Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Şapka ve Kıbrıs semalarında ilk tayyare

Şapka gidiyor.

Bugün son yolculuk…

Altı kere gitti yedi kere geldi diyorlardı,
Şimdi artık gelmeyecek…

Fikret Kızılok’un şarkısı ne güzeldi.
“Süleyman hep Başbakan…”
Artık olmayacak…

Şapka,
İyi şeyler de yaptı kötü şeyler de.
Ve an gelir her şey biter.
Yaşarken hep iyi şeyler yapmalı insan olabildiğince.

Kıbrıs’a Türk savaş uçakları Süleyman Demirel döneminde gönderilmişti.
Uçaklar gelip ihtar uçuşunda bulunmuşlardı…

Ama daha önce gelenler de vardı.
Birinci dünya savaşında Almanların yanında yer alan Osmanlı’ya, Almanlar uçak vermişlerdi.
O uçağı kullananlar arasında Türk pilotlar da vardı.
Lefkoşa, Girne, Larnaka, Mağusa açıklarında uçup gözlemlerde bulunmuş, dönemin genelkurmayına adadaki İngilizlerin durumu hakkında raporlar verilmişti.

Samtay Vakfı’nın “Çanakkale Savaşlarının 100’üncü Yıl Dönümü” nedeniyle yayınladığı kitapta konu ile ilgili belgeler var.
Ki, üsteğmen Mithad Nuri Bey Kıbrıs’a tayyare kaldıran ilk pilottur.
Başka kaynaklarda, onun Türk bataryaları tarafından vurulduğu ancak kurtulduğu söylenir.

Bir defasında Kıbrıs semalarında keşif yapılırken, adanın şimal sahillerinde bir yelkenliyi derdest ettiler.
Ve yelkenlinin kaptanı olan Kıbrıslı Hacı Karayusufoğlu Hüseyin’i tayyareye alıp Türkiye’ye götürdüler.
Amaç, ada hakkında malumat almaktı.
Olay 1918 yılının Temmuz ayında gerçekleşmişti.

Demirel şapkası ile anıldı hep.
İyi şeyler de yaptı, kötü şeyler de.

İnsanoğlu yaş aldıkça demlenir.
Düşünceleri süzgeçten geçer.
Son dönemlerinde Demirel de demlenmiş ve “Bilge” statüsüne yükselmişti.

O bilge insan Deniz Gezmişlerin idamına imza koyanlardandır.
O dönem henüz “bilge” ya da “Bir bilen” değildi.
Bilmeyendi kim bilir.
İnönü ile Ecevit “hayır” oyu kullanmışlardı.

Seneler akıp gider.
İnsanlar yanlış yapabilir, ama bu yanlışlar insan canı üzerinden olmamalı.
O görev madem ki bir bilinmeyenin…

Hacı Karayusufoğlu ada hakkında bütün bildiklerini Türk subaylarına anlatmıştı.
Ki o sırada Hicaz, Kanal ve Çanakkale’den esirler tutukluydu Mağusa’da.
En çarpıcı bilgi, dört bin kadar Ermeni’nin İngilizler tarafından silahlı olarak adada eğitildikleriydi.
Yer Mağusa’nın Boğaz ve Monargo bölgesi.

Bu konunun detayları çoktur.
Bu yüzden Poli dergisine sakladık.

Demiştik ya,
İngiliz tavşana kaç, tazıya tut der diye?
Odur.
İngiliz siyaseti budur.

Enosis’i körüklediği de oldu, Taksim’i de.
Vurdu, kırdı, çekildi, ayırdı.
Maya müsaitti.
Çekildi derken, hâlâ memleketin böbreklerinde oturuyor.
Tayyareleri ile birlikte…

Ayıranlar birleştirebilir mi?
Sadece sorudur.
Cevap istemez…