Tam da referandum öncesi ile sonrasına denk gelen zaman dilimi içinde arkadaşım Özer’le Kanal T’de her cuma “Bizden Size” programını yaparken akut sorun gibi dilime musallat olmuş düşüncemi sürekli tekrarlardım. “Kırmızı çizgilerimiz!” Savunduğum şuydu: Kıbrıs Türk halkı olarak Kuzey’de Devlet kurma gibi büyük ve tarihi bir olayı gerçekleştirirken neden masa başında bu iddiamıza perçin atacak “vazgeçilmezlerimiz” olmasın? Neden adına “ulusal” diyeceğimiz “olmazsa olmaz” kararlığını çakan birlikteliğimiz olmasın? Neden Rum tarafının onca alavare dalaveresine karşılık Türk tarafının dik duracağı prensipleri olmasın? Neden Kuzey’de asla ödün verilemeyecek “bizimdir” dediğimiz değerlerimiz olmasın?
Neden Türk halkının kimliğini vurgulayan “Kuzey’deki varlık ve aidiyetimiz” öne çıkmasın?
“OLAMAZ” DEDİLER!” “Masa pazarlık yeridir! Eğer peşin koşullarla oturursanız müzakereleri tıkarsınız!” Bu sav karşısında “Allah Allah” dediydik! Rum tüm adanın devleti olarak o masaya oturacak bir mahzuru olmayacak fakat Türk tarafı en azından “benim de vazgeçilmez Kırmızı çizgilerim vardır” bile diyemeyecek! Nitekim o masaya oturuldu ve bakın ne oldu?
Rum 1974’ten beridir BM’ler ve AB’nin mağdur ve mazlum halk olarak kendisine biçtiği rolü Türk tarafına da kabul ettirdi hâlâ o rolü oynamaya devam ediyor!
Rum kaybettiklerini yeniden kazanmak için o masaya oturdu hâlâ “bana bana” demektedir! !
Rum müzakerelere Kuzey’den “almak” için otururken Türk tarafı da “vermek” için oturtuldu hâlâ müzakereler bu minval devam ediyor.
Rum “çoğunluk” Türk “azınlık” olarak oturdu o masaya hâlâ durum değişmedi. Üstelik Kıbrıs Cumhuriyeti ahkâmlarından beridir de durum vaziyetler öylesi “azınlık çoğunluk” tefsirinde devam ediyor!
Eee? O zaman o masada hangi Türk lideri Türk halkının hakkını hangi hakka dayanarak çekip alacak? Zaten alamadığımız bir yana “niçin Rum’un istediklerini vermedik diye suçlu da oluyoruz!
AKINCI MÜZAKERELERE NASIL BAŞLAYACAK? Her yiğidin bir yoğurt yiyişi vardır. Keşke Kıbrıs sorununu yüklenen “yiğitler” kalitesi ile sağlığı kendinden menkul ayni “yoğurdu” hep birlikte yeselerdi! O zaman her gelen müzakereci ile sancılanmaz, uyum sorunu yaşamazdık!
(Bu değerlendirmelerimizden sonra bir de kendi bünyemizdeki son gelişmelere bakalım.)
**********
Son siyasi gelişmeler (Özdil Nami olayı ve AB’nin yine bitlenen kanı!) (2)
Mustafa Akıncı’nın Cumhurbaşkanı seçilmesinden hemen sonra Havadis’teki Köşemden, “Akıncı CTP’nin desteğine vefa borcundan dolayı Özdil Nami’yi görevlendirebilir” yollarında bir tahminde bulunmuştum.
Anti parantez yazayım. Eroğlu’nun en büyük siyasi gaflarından birisi Dışişleri bakanı Özdil Nami’yi kendini düşünmemiş olsa bile iddiasına çaktığı KKTC’yi düşünerek müzakerelerde görevlendirmemiş olmasıydı! (Bunu gerçekleştirebilseydi seçimlerde en azından CTP’yi karşısına almaz, kaybetse bile büyük hezimet yaşamazdı!)
Akıncı peşin peşin O akde vefada Özdil Nami’yi müzakereci olarak kadrosuna aldı. Çok da isabetli bir karar verdi. Bana göre genç jenerasyonun en başarılı politikacılarından ve de Dışişleri Bakanlarından birisidir Nami. Her ne kadar UBP çevreleri “Akıncı ile anlaşamaz çünkü çözüme yönelik görüş ayrılıkları” vardır diyorlarsa da “tam aksine” diyorum… Bu “ikili” çok da uyumlu çalışacaklar… Sonuçta masa başında savundukları ailelerinden miras kalan toprakları değil, Kıbrıs Türk halkına Annan planı ile bahşedilirken “devlet” olarak kabul edilmiş Kuzey topraklarıdır.
YUNAN VE AB CEPHESİNE GELİNCE: Çipras Koaliasyon hükümetinin dünyaca tescilli “faşist” etiketli Dışişleri Bakanı Kocaş geçtiğimiz hafta “biz garantörlük hakkımızdan vazgeçmeye ve adadan ayrılmaya hazırız. Türkiye’nin adadan çekilmesi ve garantör güçlerin yerini BM’nin NATO’nun alması gerekmektedir…” Falan dediydi!”
Adama “Leymosun’daki Rus üssü de gidecek mi” diye soracağız da hadi onu da Amerika sorsun!
OLAYA GELİNCE. Bu kadar sığ ve kör gözüne parmağım bir politika ancak Çipras gibisi bir hükümetin Dışişleri Bakanı’ndan beklenir!
Beklenir dedik ama o da ne? Bir de baktık ki Yunanistan’la Güney Rum yönetiminin bağırmalarından kafası kazan olmuş bu nedenle artık düşünme yeteneğini kaybettiği için kendi adına düşünüp karar vermeyi Yunanistan’la Rum’a bırakmış AB Parlamentosu, Türkiye Raporuna Kıbrıs’ı da sıkıştırmış!
Tavsiyesi şu: Türkiye askerlerini çekmeye başlasın. Maraş BM’lere iade edilsin… Yani tam tamına Yunanistan Dışişleri Bakanı Kocaş’ın önerisi! Aslı ise şudur:
Rum ve Yunan ikilisi 1974’den beridir “Türkiyesizleştirilmiş bir Kıbrıs” önerisi etrafında politika üretmektedirler. Nitekim Ahnastasiadis Şubat 2014’te müzakerelere otururken “Kıbrıslılığı” öne çıkarmış “tek devlet” başlığını çözümün mihenk taşına vurmuştu!
NEDEN TÜRKİYESİZ BİR KIBRIS? Biliniyor! Tümden AB’ye üye olacak Kıbrıs’ta azınlık çoğunluk esasında bir federal sistem ikame edilirse, Rum egemenliğine dayalı bir ada yaratılacaktır… Zaten Rum tarafı 1960 Kıbrıs Cumhuriyetini “evrimleştirip” Türk halkını o Cumhuriyetin altına sokmak hayalini bunun için geliştirmektedir. Tek engel adadaki Türk askeri varlığı ile “sermayesidir!”
Kİ MÜJDELER OLSUN: Devenin sevmediği diken burnunda bitermiş! Rum’un ödünü kopartan adadaki o “Türkiye sermaye ve devasa yatırımları” olası çözümde Güney’i mesken tutacaktır. Konuyu açalım:
**********
İki yakayı ekonomi birleştirebilir (Bunu başarmak için Kıbrıs halkının çıkarlarını gözetmek yeter) (3)
Yıllar önce henüz müzakerelerin başlamadığı, Rum’un henüz AB’ye üye olamadığı dönemlerde KKTC vizilerken var olma mücadelesi veren “iş insanları” ile “Dernek ve Birlikleri” şöyle bir analiz yapıyorlardı.
“Eğer Kuzey Kıbrıs Türkiye ile Güney Kıbrıs arasında köprü durumuna gelirse müthiş bir mal akışı ile pazarlama gerçekleşebilir. Türkiye Kuzey üzerinden Güney’e oradan Ortadoğu’ya ürünlerini pazarlayacak olanaklar bulabilir…”
Düşünün: Özal dönemidir ve sırf Ortadoğu’ya mal sevki için Mağusa’da “serbest liman” oluşturulmuştur! Yine düşünün. O dönemin Türkiye’si daha yeni yeni “Türk parasını koruma kanunu” kaldırıyordu!
DEMEM ŞUDUR. Henüz Rum tarafı AB’ye girmediydi! Türk tarafı ambargoların zılgıtını yemediydi! Fakat Rum tarafı ile Kuzey Kıbrıs, “ekonomik ilişkiler” yönünden geleceklerin tasavvurlarına konduydu… Bugün bu tasavvurlar Doğu Akdeniz’deki doğalgaz yatakları ve Kuzey’e TC’den akacak su nedeniyle çok daha fazla önem kazanmıştır…
DOLAYISIYLA: Bundan sonrası müzakerelerin şekli ile şemaili de bu “ekonomik gerçekleri içerecektir.” Nitekim Doğu Akdeniz’deki hidrokarbon yataklarının paylaşım ve işletmeleri artık ne Kuzey’den kaçırtılabilir ne de Türkiye’den! Bu adada iki halk olarak varsak adayı iki halk olarak hakçasına paylaşıp nimetlerinden de hep birlikte yararlanacağız. Bu da Türkiye’nin Kuzey’den Güney’e oradan AB ile Ortadoğu ülkelerine uzanacak yeni ticaret yolu ile Türk Rum yeni ticaret anlaşmalarını gerektirecektir… Ki böylesi bir iş birliği adayı uçurur…
































