler devam ederken girme bu tehlikeli oyunlara” demedi, diyemedi!