Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Akıncı’nın Brüksel ziyareti (Umut pompalamak kuşkuları dağıtmaya yetmiyor!)

  Sn. Akıncı Cumhurbaşkanlığı seçimleri öncesinde söz verdiğince “masa başı” değil,  aktif görev yapıyor. Anayasa’daki çok kısıtlı yetkilerine karşın  “eğer istenirse o yetkileri kullanarak da aktif görev yapılabilir” mesajını veriyor. Sonuçta doğru yolu izliyor çünkü çalışan, üreten, bunları kazanımlarıyla KKTC’ye yansıtan politikacılar hem kendilerini hem de devleti yüceltirler…
Bu nedenle Sn. Akıncı’nın Brüksel ziyaretini önemsedik. Kısa sürede AB Parlamentosu  Başkanı Schulz  AB Komisyonu ve  AB Konseyi Başkanları ile görüşen Sn. Akıncı medyaya izlemlerini yuvarlak ifadelerle yansıtmış olsa da Brüksel’de gördüğü hüsnü kabul dikkate alındığında demek KKTC de artık AB potasının içine girdi diye düşünmek mümkün…
Nitekim Schulz “görüşmelerin başarıyla sonuçlanması AB’nin de çıkarına olacak dolayısıyla bu süreci destekliyoruz” derken  bir çözüm olasılığında bu kez Türk tarafının da katılacağı tümden bir Kıbrıs  AB üyeliğini işaret ediyor…
FAKAT: Şimdilerde anlıyoruz ki  süreç  “yolunda ve rayında” gidiyor. Sn. Akıncı’nın sırtı sıvazlanıyor, Brüksel’lerde koltuklanıyor. Buna karşın “söz bir Allah bir” kararlığında diyor ki  “Kıbrıs’ta her iki lider de iki toplumlu, iki bölgeli, siyasi  eşitliğe dayalı bir çözüm yanlısı olduğundan, çözüm için adada bir fırsat bulunmaktadır…”
GERÇEKTEN Mİ? Rum tarafı bu kadar munis,  bu kadar barışçı mı oldu? Hangi sihirli değnek dokundu?  Hangi dağda garagatsana öldü! Anastasiadis’in omzuna hangi iyilik ve akıl meleği kondu!
Çünkü bildiğimizce Rum tarafı ne siyasi eşitlikten yanadır ne de Kuzey’in  kendi içinde özerk bir yapıya kavuşmasına sıcak bakmaktadır.
Çünkü  sürekli tekrar ettiğimizce Anastasiadis Annan Planı’nın da üzerinde ödünler koparmak peşindedir.
Çünkü zaman zaman beyanatlarının satır  aralarına sıkıştırdığınca yüz bin Rum’un Kuzey’e dönmesini istemektedir.
Çünkü ortada “oldu da bitti maşallah” diye bir gelişme yoktur.  Nitekim Ban Ki-moon “temel konuların çözümü zaman alacak, çözüm kolay olmayacak” açıklamasını yapmıştır!
BUNLARA KARŞIN. Umut pompalamak moralleri yükseltirken çözüme de yardımcı olabilir. Bir tehlike vardır ama: Müzakerelerin sonunda eğer hüsran yaşanırsa Sonrasında yeni  bir müzakere masası kurmak çok daha zor olacak, çözümsüzlük de “sorunun hatırası” olarak devam edecektir!  
     **********       Galiba yine beceremediler: (Kamu görevlileri değişiklik yasa tasarısı!) 
Bir süre önce “Köşemden”  Kamu Görevlileri Değişiklik Yasa Tasarısı’nın methiyesini yaptımdı. Böylesi bir reforma ihtiyaç olduğunu, KKTC’nin en büyük sorunlarından birisini teşkil ettiğini falan…
FAKAT:  Bir gerçeği gözden kaçırdıydım.  “Çıkan yasalar kadar “değiştirilenleri” çıkmakta! Artık bu konuda öyle “değişken” olduk ki “değiştirdiklerimizin”  de “değişiklik yasalarını” yapmaktayız! Çünkü yasalar mevcut  iktidarlarca  günün,  anın, dar görüşlerinin  siyasi ve ekonomik  koşulları gözetilerek hazırlanmakta, çoğunluğunca da   yeterince tartışılmadan ben yaptım oldu zihniyetinde yangından mal kaçırır gibi Meclis’ten geçirilmektedirler.   Meğer 22 aydır el değmemişliğiyle nazar atılmamışlığında bekleyen Kamu Görevlileri Değişiklik Yasası da bu akıbete uğramış!
Dolayısıyla Kamu Sen Başkanı Mehmet Özkardaş “bazı maddelerin Anayasa’ya aykırı olduklarını” söylerken haklı konuma geçiyor.
BİR ÖRNEK: Diyor ki Özkardaş, “Ücretsiz tedavi hakkını kaldıran, ek mesailerde ücret yerine izin vermeyi düzenleyen bu tasarıda  müdürlerle kaymakamlar, bakanların ya da Başbakan’ın her bir zaman içinde    performasyonlarıyla ilgili olumsuz değerlendirmelerde bulunmaları halinde, eski maaşları ile eski görevlerine döndürülebileceklerdir!”
  Özkardaş haklı olarak kuşkularını ortaya koyuyor bu değişikliği şöyle yorumluyor: “Bu demektir ki Siyasilerin emirlerine uymayan Yöneticiler tek bir imza ile harcanabileceklerdir! Oysa eskiden üç imza gerekiyordu!”
Sadece bu “değişiklik”  yasayı yapan siyasilerin  kamu Görevlileri ile Hizmetlerini  değil, “kendi  siyasi  çıkarlarını” gözettiklerinin  kanıtı oluyor! Nitekim UBP de Değişiklik maddelerine itiraz ederken Hükümetin uzmanlar tarafından uyarıldıklarını ve bazı maddelerin Anayasa’ya aykırı olduğunu söylediklerini hatırlatıyor Kamu-Sen’e destek vereceklerini açıklıyor… 
Bunu doğrulayan kanıtlardan biri de  “Maliye’nin bütçe sıkıntısından kaynaklı bir kararla  ek mesailere ücret yerine izin verilmesi ”  olayıdır.  Bu değişiklik de  gösteriyor ki karar   sadece “bugünü” gözetmiş! Mesela yarın bütçe dengi dengine geldiğinde bu karar yeniden mi değiştirilecek?
KISACA:  Kırk yılda bir defa Kamu Görevlileri değişiklik yasası gündeme gelmiş ama  o da anayasaya aykırı gelmiş! Yasayı yeni kurulacak  hükümete havale etmekten başka çare yoktur. Zaten ne diyor Talat: Bir reform Hükümeti kurulacaktır. Kurulacaksa işte “gerçek reformu”  bekleyen Kamu Görevlileri Yasası…
     **********       kısaca takıldığım:  (Tarım sektöründe yeniden yapılanma mı?)  CTP koalisyon hükümetlerinin kadim ve daim değişmez Tarım Bakanı Önder Sennaroğlu ki kendileri aynı zamanda KKTC’nin en büyük büyükbaş hayvan besicilerinden birisidir, Çiftçilerin Lefkoşa’yı alt üst eden eylemleri karşısında açıklama yapmak gereğini duyduğunda çok beylik ve yeni trend bir teşhiste bulundu: “Tarım sektörünün yeniden yapılmasına ihtiyaç vardır.” (Tabii, “a Sennaroğlu onca yıl bakanlık yaptın neredeydin, niye yapmadın” demiyoruz.  Çünkü  bu konuda ne tek Bakandır  ne de “diğerleri” kendiden  farklıdır!” Buna karşın diyoruz ki evet Tarım kesiminde yeniden yapılanmaya ihtiyaç vardır.
  ÜSTELİK: Sadece tarım sektöründe değil. Yukarıda yazdık. Kamu hizmetlerinden eğitimine,  sağlığından bilumum sektör ve kurumlarına kadar. Bizatihi KKTC’nin saçının telinden ayağının tırnağına kadar yıkanıp tüm mikrop ve haşerelerden kurtulması gerek… Bu arızalardan  kurtulursa geriye temiz devlet kalacak! İşte o zaman o temiz devletle yapılacak yasalarla yeniden yapılanmalar da lök gibi yerli yerlerine oturacak…