Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Pazar sohbetimdir: (Elealı Zenon’dan devlet-i aliyyemize)

Olayların gerisinde kaldığımız dönemleri yaşıyoruz. Sabahtan akşama akşamdan sabaha gelişip değişiyorlar. Tabii ki KKTC’den söz etmiyoruz! Çünkü burada bir hükümetin karar alması için zaman geçmesi gerekir! Karar çıktığında ise tesellisi hazırdır: “Geç olsun da güç olmasın” denir! Ne var ki bu kez de uygulanmasına başlanması için aradan geçen zaman yetmez, sonunda yeni erken seçim dönemi gelir!

Dolayısıyla tekerlek bu minval üzere döndüğünden alınan kararların uygulanmasına fırsat bulamadan hükümetler gider, yenileri gelir… O zaman da “yönetim erki” ile “icraatlardan” söz etmek mümkün olmaz! Eski Yunan’ın Elealı Zenon’u gibi “paradokslar” ülkesi oluruz. Mesela:
Mesela der ki Zenon “hareket eden ok durağandır.” İspatını da şöyle yapar: “Havada uçan bir okun meydana getirdiği çizgisinin her noktasını ayrı ayrı gözleyecek olursak görürüz ki ok aslında o noktalardan birindedir. Yani ok her an bir noktada bulunuyor, başka bir noktada bulunmuyor. Bu nedenle mekânın bir noktasında bulunup başka bir noktasında bulunmayan her hangi bir cisim durağandır. Yahut Statiktir. Eskiden buna “sükûnet halindedir” derlerdi.
Zenon’un asıl ispat etmeye çalıştığı “nâmütenahilik” yani sonsuzluktur. Ve tabi bu bir “paradokstur!” Şimdi diyeceksiniz ki ne ilgisi vardır bizim Hükümetlerle? Çookk! Mesela:
Göreve başlarlar ya! Aslında tıpkı havada uçan ok gibi birinden diğerine geçiş yapan noktacıklar üzerinde bir seyir izlerler. İlerler gibi görünürler ama düşünün “nâmütenahi mekân içinde aslında o noktalardan birinde hareketsiz, dolayısıyla bereketsiz ve de ilkesiz halde büyük bir sükûn içindedirler!”
Zaman zaman zaman bu sükûnu bozan halkın çığlıkları ile kapılarına dayanan isyankârlar nedeniyle azıcık yerlerinden kıpırdayıp bulundukları noktadan diğerine geçerler! Halk da bu geçişi hareket ve bereket zanneder! Oysa ortada ne ilerleme vardır ne de kıpırdanma. Tutun ki halkın “zannetmesi” göz yanılgısından başka bir şey değildir…
İŞTE ZAMANLAR BÖYLE GEÇTİ: Zenon hareketin “izafi” yani “göreceli” olduğunu söylerken şu misali verir:
İlk dizi a, b,c,d olsun. Ve devamında fakat hemen altlarında “1” yazan ikinci dizi de a, b, c, d, olsun. Ve bunun da devamında bu kez altlarında “2” yazan a, b, c, d olsun. Şimdi objelerden oluşan bu dizilişlerden birincisi ve üçüncüsü zıt yönlere hareket etsin. İkincisi ise sükûnet halinde kalsın. (yani altlarında 1 yazan) Bu takdirde 1. Silsileye atfedilecek (izafe) edilecek sürat, bunu ikinci ve üçüncü silsile ile ilişkiye getirdiğine göre “değişecektir.” İkinciyi değil de öteki silsilelerden birini durağan (sükûnet) halinde farz edersek  hareket nispeti yeniden değişecektir. Mesela bir nehirde giden gemi üzerinde yürüyen bir insanın hareketi de böyledir. Bu hareket geminin, dünyanın, güneşin, uyduların hareketlerine göre başka nispetler (oranlar) kazanmaktadırlar. Şu halde hareket “izafidir” yani “görecelidir.” Kesinlikle “nispet” edilen şeye göre anlam kazanır.
(Kafam ve kafanız karışmış da olsa bugün fiziğin önemli öğretilerinden biri olan ve Aynştayın’la “İzafiyet Teorisi” olarak ilimde yerini alan bu ve benzeri mantık oyunları aslında müthiş bir zekânın eseridir. Ben bu paradoksları Prof. Ernst Von Aster’in “İlk Çağ Felsefe Tarihi”nden aktardım. Aster 1942-1943 yıllarında Ankara Dil, Tarih ve Coğrafya Fakültesi’nde Felsefe Prof’uydu. Öğrencileri anlattığı derslerinden tuttukları notlarını az sayıda kitap haline getirdilerdi. Ben de 1960’larda sürekli Ankara’dan İstanbul’a gittiğim o dönemlerede, Sahaflarda bulmuş almıştım.)
VE GELİYORUM HÜKÜMETLERİMİZE: Milattan Önce 450 senelerinde Parmanitis’le Atina’ya gelen Elealı Zenon görüyorsunuz ki “izafiyat teorisini” ortaya atan ilk filozoftur ve müthiş bir zekâya sahiptir. Zaten kendisi ayni zamanda mantığın babası olarak bilinir…
Zenon’u ilk keşfeden bizim “yöneticilerimizdir!” Anlamışlardır ki ne kadar çok icraat sahibi olurlarsa olsunlar “zaman ve mekân içinde bunlar, aynen “ok” misalinde olduğu hep görecelidirler!
Bu nedenle gelip giden hükümetlerimiz zaten kâinatta bir anlamı olmayacak icraatlarla uğraşmaktansa yan gelip yatmayı yahut birbirleri ile çekişip tartışmayı yeğ tutmuşlar, zaman zaman aynen gemideki ters yöne yürüyen insan gibi “herkes Mersine giderken onlar tersine gitmişlerdir!.”
AŞİL İLE KAPLUMBAĞANIN YARIŞI: Zenon aynen bizim Hükümetlerimiz gibi yahut Hükümetlerimiz Zenon gibi “hareketin” gerçek olmadığını iddia ediyorlar. Mesela:
Eski Yunan’ın hızlı koşucusu Aşil ile Kaplumbağa yarışsa diyor Zenon. Fakat Aşil Kaplumbağa’ya iltimasta bulunsa ve azıcık avans verse. Yarış başlasa. Önce Aşil’in Kaplumbağa ile kendi arasındaki mesafeyi kapatması gerekecek. Yani Kaplumbağaya yetişmesi için mutlaka bir zamana ihtiyacı olacak. Fakat Aşil koşarken kaplumbağa durmayacak bir miktar daha mesafe alacak. Şimdi Aşil Kaplumbağanın geride bıraktığı mesafeyi de koşması için yeniden bir zamana ihtiyaç duyacak. Fakat kaplumbağa bu sürede de bir miktar daha mesafe almıştır, Aşil’in bunu da kapatması gerekmektedir… Derken Aşil Kaplumbağa’ya asla yetişemeyecek!
Bu nedenle sakın ola hükümetlerimizi yahut devlet-i aliyyemizi kaplumbağa hatırlatmasına sokup “aheste çek kürekleri mehtap uyanmasın” şarkısını söyleyerek “hareketsizliği ile iş yapmazlığı” iddialarında kınamayınız! Çünkü eğer devleti alâ kaplumbağa, siz de Aşil olsanız asla devletin ilerleyişi ile icraatlarına yetişemezsiniz! Bu bir metafizik gerçektir ve bu gerçeği bilmeden görmeden gelip giden Hükümetleri suçlu sandalyesine oturtup hesap sormaktan vazgeçin!