Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Türkiye ile KKTC ilişkilerine bakarken (Neden geçen yılları lehimize çevirecek politikalar üretemedik?)

Söz konusu Türkiye, Kıbrıs ve Türk Rum toplumları olduğunda sürdürülen siyasetlerin niçin bu kadar kısır ve kabiliyetsiz olduklarını anlamaya çalışmak bizim görevimiz değildir çünkü çapımızı aşar…

Buna karşın çok zor olması gereken kararı vererek Barış Harekâtı’nı gerçekleştiren rahmetlik Bülent Ecevit’in Kıbrıs siyasi sorununu çözmek konusunda niçin başarılı olmadığını sorarız!
Demirel’in, Bülent Ulusu’nun, Kenan Evren’in, Turgut Özal’ın kısaca TC’de görev yüklenmiş gelip geçen hükümetlerin Kıbrıs’ta siyasi çözümü gerçekleştirmede niçin başarısız olduklarını sorarız!
Son on iki yıllık iktidarı döneminde Tayyip Erdoğan ve şimdilerde Davutoğlu Başbakanlığındaki siyasi iktidarların neden Kıbrıs’ta çözümü sağlayamadıklarını sorarız!
BUNUN YANI SIRA: Niçin Bulgaristan’dan Batı Trakya’ya, oralardan Kıbrıs’a varıncaya kadar TC’de gelip giden hükümetlerin bu ülkelerdeki siyasi partilerle neden sağlıklı ilişkiler kuramadıklarını da sorarız!
Mesela Aralık 2014’de Yunanistan’a resmi ziyarette bulunan Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun Samaras ve Cumhurbaşkanı Papulyas ile görüşmesine birbirlerine Kıbrıs konusunda iyi niyetli mesajlar vermelerine karşın neden sonrası ilişkilerde öncesi anlaşmazlıkların devamı bir yana, beterince yeni sorunlar yarattıklarını tabii ki sorarız!
Aradan kırk yıl geçmesine karşın neden Türkiye’nin başta Yunanistan olmak üzere en azından Kuzey Kıbrıs’ın hatırı için Orta Doğu ülkeleri ile iyi ilişkiler tesis edemediğini, bu nedenle Kıbrıs siyasi sorununda çok yanlış ve desteksiz kaldığının nedenlerini sorarız!
Doğu Akdeniz’deki hidrokarbon yatakları ile münhasır ekonomik bölgeler konusunda haklı olması gerekirken tam da Anastasiadis’in masada güç duruma düştüğü, müzakereleri dinamitleyecek bahaneler uydurduğu bir dönemde, Türkiye’nin neden kendini haksız konumlara düşürdüğünü ve Anastasiadis’in masadan kaçmasına fırsat verdiğini sorarız! Dolayısıyla Serdar Denktaş da sorar. Üstelik Başbakan Yardımcısı olarak şikâyet etme hakkını da kullanır nitekim kullandıydı! ŞİMDİ SIKINTIMIZI ANALTALIM. Yukarıda bugünlere kadar gelirken Türkiye’nin “milli davası” olduğunu söylediği Kuzey Kıbrıs etrafında oluşan, gelişen, sonuçta çözümü değil, çözümsüzlüğü kader yapan siyasi tutum ve ilişkilerinden hatırımızda kaldığınca bazı örnekler verdik ve “anlamadığımız” için “sorduk!”
Doğrusu 1974’ten beridir Türkiye’nin Kıbrıs politikasını “zamana” havale edip bu zaman içinde Güney’in pes edeceğini var sayan stratejisini anlardık eğer KKTC’nin “yönetici” unsurları ile sürgit anlaşmazlıklar içinde olmasaydı!
Anlardık eğer 1974’ler ruhunda Kıbrıs Türk halkının gönlüne çakılan “büyük kurtarıcı anavatan” imajının devam edeceği “istikrarlı” ortamlar yaratabilseydi…
Gönlümüz yine kırılmazdı! Eğer TC’deki bazı entel gevezelerinin KKTC için “Ekmek elden su gölden cumhuriyeti” demeleri, Kıbrıs Türk halkının “besleme bir toplum” olduğuna yönelik imalı kondurmaları kalplerimizi kırmamış olsaydı!
Ve çok sevinirdik: Ecevit’in 1974 Barış Harekâtı’ndan hemen sonra “askeri zaferi şimdi de ekonomik kalkınma ile taçlandıracağız” sözü gerçekleşseydi!
VAKTİ ZAMANINDA: Yani 1974’ten sonra aramızdaki TC’li görevlilerle de tartışıyorduk. “çözüm için zamana oynamanın, geçen zaman içinde Rum tarafının yıpranıp çözüme yanaşacağı” stratejisinin doğru olmadığını!
Ekonomik yönden kalkınması gereken Kuzey’e ekstrasından bir de ABAT kararları dayatılarak ambargolar altına itilmemizin felâket olduğunu!
KKTC’ye memurları ödemek için değil, ekonomik yönden kalkınmak için para akışı olması gerektiğini, özellikle teknolojiye büyük gereksinimimiz olduğunu!
TC’den kaydırılan nüfus konusunda daha dikkatli davranılmasını gerektiğini!
Behemahal TC ile KKTC arasında gümrük duvarlarının kaldırılmasını, serbest ticaret olanaklarının yaratılmasını…
Çok söyleyip dayatmaya çalıştıktı! Ancak Türkiye’ye yönelik “inancımızdan” tırnaklık ödün vermedikti… Kol kırılsa da yen içinde kalır dedikti! Hâlâ Kıbrıs Türk halkının Türkiyesiz olamayacağının inancındayız.
ANCAK YENİ NESİL BİZİM GİBİ DÜŞÜNMÜYOR: Yetişmekte olan gençlerimiz bizimle ayni görüşte değiller! Onların çoğu 1974’ler öncesini yaşamadılar! 1974 barış Harekâtına katılmadılar!
Ve “Rum”u da tanımadılar! Dolayısıyla onlar “bu adada Rum’la iç içe yaşamak mümkün değildir” diyen “eskilere” karşın, “Rum düşmanımız değil, ortağımızdır” diyen Akıncı’dan yana çıkarlar! Çok da olağandır: Değişen zamanlar, değişen insanlar, değişen değerler ve kesinlikle değişen dünya ile dünyaya yönelik görüşlerdir sözünü ettiklerim.
BEN BUNLARDAN KORKARIM: Neden bilir misiniz? Rum değişmedi de ondan! Hâlâ “Türk’ün idaresinde de olsa Girne’ye, evimize dönmek isteriz” diyen Rum’dur o! Annan planı ile Kıbrıs’ın en büyük payı kendine sunulduğu halde “daha çoğunu istediği” için “hayır” diyen Rum’dur o!
Ve çok korkarım. Ya Rum tarafı hiç değişmezse! Yahut bir gün Kıbrıs sorununu çözemeden bu davayı kaybedersek!