Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Kuşaklar boyu: (Değişmeden süreçte hep aynı mirası bıraktık: “Çözümsüzlüğü!”)

Nasıl bir Kıbrıs’tı? Şu anda indifa halindedir ama hiçbir şey statik değilse şu halde geleceğin Kıbrıs’ı nasıl olacaktır?

Bilir misiniz, dalgınlıkla yahut geçen zamanın zihin yorgunluğundan olmalıdır, “dünü” ve “bugünü” Kıbrıs’a özgü olayların kaçınılmazlığı sürecinde kıyaslamak zorunda kalsam hep “kuşaklar arası” diyorum! Kaç kuşak ama ve kime göre?
Mesela benim kuşağıma göre yeni kuşağın ortalama yaşı kırklarda seyrediyor. Hâlâ genç bir kuşak!
Arkama bakıyorum: Tanıdığım en yaşlı kuşak “1940’lara dayanıyordu. Dedem mesela. Daha ben Anaokuluna yeni başladıydım öldüğünde! Doksanına merdiven dayadıydı…
Melek Nenem Mennoya’lı idi. O sülalenin bir ayağı Köfünye’de bir ayağı Aliminyo köyünde idi. İlkokul dönemlerimde o yörelere çık sık giderdik. Benden yaşlı insanlar, onların oğulları kızları, oğullarının kızlarının çocuklarını tanıdıydım.
Tabii şimdi düşünürken hemen tümünü örten o koyu sis perdesini bazı yerlerinden kaldırıp aralamam bazı yerlerinden yırtmam gerekiyor. Görebilmek için!
İskele’nin Tuzla Mahallesi’ne kadar uzanıp oradan kendilerine yaşam olanakları ararlarken, kol kol ayrılarak Lefkoşa’lardan Mağusalara kadar taşınan bir “sülale panayırında” tutun ki hiçbir zaman ulaşamadığım şu Baf Kukla’sı. O da rahmetli sevgili anamın köyü…
KAÇ KUŞAK OLDU? Üç kuşak! Yirmi otuz yıl sonra dördüncü jenerasyon alacak yerini adada.
Öyleyse “esasa” gelelim: Üç kuşaktır gelip geçerken bu adadan, hiç düşündünüz mü?
“Ne kazandık yaşarken, bizden sonrası kuşağa neleri bıraktık giderken?” İnsanın kendi düşüncelerinden daha “doğru” bir başka hangi “doğru” olabilir? Fakat “tarihler” insanların “doğruları” üzerine değil, onları “temsil edenlerin siyasi faaliyetleri ile yarattıkları olaylar” üzerine yazılır! Mesela 1945’lerde ölen dedem o tarihi “yazan” değil, “yazanların” yarattığı “tarihi” yaşamak zorunda bırakılan binlercesi kendi gibi insanlardan biridir. Kaderini kendi çizemediydi! Amaçlayıp amacına yürüyemediydi! Kim bilir o da büyük hayatlar düşlerdi her halde! Hayaller kurardı! Fakat her halde onların hiç birini yaşayamadıydı!
Dolayısıyla ölürken evlatlarına, “sahibi olduklarını” değil, “bedava” olduğu için tapusu üzerine çıkartılmış şu sorunları mirasları bıraktıydı:
*Kıbrıs siyasi sorunu!
*Türk İngiliz çatışmaları!
*Türk fukaralığı ile Rum zenginliğini!
*Komünistler ve Gekkolar!
*Liderlik çatışmaları!
YIL HADİ 1945 OLSUN: Ben gelecekte üçüncü jenerasyonu oluşturmak için viyaklayarak ve ciyaklayarak yürümeye başlarken hayat yolunu, her halde pederimin dudaklarında şu şiirin ilk dizeleri olacaktı: “Sen büyüdüğün zaman çocuğum çiçekler açacak ağaçlar dallarında…”
Hep de öyle istediydi olsun pederim. Bir ömür bunun için yaşadı. Bunun için çırpındı! “Çocukları büyüyecek çiçekler gibi açacaklardı!” Kıbrıs Türk insanı hep bu özlemle yaşadı. Başardı da kısmen. Fakat ölürlerken çocuklarına dedemin bıraktığı mirası bıraktıydı:
*Kıbrıs siyasi sorunu!
*Türk Rum kavgaları!
*Zengin Rum fakir Türk!”
*Ve yine Sol ile Sağ’da vuruşanlar!
*Yine liderlik kavgaları!
TARİHİ BİR KEZ DAHA ISKALADIKTI! Çünkü ne yapıp eylemişsek onu yazma fırsatı hiç bizim olmadı!
Dışımızdakiler yazdılar! İngiltere, Yunanistan, Rum kilisesi, BM, AB ve tabii Ankara!
Olağandı. Çünkü bu adada hep azınlıktaki “mazlum halkı” oynadık! Bizim olanla değil, bize verilenle oyalandık! Ki bugün de aynı oyuna devam etmemiz için kurulan siyasi kumpaslar sarmalında “kukla halk” esamesine düşürülmüşlüğü oynamaya devam ediyoruz!
SONUÇ: Tabii ki bir gün göçüp giderken gerimizden gelenlere huzur dolu bir adadır bırakmak istediğimiz! Çok da umutlu değilim ama: Orta Doğu’daki kanlı olaylar asla Orta Doğu’da kalmaz. Şimdiden Afganistan’a sıçradı! Avrupa’da terör rüzgârları estiriyor! Belki tümden dünya değil ama “bölgemiz” hızla nükleer silahların bile kullanılabileceği bir korkunç sona koşturuyor!” Kıbrıs’ı bu felâketten kurtarmanın tek çaresi vardır. Çözüm!
DOLAYISIYLA: Rum zannediyorsa ki çözümden kaçmakla “adadaki egemenlik hakkını” devam ettirme fırsatını da elinde tutuyor, yanılıyor… Çünkü bölgemizden kabarıp sahillerimizde patlayacak tsunami dalgaları vurduğunda, Türkleri değil, Kıbrıs’ta yaşayan tüm insanları vuracaktır!