Güzel ve istikrarlı günlere hasret Kıbrıs Tük halkına zaman zaman umut pompalarlar… Mesela en çok istediği “çözümü” vadederler! Yahut yeni hayat pahalılığı zammının müjdesini verirler… Veya akaryakıtta fiyat indirimi yaparlar… Köylüye çiftçiye yeni teşvikler verirler… Banka faizlerini düşürürler… Vesaire…
Bu günübirlik sevinçler yaratan “yönetim bonkörlüğüne” karşın yine de ne yeşeren umutları kurtarırlar kurumaktan ne de istikrarı sağlamayı başarırlar! Dolayısıyla bu kez de “başarısızlığın bahanelerine” sığınırlar!
Derler ki “çözüm” olacaktı ama Rum “hayır” dedi!”
“Hayat pahalılığı zammı kurtaracaktı ama petrol fiyatları arttı girdiler pahalandı.”
“Köylü çiftçi rahat soluk alacaktı ama bu yıl da kuraklık vurdu.”
“Tabii ki hantal merkeziyetçi bürokrasiyi kaldıracak, popülizmin canına okuyacak, kooperatifçilik sistemini ekonomin lokomotifi yapacaktık ama koalisyon hükümetinin gücü yetmedi!”
“Sağlıkta eğitimde elbette iyileştirmeler yapacağız, yapıyoruz ama bütçemiz yeterli değil, kısıtlamalara gittik miydi planlar tepe taklak olmakta!
“Kim istemez çağdaş kentler oluşumlarını. Ne var ki belediyeleri borç batağından kurtaramıyoruz!”
KISACA: Her zaman yeşertilen bir umut, projesi planı çıkartılmış bir yatırım, halkı memnun edecek bir reformist girişim vardı ama her zaman olagelen başarısızlıklar nedeniyle de bir o kadar sığınılan “bahaneler” vardı!
Yoksa insafla yazıyorum. “Hangi hükümet başarmayı, halkın alkışlarını duymayı, omuzlara alınmayı, sandıktan defatle çıkmayı istemez ki? Politikanın raconu da bu değil mi zaten?
VE BİR YENİ HAMLE DAHA: Göreve başlayan her Hükümet gibi yine ayni iddialar, aynı vaatler… Fakat bu kez adı “reformlar Hükümeti” olarak konmuş! Öyle de olunca iddia katmerlenmiş! Üstelik “eğer başarılı olmazsa” o çok aradığımız “istikrarın” yerine “kaosu” getirecek. Çünkü:
Kendini halka bir “reform hükümeti” olarak lanse eden CTP-UBP koalisyonu büyük iddianın “bahsi” altına girdi. Kazanırsa tabii ki halk da kazanacak! Fakat kaybederse yalnız halk kaybedecek Hükümet ise her zamanki gibi bahanelerine sığınarak kendini yine ak pak gösterecek!
**********
Yeni reform hükümeti: (Bu koşullarda ne kadar başarılı olacak?)
Tarihi süreç içindeki “reformist hareketleri” dürtmeyeceğiz. Fakat bir büyüğünü hatırlatacağız: “Mesela Gorbaçov’un “Sovyet Sosyalist Cumhuriyetleri Birliği”nde 1987’lerden başlayan ve 1990’larda gerçekleştirdiği Prestoyka Hareketi… Ki bu büyük siyasi reform sadece Lenin diktatörlüğünün yerine Batı ile daha barışık bir Yeni Rusya ikame etmekle kalmadı, kendine bağlı Cumhuriyetlerin de kendi siyasi iradeleri ile bağımsızlıklarını ilan etmeleri gibi tüm Asya ve Avrupa Rusya’sını değiştirecek yeni “coğrafyalar, yeni ülkeler yarattı.”
Tutun ki Türkiye’de Atatürk’ün Osmanlı idaresini ilga edip yerine Türkiye Cumhuriyetini kurması da büyük bir siyasi reformdu.
ŞİMDİ KKTC’YE BAKALIM: Pekala biz 41 yıl sonra KKTC’de neden “reform” imzalı bir plan programı uygulamaya sokmak gereğini duyduk? Çünkü: “Gidişimiz” gidiş olmaktan çıktıydı!
Çünkü: Gelip giden “hükümetler”, “devleti” kendi emirlerine ve partilerine amade sağmal inek esamesine sokmuşlar, doymak bilmez iştaha ile sağıyorlardı!
Çünkü: Artık memlekette anayasal ve yasal müktesebatlar değil, halka dayanır gibi görünen, ancak düzensizliklerle husumetleri artıran “popülizm”, egemen bir yönetim sistemi haline geldiydi!
Çünkü: Memleket 1974 sonrası çal çırp alışkanlıklarını bu kez rant ekonomisi ile sürdürürken, kimin malının kime ait olduğunun bile önemi kalmadıydı!
Çünkü: Yönetim zafiyetlerinden yararlanan sendika ve birlikler “demokrasiye” ve “haklarına” sığınarak sürekliliğe bindirdikleri eylemleri ile devleti yıpratıp yaraladılardı!
Çünkü: Çözümsüzlüğü bahane olarak kullananlar barış adına ne ortalarda “ulusal değerler” bıraktılardı ne de “inançlar!” Değer ve inanç kaybı toplumu ilkesiz ve mantar gibi boşlukta bıraktıydı!
Çünkü: Kıbrıslılarla-TC’liler ayırımını hem siyasi hem de sosyoekonomik sorunlar haline sokup ikilem yarattılardı!
Çünkü: Vergi alamayan hükümetler “dolayı vergilerle” dar gelirli insanları insafsızca sömürdülerdi!
Çünkü: Artık köylü, çiftçi, hayvancı devletten isteklerini eylemler yaparak alıyordu!
Çünkü: Eğitim sağlık yolunda değildi! İhracat nanaydı!
Çünkü: Bu olumsuzluklara, başarısızlıklara bahane uydurmak telaşındaki yöneticiler kendilerini aklamak için her bir sorunu “çözümsüzlüğe” bağlayarak halkı kandırıyorlardı!
2. CUMHURİYET Mİ? Yukarıda vurguladıklarım, Kıbrıs Türk halkının içinde yüzdüğü sorunlardan sadece bir tutamıdır! Ki artık bu ülkede devlete bağlı “kurumlar” bile devlete karşı isyanı oynamakta, başıbozuk gidişlerle kendi kararlarını kendileri almaktadırlar! Öte yandan iş üretmeyen, “hantal ve merkeziyetçi bürokrasi” bizatihi “devleti” çalıştırmamaktadır!
Bu durumlara düşmüş bir Devlet “reformları” da çağırır ihtilalleri de! Dolayısıyla “reformlar” kaçınılmazdı, olması için düğmeye basıldı. Ancak bu konuda sözümüz bitmedi, devam edeceğiz!
**********
Kısaca takıldığım: Sayın Akça’ya güle güle derken
Bizim gazeteciliğimiz bu kadar! Hemen her vesile ile “Köşeme” konuk ettiğim Sn. Akça ile tanışmak fırsatı bulamadımdı! Oysa özellikle “TC-KKTC Mali ve Ekonomik Protokolü”nün uygulanmasındaki hassasiyeti ile KKTC’nin ekonomik konulardaki değerlendirmelerine, görüş olarak hep katılmışımdır. Lefkoşa’ya geldiği ilk günlerde ben sizin IMF’nizim lafını sürekli Köşeme taşıyanlardan ve “bizimkilere”, “azıcık laf dinleyip kulak verin” diyenlerdendim.
Yazık ki yönetici takımlarımız Sn. Akça’nın ne zengin ekonomik görüşlerinden yararlanmak istediler ne de önemsediler! Tam aksine “bizim şartlarımıza uymaz” deyip Sn. Büyükelçi’yi dışladılar, yetmediği yerde STÖ’leri de gittiler Elçilik kapısına siyah çelenk koydular! Her halde Sn Büyükelçi KKTC’den ayrılacağı şu sıralarda hâlâ “nasıl bir toplum olduğumuzu” düşünüyor, cevabını bulamıyor… Kendilerine yeni görevinde başarılar sağlık afiyetler dilerim.
































