Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Çözüm olsa ne kadar özgür olacağız? (Akıncı umut pompalarken ters yöne mi düşüyor!)

Önce soralım:         *Çözüm olsa ne kadar özgür ve egemen olacağız?     *Akıncı’nın isim babası olma gayretinde adını  “Kıbrıs Birleşik Federal Devleti” koyduğu   adada,  kime karşı hangi oranda özgür ve egemen devlet olunacak?
*Bu özgürlük ve egemenliğimizin sınırları hangi şartlarda  oluşacak, nerede başlayıp nerede bitecek?
SORUMLULUK VE YETKİLER: Açık seçik yazalım. Her iki toplum da Bağımsız ve Bağlantısız Devletler misali özgür ve egemen olamayacaklar!  Çünkü iki “Kurucu Devletten” oluşacak Federal Kıbrıs’ta biri Türk diğeri  Rum iki halk,  yüzölçümü 9251 kilometre kare olan adada Kuzey’de ve Güney’de kendi Kurucu Devletlerinin de sahibi olurlarken  ayni zamanda:
Bir. Federal Devlet ve Yönetimi’ne.
İki: Vatandaşlık,  ikamet hakları ve siyasi hakların kullanılmasına.
Üç. Toprak paylaşımları ile mülkiyet haklarına.
  Dört: Adada sağlanacak güvenliğe…
Kadar “anayasal ve AB muktesabatını da kapsayan müeyyideler içinde birbirleri ile işbirliği güç birliği yapmakla kalmayacaklar, birbirlerini de kendilerini bağlayıcı olan 1. Hukuk koşullarına uygun davranıp davranmadıkları konusunda denetleyecekler! Denetleyemedikleri ve aykırı uygulamalarda ise  birbirlerinin boğazlarına basacaklar!
MALTA KADAR bile özgür ve egemen olamayacağız!  Ki o Malta’nın Yüzölçümü sadece  316 kilometre karedir.  Yani Mağusa ve varoşları kadar! Fakat Kıbrıs’tan çok  küçük buna karşın  nüfus yönünden (450  bini aşkın) bizden büyük Malta adası,  ekonomik yönden İtalya Sicilya gibi komşularına muhtaç durumda da olsa tam bağımsız ve egemen  bir ülkedir. AB ve BM’ler üyesidir. Artı kendi patronu kendi ağasıdır! Kısaca   bilin ki bir çözüm sonucunda Malta kadar bile bağımsız ve egemen olamayacağız çünkü Rum ve Türk halkları olarak birbirimizi  pek çok anlaşmalarla bağlayıp birbirimize madik atmak için uğracağız!        “Hayır bu söylediklerin asla olmayacaktır” demeden önce sadece kendi bünyemize, siyasi partilerimize  ve birbirimizle dalaşmalarımıza bakınız! Kaldı ki bu kez Federal Devleti Rum’la paylaşacağız!..               ******
GEÇEN HAFTAYA BAKALIM:  
  20 Temmuz  törenleri nedeniyle türlü çeşitli etkinlikler olurken Akıncı’dan da ciddi anlamda ve önem taşıyan açıklamalar geldiydi. Bunları geçen hafta Köşeme aktarırken  değerlendirmem şuydu: “Akıncı müzakerelerde ilerlemeler olduğunu söyler ve bazı konuların  altını çizerken,  sanki uzlaşma sağlandı imasında bulunuyordu.”
İşte Anastasiadis’le  ötesi Rum liderliğinin canını da bu açıklamalar sıktı! Çünkü bir gerçek vardı. “Tüm konularda anlaşma sağlanmadan  anlaşma mümkün değildir.” Dolayısıyla masada Anastasiadis’in de kabul ettiği gibi Türk ve Rum tezleri vardı. Konuşuldulardı. Fakat uzlaşma diye bir olay yoktu… Tabi bizim de kafamız karıştıydı çünkü müzakerelerin bu safhası manipüle edildiydi!
Yine Akıncı’nın, “toplum çözüm arayışından usandı” biçimindeki değerlendirmesi de vardı.  Oysa toplum bırakın çözüm arayışını ve de bu konuda katılımı, masada neler olup bittiğinden bile haberdar değildi ki çözüm yollarının yolcusu olup yorulsundu!         Buna karşın bir gün  bu halka  “hadi bakalım oturduğun ev Rum evidir öde bedelini” de denebilir, “hadi bakalım çok Güney’de kaldın az biraz daha Kuzey’e göç  et ki Rum’a yer açılsın” da denebilir! İşte asıl “yorulma” o zaman başlayacaktır!
     **********       Hükümet programı:  (Asıl sorun devleti ciddiyetle ve hukuk üstünlüğü ile yönetme becerisidir)
Artık siyasi iktidar karşısında sayısal olarak küçük kalan ve muhalefetin, geçen gün Meclis’te okunan  Hükümet Programını kıyasıya eleştirmesi belki muhalefet  şanından  doğasal tepkisiydi ama doğruya bazı doğruları  da içeriyordu.
Mesela CTP-BG ve DP-UG Koalisyon Hükümeti’nin sonunda dalya diyerek iktidar sahnesinden çekilmesinin yetkili ve  sorumlularından birisi olan S.Denktaş, “her iki parti de  UBP-CTP kendi tabanlarına ihanet ettiler” derken  doğrusu halkın görüşlerini yansıttıydı…
Tabi siyasi misyonu gereği S.Denktaş’ın kendine sorun yaptığı iki davası vardı ki Meclis’te bunları yeniden seslendirdi.  Birisi Ercan Hava Alanı ile CAS çalışanlarının sorunlarıydı. Diğeri de   “Vatandaşlık Yasasıydı!” Ki bize göre de yanlışın ötesinde “insafsızca”  yapılan bir yasaydı bu!
TDP Milletvekili Mehmet Çakıcı da Talat’ın politik konumunu ve olumsuzluklarını seslendirirken öte yandan  Hükümet oluşumuna çatıyor, dayatmalar sonucunda kurulduğunu iddia ediyordu. Vesaire..
ESAS SORUN ŞUDUR: “Aynalara bakıp var mı dünyada benden güzel” narsizminden muzdarip Yunanistan ve onun “yavrusu” durumundaki Güney Rum Yönetimine” bakın:  İkisi de dünya devleti olmalarına karşın batmakla kalmadılar ayni zamanda finans ve Bankacılık yönünden  kendilerini  batırdılar. Nedenini bilmeyen kalmadı.  Fakat tümünün özeti şuydu:  Bu batışların nedeni  “Kötü Yönetimlerdi!”
Kısaca: Hükümet programlarının içeriği ne olursa olsun,  “doğru dürüst ve ciddiyetle uyguladığınız zaman işlevsel olur… Oysa KKTC’nin bu konuda yığınla bahanesi vardır: Çözümsüzlükten ambargolara,  bütçe darlığından üretim ve ihracat kısırlıklarına kadar… (Bu bahanelerden kurtulmadan yönetici takımlarından doğru dürüst icraat beklemeyin!)           Nitekim  siyasi partilerin seçim bildirgeleri de bugüne kadar mevcut durumu gözeterek değil, halkın  “hayal ettiklerini” halka satmak için düzenlendilerdi!  Mesela “bizi seçer ve iktidar yaparsanız  teşvikleri şu kadar yapıp asgari ücreti artıracağız,  fonlarda indirimlere gideceğiz, Kıbrıs sorununu çözeceğiz” vaatleri  falan!
Fakat herkes bilir ki o seçim sathı mailine girildikte asıl pişirilip kortarılan,  gizli kapılar arkasında verilen  “iş ve aş” vaatleridir!
Bu hükümeti  de ayni “düşüncelerle” izlemeye başladık! Başarılı olursa halk kazanır. Dolayısıyla inşallah başarılı olur diyoruz…