Seçimlerden önce Akıncı’ya kuşku ile bakıyordum. Bunun için pek çok nedenim vardı. Önce TKP Başkanı olarak başarılı bir performans göstermediydi. Ayni başarısızlığı ötesi sorumluluk alanlarında da ayazlattıydı. Sol kulvarda koşarken CTP’yi geçme hedefinde TKP’nin sahip olduğu toplumsal dinamikleri heba ettiydi. Ve “bir daha döneceği umudunu vermeden siyaset sahnesinden ayrılırken kendini unutturduydu!”
Buna karşın geri dönüşü “muhteşem” oldu! Hemen hemen tüm siyasi partilere mensup seçmenlerden de oy aldı etliye sütlüye karışmayan ortalardaki seçmenlerden de.
Neydi Akıncı’yı Sandıktan çıkartan? Hâlâ yakışıklı oluşu, hamaset kokulu nutukları mıydı? Eğer bunlar değilse “Kıbrıs siyasi sorununun çözümüne ilişkin verdiği mesajdı!”
ANCAK DİKKAT. Çözüm beklentilerinde Akıncı’ya oy kaydıranlar homejen bir yapıya sahip değillerdi. Nitekim:
Bazı seçmenler işte Ankara’ya tos atabilecek misyona sahip bir bir aday diyerek oyladılardı Akıncı’yı! (Nitekim seçilir seçilmez dakika bir gol bir Edoğan’a yüklendi. Sonradan tatlıya da bağlansa bana göre o açtığı yara hâlâ kapanmadı!)
Bazı seçmenler müzakere masasında Rum’la en iyi anlaşabilecek politikacı olduğunu düşünerek kaydırdılar Akıncı’ya oylarını!
Bazı seçmenler ki bunlar ekonomi ve ticaret çevreleriydi, erken çözümü sağlamak umudunda yöneldilerdi Akıncı’ya!
Bazı seçmenler “hele bir de Akıncı’yı deneyelim” diyerek verdilerdi oylarını!
Bazı destekçiler ise seçim dolayısıyla bizzat sahaya inen içimizdeki AB memurlarıydı! Tutun ki Akıncı’yı geçmiş dönemlerin aşinalığı içinde “işte aradığımız aday” diyerek koydulardı propaganda mekanizmalarına…
ŞİMDİ O AKINCI DEĞİL AMA! Seçim kampanyası sırasında da yazdığım gibi sonuçta kim seçilirse seçilsin Kıbrıs Türk halkının adadaki siyasi ve ekonomik çıkarlarını kapsayan çözüm alternatifleri için çalışacaktır. Görüşümüze nazire, “evet Akıncı o beklediğimiz mesajları çoktan vermeye başladı…”
MESELA: Siyasi eşitlikten ödün vermem diyor! “Bunda ne var, çok olağandır” demeyin. Düşünün ki Akıncı’ya oy verenler arasında “azınlık çoğunluk ilkesine dayanan 1960 Kıbrıs Cumhuriyetini destekleyip savunanlar da vardır!” Buna karşın Akıncı çözümün “iki bölgeli iki toplumlu siyasi eşitliğe dayalı” olacağını söylüyor.. Ve henüz masaya oturmamış olmasına karşın yaptığı açıklamalarla “KKTC’nin Kuzey’deki varlığına halel getirmeyecek mesajlar veriyor.”
YANİ? Akıncı da bir Kıbrıslı Türk insanı olarak Türk halkının “devlet mertebesinde” sahip olduğu siyasi halklarını savunuyor. En azından biz şu an itibarı ile öyle düşünüyoruz.
**********
İki parti iki değerlendirme: (CTP VE UBP ya kabuk değiştirecekler ya göçecekler!)
Geçen hafta “bize ne oldu böyle” diyen CTP Kurultay kararları ile çalkalandı! Sonuçta ve her halde diyeceğimizle sadece “Parti Başkanı”nı değil, yeni “Parti Meclisi ile Yönetim Kurulları”nı da seçecekler!
Bu kez çok açık ve seçik “Eskilerle Yeniler” kapışması yaşanacak! Ya “eskiler” kesin bir darbe ile kulis böcülüğü bile yapamadan pasifize edilecekler yahut Cumhurbaşkanlığı seçimleri hezimetini, “yenilerin beceriksizliği ile bünyede oluşan kadroların yozlaşmasına” bağlayarak “ne varsa yine bu ağabeylerinizde vardır” imajını çakıp parti saflarında ön sıralara konma provaları yapacaklar!
NE DEDİKTİ? Vakta ki CTP İktidar şerbetini içip Koalisyona katılan öteki partilerle halvet olduydu, işte o günden bugünlere gelsin ne o içindeki büyük “birlik beraberlik” kaldıydı ne de çalışmalarını polit büro gibi sürdüren disiplini!
Zaten Perşembenin gelişi çarşambadan belliydi! Tepede yalnızlığa terk edilmiş bir Başbakan! En büyük icraatı hemen her gün kapısına dayanan sendikacılara meram anlatmak! Buna karşın Partinin Genel Sekreteri başka, İlçe başkanları başka konuşmakta! Birinin yasalaşan bir icraata başarı dediğine, diğeri hezimet demekte!
İLK BOZGUN: Mağusa’da Oktay Kayalp’ı sandıktan çıkartamamakla başladı… Tabii o marifet UBP yahut DP’nin değildi! Bizzat CTP’nin kendi içindeki muhalefetiydi…
İkinci bozgun Siber’le yaşandı! CTP en azından sandıktan ikinci sırada çıkartacağı Siber’i az kalsın Özersay’ın da gerisine itecekti! Bu nedenlerle:
Kurultayda yine kavga edecekler! Fakat şimdiden yazalım. Ne olursa olsun CTP’de “yeniler” bir diğer deyişle “gençler” zar zor olsa da parti yönetimin sahipleri olacaklar… Ha, “çok hayırlı mı olacak,” işte onu bilemem çünkü “genç kuşağın” çok farklı görüşlere sahip olması çok olağandır da çözümsüz Kıbrıs sorununa bu görüşlerin adapte edilmesi çok olağan değildir!
VE UBP CEPHESİ. Sandıktı ki İrsen Küçük’ten sonra Özgürgün dönemi ile UBP “yeni” olacak! Oysa heyhat! Sn. Eroğlu’nun ailesinden oluşan “gençlerin” ötesinde ne taban ne de tavanın yeni bir jenerasyonla oluşamadığı gerçeklerde, tutun ki UBP’nin en az CTP kadar restorasyona ihtiyacı vardır! Nitekim Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde bazı Belediye Başkanlarının “parti disiplini” hilafına oylarını Özersay’a kaydırmalarının yarattığı şok elan devam ediyor! Ki İrsen Küçük’ün Kurultay’da açtığı yaralar daha kapanmadı, yenilerini bu kez UBP’li Belediye Başkanları dikti? Neden? Çünkü artık UBP bukalemunlaştı! Partililerin mesleki ve kişisel çıkarlarına göre Renkten renge girmekte! Bu çözülme belirtisidir! Ki bundan sonra Eroğlu da partiyi toparlayıcı olamaz çünkü “sihirli değnek” oluşu son seçimlerle birlikte yitirdi!
KISACA: Her iki parti de kurultaya gidiyor! Fırsat bu fırsat denilerek “yerlerini dolduracak” ne DP var ne de henüz hazır değil, TDP var! Ne kısırlık! Bir zamanlar KKTC’de yedinin üzerinde siyasi parti vardı ve furyası yaşanıyordu! Bu parti enflasyonunun adına da “demokratik teamül” deniyordu. Şimdi “ilaç için arıyorsunuz yok!” Zaten gerek de yok çünkü Sendikalarla STÖ’leri çoktan “siyasi partiler” işlevlerinde gelip giden hükümetlerin muhatapları oldular! Dayanıyorlar Başbakanlık’la Meclis kapısına, neyse sorunları şip şak çözüyorlar! Muhalefete ne gerek var? **********
Kısaca takıldığım: (Başbakan’a göre halk hayal görüyor!) Başından beridir TC’den akıtılacak suyun “dedikodularını” yapıyoruz! Buna karşın devlet “dedikodular ve spekülatif haberler üretmelerine karşın halkını “bilgisiz” bırakmakta, ilgili ve doyurucu açıklamaları yapmamaktadır! Bu da su konusunda bir kaos ortamı oluşturmakta töhmeti ise “Devletin” olmaktadır!
İŞTE SON İSPATI! Geçen hafta Tarımsal ürünlerin sanayileşmesi” başlıklı bir toplantıda konuşan Başbakan Yorgancıoğlu bakın su konusunda nasıl bir bir “dille” nasıl bir “açıklama” yaptı!
“…Halkta yanlış bir algı uyandı. Bu su içme suyu olarak gelecek. Tarımsal kullanım amaçlı miktar ve kullanılacak yerler bellidir. Karpaz, Gazimağusa ve Girne bölgelerinde tarımsal amaçlı “hayal” kurulmaması gerekir!..”
Başbakan’a bakın, açıklamasına bakın, diline bakın! Ve öncesinde de akacak su ile ilgili türlü çeşitli açıklamalarla her kesimden işitilen davullu zurnalı aykırı seslere bakın!
Bu durumda son ve kesin söz kimin olmalı? Elbette memleketin Başbakanı’nın! Rutin açıklamaları, bilgilendirmeleri, spekülasyonları önleyici Devlet adamlığı ciddiyeti ile… Oysa tıpkı bir muhalefet lideri gibi ne diyor halkına? “Öyle bağınız bahçeniz, topraklarınız sulanacak diye hayal kurmayın!”
OYSA: Sn. Başbakan “halka hayaller kurdurmayıp gerçekleri anlatıp açıklamak sizin göreviniz değil midir? Oysa ne yapıyorsunuz siz? Bir muhalefet lideri gibi halka nanik sallayarak “hayal kurmayın” diyorsunuz? Bravo yani!
































