Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

İngiliz’in fendi: (Her zaman Kıbrıs Türk halkını yendi!)

Belki “şovenistsin” diyeceksiniz ama AB’nin bir “Hristiyan kulübü” olduğu doğrudur. Aynı birliğin Türkiye’yi sadece Müslüman olduğu için değil, Türk olduğu için de sevmediği yine doğrudur. Haa! Artık uluslararası ilişkilerde ırk ve din kaynaklı bloklaşmaların olmadığı, ekonomik ilişkilerin öne çıktığı da doğrudur.

Bir doğru daha vardır ama: “Rum halkı adadaki Türk halkının varlığına karşın hem BM’ler üyesi hem de AB üyesi olarak kabul görmüştür!” Bu büyük gerçek ortadayken Kuzey’deki Türk halkına da hâlâ barışçı çözüm için Güney’deki Rum’a “yalvarmak” görevi verilmiştir! Kimler tarafından? Hem BM hem AB hem de İngiltere tarafından! Bu da kanıtlıyor ki adının önünde “Türk ve Müslüman” yazan insanlar siyaset arenasında kaybetmeye mahkûm bırakılıyorlar!
DÜN DEĞİNDİYDİK. Güney Rum Devleti’nin 2003’te AB’ye girmesi için “Katılım Belgesi” oluşturulduydu. Tabii Rum Kuzey’e egemen olamadığı, denetleyemediği için Belgenin 10. Maddesi ile “Kuzey’de bir Türk kesimi” olduğu ibaresi yer aldıydı. Fakat Rum tarafı AB’ye üyelik imzasını Türk halkını tırnak kadar dikkate almadan, “Kıbrıs Cumhuriyeti” olarak atmıştı! Bu olayın mimarı da aynı zamanda Kıbrıs’ın üç garantöründen biri olan ve adada yüzde 2.64 oranında 244 km. kare koçanlı toprağı ve üsleri bulunan İngiltere idi! Türk halkının durumunu en iyi bilmesine karşılık kendini tüm adanın devleti olarak lanse eden Rum’la anlaşmış bu nedenle Kuzey’deki Türk tarafına bir kazık da o atmıştı!
İNGİLİZE VERİLEN SÖZ ŞUYDU! İngiltere Rum tarafının Kıbrıs Cumhuriyeti olarak AB’ye girmesini veto etmeyecek buna karşılık Rum tarafı da İngiliz Üslerini “A” toprağı olarak tanıyacak. Artı bu üsler AB normları dışında kalacak!
Şimdi soralım: Çözüm oldukta İngiliz üsleri kaldırılacak mı? Rus üssü gidecek mi? Rum’un uluslar arası askeri ve doğal gaz anlaşmaları iptal edilecek mi?
Müzakereler çok zor geçecek diyoruz…         
**********      

Kırk yılın sorunlarını “bugünleri” göremeyenler yarattı!

Gazeteci taifesi kimsenin umurunda olmamasına karşın “ben yazdıydım ben söylediydim” demeye bayılır. Toplum sorunlarına ne kadar duyarlı olduğunu, vatanı milleti ne kadar düşündüğünü ve ne kadar fedakârlık yaptığını kanıtlamak için de hep “eski söylemlerinden” söz eder…
İyi ama eğer gerçekten yazıp söylemişse o kadarcık hatırlatma hakkı da mı olmasın? Bırakın gazetecileri, aynı konumda olan her insan bile dayanamaz çatlar!
NİTEKİM ÇATLIYORUZ. Eğer 1974’ten sonra çarpık yapılaşmalardan söz etmemiş olsaydık… Kentlerin plansızlık programsızlık nedeniyle çirkinliğin alameti farikaları olduklarını söylemeseydik…
Her yörenin kesinlikle Nazım planlara ihtiyaçları oldukları konusunda ısrar etmeseydik…
Dağlara sahillere yapılan inşaatların cinayet olduğunu yazmasaydık…
Gelecekleri düşünmeden, düşünüp tedbirler alamdan sadece günü birlik işler yaptığımızı vurgulamasaydık…
Geleceklerdeki ihtiyaçların hesaplarını yapıp fizibilite raporlarını hazırlamamız gerektiğini hiç gündemden düşürmediğimizi hatırlamasaydık…  
Planlı inşaatlardan yollara, arabalardan trafiğe, ağaçlandırmalardan kamuya ait yerlerin daha bir ciddiyetle korunmasına varıncaya kadar hep dikkatleri çekmeye çalıştığımızı söylemeseydik…
Doğrusu hem kendimize hem bu sorunlarla boğuşan memleketini milletini seven namus erbabı “görevlilerle” sonradan oluşan STÖ’lere haksızlık etmiş olacaktık. Mesela Mağusa’daki Serbest Liman tesislerinin yanlış yerde oluşturulduğunu, Mağusalının denizini, mesire yeri olacak alanını körlettiğini çok yazıp söyledikti. Hisarlara nazire o tesislerin etrafına örülen duvarların kent içinde nasıl koskoca bir alanı çevirirken insanların nefes alma hakkını bile boğduğunu da çok yazdıktı.
Öte yandan hâlâ hazine arazileri çok katlı apartmanlar için şu veya bu şekilde Müteahhitlere veriliyor. Yedi sekiz, bazen on katı aşan beton yığınları kentte santimlik boş toprak parçası bırakmama kararlığında ha bire yükseliyor! Ama nasıl bir yapılaşma?
İŞTE BÖYLE: Çoğu apartmanların aralarına artık güneş ışığı girmiyor! Apartmanların aralarındaki yollar yan yana iki arabayı sığmıyor! Park yerleri yapılmıyor! Doğru dürüst bir apartman kültürü yok! Kanunları yetersiz dolayısıyla apartman sakinleri arasında hır gür eksik olmuyor!
OKUL YAPACAK YER KALMAADI: Mesela devlet Mağusa’da bir okul bir hastane yapmak istese bugünün “ihtiyaçları” ile “büyümesi” düşünülmediği için Güvercinlik ovalarından tarla satın almak zorunda kalacak!
Nitekim Ferdi Sabit Soyer’in Başbakanlığı döneminde bir devlet arazisi bulamadıkları için yeni hastaneyi Mağusa belediye sınırlarının bittiği en uç yere yapmak zorunda kaldılardı! Şu anda bir turistik otel yapacak ne sahili vardır Mağusa’nın ne de arsası!
BUNA KARŞIN. Ne kurtarılırsa yarınlar açısından “kârımız” olacaktır diyoruz ve sözü “Ülkesel Fizik Plan”a getiriyoruz. Bakanlar Kurulundan onay aldı. Zaten kaç yıldır çalışmalarını sürdürüyordu. KKTC’yi yeniden reorganizasyona tabi tutacak çalışmalarının da olduğunu biliyoruz. Eğer KKTC sadece Lefkoşa ve artık Lefkoşalıların yan bahçesi olan Girne’den ibaret değilse Mağusa’ya el atmaları gerekir çünkü bu kent böyle “yapılaşmaya” devam ederse yarın Girne’den daha beter olacaktır!              
*********        

Kısaca takıldığım: (Eğitimdeki kabus)

Yazmıyor muyduk? “Ya eğitim” diyerek ve 1600 öğrencinin sınıfta kaldığını bilmeden daha dün bu köşemizde ayazlattıydık.
Haber kâbus gibi: Açıklamayı Eğitim Bakanlığı yapıyor. Ortaöğretimde eğitim gören 14 bin 300 öğrenciden 1600’ü sınıfta kaldı! Bu öğrenciler yine ayni sınıfı okuyacaklar. Yeni kaydolacak öğrencilerle okullar daha bir kalabalıklaşırlarken, öğretmen ihtiyacından parasal giderlere kadar artışlar da söz konusu olacak!
Tabii Eğitim Bakanı Berova gereken her çalışmayı yapacağız diyor… Fakat yıllardır süren ihmalkârlık yahut zamanında alınamayan tedbirlerden doğan boşlukların olduğu bir gerçek… Eğitim aynen döviz gibi hem KKTC’yi vuruyor hem de öğrencilerimizi!