Hep söylerim: Eğer adam gibi gazeteci olacaksınız Lefkoşa Dükalığı’nda ikamet edeceksiniz. Çünkü Lefkoşa sadece payitaht değil, medyanın da merkez üssüdür.
Sadece o kadar değil ama: Eğer kamu görevinde adam gibi bir göreve talipseniz öyle Mağusalarda yahut Güzelyurtlarda görücü bekleyen gelin gibi eve kapanıp kısmet gözleyemezsiniz! Ya postu Lefkoşa Dükalığı’na serersiniz yahut her sabah Lefkoşa’ya taşınırsınız!
Yine yetmez: Eğer köşeyi dönmeye karar verdiyseniz “sizi döndürecek olan” yetkili ve sorumluya ilk kıyağı siz geçer, seçimlerde de bayraktarlığını yaparsınız ki “gösterdiğiniz sadakat ikbaliniz olsun!”
Lefkoşa Dükalığı’nın herkese sunacak olanakları vardır! Size düşen görev önce “kapmasını”, sonra “kapatmasını” ardından “ham” yapmasını bilmenizdir. Tabii hizmetinizin karşılığı olarak!
Çift başlı Bizans Kartalı armalı Venedikliden beridir Lefkoşa Dükalığı Bizans Saray entrikaları genlerinden teverrüs etmiş naturası ile Osmanlı’nın “çıfıt çarşısı” karışımı devleti siyasetiyle hep nev’i şahsına münhasır olmuştur!
SON ÖRNEĞİ: İşte şu son günlerde yaşanıyor: “Muktedirlerle”, “muhalifler” hesaplaşmaları geliyor gündeme! Ve ta çocukluğumdan beridir hatırladıklarımla şimdilerde yaşadıklarımı yan yana dizip zırlanıyorum: “Tarih tekerrürden ibarettir!” Oysa olmaması gerekir! Oluyor ama: Çünkü fi tarihinde de vardı fesat şimdi de… Diyelim ve gelelim yine Lefkoşa Dükalığı kaynaklı 2. tur Cumhurbaşkanlığı seçimleri ile vaat edilen İrem bahçeleri” haberlerine!
**********
Akıncı: (Ve evrak’ı metrukesi!) (1)
Bir Türk Gücü’nü bile sırtlamayan… DAÜ’ye sahip çıkacağım derken canına okuyan… Kentleşmesi çarpık, sahilleri halka kapalı, yayınlanan tek bir gazetesi, tek bir TV kanalı yokken… Sadece Maraş’ı ile medyatik… Gettoları ile ünlü Mağusa’da eğleşirken… Ve Lefkoşa Dükalığı’nda olagelenleri izleyip değerlendirmeye çalışırken… Son günlerde yakamıza yapışan o melun hastalıktan sonra “istirahat” denen ve ölmeden adamı evine gömen büyük kadersizlikte…
BU KEZ DE AKINCI DÜŞTÜ ÖNÜMÜZE: Bir devrin “devrimci” politikacısı! Çalmadan her kapıyı açıp her bir Kıbrıs Türk yurttaşı ile ve çok rahatlıkla senli benli konuşacak kadar büyük “Koca Reis”, nam’ı diğer Dr. Burhan Nalbantoğlu’nun arkadaşları ile kurduğu TKP’nin “yıkılmadan” önceki son 2. başkanlığını yapmış Mustafa Akıncı.
O yıllarda solun simgesi sayıldığı için bizim de aşağıya sarkıttığımızca aşağıya kıvrık Moğol bıyıkları, hamaset kokulu nutukları ve neme lazım, Allah’ın bahşettiği film artisti gibi yakışıklılığı ile çok kısa zamanda gönüllerde taht kuran Mustafa Akıncı 1987’de TKP’nin başkanı olmuş ve görevini 2001 yılına kadar sürdürmüş ki ondan sonrasında bir Durduran var bir de tarih olmuş TKP!
Annan Planı referandumu dönemlerinde Akıncı’yı yine siyaset kulvarında dolu dizgin koşarken görürüz. Ancak bu kez asıl sahada olan eşleri Meral Akıncı’dır ve plana “evet” denmesi için mutfak çalışmaları yapanların piridir! Nitekim Akıncı mal beyanında bulunurken kendini, borcundan başka hiçbir varlığı olmayan fedakâr ve cefakâr politikacı olarak takdim ederken Meral Hanımefendi’yi de “mülkler sahibi” olarak açıklamıştır.
Sekiz yıl gibi uzun bir süre Kanada’da eğleşirken vatanı Kıbrıs’a dönen Akıncı şimdi, “bıyıklarının aşağı sarkık ‘sol’ uçlarını” kesmesine karşın; hâlâ ruhunda yanan o devrimcilik ateşi ile memleketi kurtarmak için Cumhurbaşkanlığına aday olmuş ve kısa zamanda memleketin anlı şanlı büyük CTP’sinin adayı Sibel Siber’i bile ekarte ederek hatta CTP’lerin bile gönüllerinde taht kurarak sandıktan ikinci aday olarak çıkmıştır!
Başarı çok büyüktür. Çünkü pazar gün Eroğlu ayvayı yer, Akıncı seçilirse bakın KKTC’de ne büyük değişikliklerle devrimler olacaktır!
**********
Akıncı’nın Havadis Gazetesi’ne verdiği mesajları: (Mesajlarına yönelik değerlendirmelerim!) (2)
Dünkü Havadis Gazetesi’nin manşeti, gazeteyi ziyarette bulunan Akıncı ile ilgili haberlere ayrıldıydı. Tutun ki kaynağım bu başlıkta yansıyanlar. Bir yandan anekdotlar olarak Sn. Akıncı’nın açıklama ve tabii ki görüşlerini aktarıyorum öte yandan parantez içinde değerlendirmelerimi yansıtıyorum. Ve muzırlığa başlıyorum:
“BÜYÜK DEĞİŞİM.” (Yeni bir lider doğuyor) Diyor ki Sn. Akıncı “Pazar gün değişim sandığa yansıyacak. Tüm toplumla beraber değişimi gerçekleştireceğiz…”
(Nedir bu “değişim?” Seçim bildirgesinde de var. Nitekim geçtiğimiz gün analizini yaptıydık. “Çözüm odaklı siyaset”, “toplumsal konulara duyarlılık”, “TC ile karşılıklı saygı”, “bağımsız tarafsız Cumhurbaşkanı.” Pekala, nerede bu başlıkların değişim vaat eden “özelikleri?” İşte şu çaktığı imaj: “Tüm toplumla beraber bu değişimi gerçekleştireceğim!” UBP, DP, CTP, TDP ve diğer partiler bu toplumun dışında değillerse demek ki onlarla da beraber! Şimdi şöyle mi diyelim: Hani Denktaş UBP şemsiyesini açmış ve Türk halkının tek lideriyim diyerek tüm Kıbrıs Türk halkını altına davet etmişti ya! Yoksa Akıncı benzeri davetiyle Tüm toplumumu “değişimi” için açacağı şemsiyesi altında bekleyen “yeni liderimiz” mi?)
YARATILAN KORKU: Diyor ki Akıncı “Birtakım çevreleri korku dağları sardı. Eski metotlarla halkı korkutmaya çalışıyorlar!..”
(Bu halkı?.. Ki ikide birde Meclis basıp Başbakanlık kapısına dayanan bu halk! Bu halkı mı sardı korku? Yoksa Denktaş’ın ruhu mu dolaşıyor aramızda? Yahut “Paşaların! Anladık: “Gene şu TC’liler olayı! Neyse referandumda 10’nar milyon Euro karşılığı Annan Planı’na evet dedilerdi! Bu kez etrafa saldıkları korkuları nedir bilmiyorum ama Parra ise helal olsun böyle korkuya!)
ANGAJE OLAN AKINCI: (Kazanırsa yoluna CTP ile yürüyecek!) (E yakışır! Tüm toplumun “lideri” olacaksa… KKTC tüm toplumun katılımı ile değişecekse… Elbette CTP bu toplumun bir siyasi partisi olarak yolunda ve izinde gidecektir! Zaten diyor Akıncı “geçmişte de yürüdük CTP ile biz bu yolları!..” Hatırlarız! Hatta CTP’yi o yollarda diskalifiye edeceğim diyerek Solun da Soluna geçerken, TKP’yi tumba ettiydi!
“SORUNU BİZ ÇÖZMELİYİZ”: Diyor Akıncı. “Eğer bizim kuşak da çözemezse gelecek kuşaklar için gerçek anlamda endişeliyim.”
Çözelim! Zaten bugüne kadar hiçbir görüşmeci “çözmemek için oturmadı o masaya! Tüm toplumu kucaklayıp çözüm seferberliği ilan eden Akıncı mı kaçacak çözümden? Yeter ki bedeli ödenebilinsin! Bu cümleden olmak üzere soralım: Güzelyurt, Karpaz ve Annan Planı üzerinde sınırlardan daha Kuzey’e bir takım yerleşim yerleri Rum tarafına çözüm bedeli olarak verilerek mi sağlanacak bu çözüm? Yoksa tek çakıl taşı vermeyiz diyerek mi? Siyasi eşitliği kopartarak mı azınlık statüsünü kabul ederek mi?
KISACA: Akıncı’nın başrolü oynadığı, CTP’nin senaristliğini yaptığı bu film pazartesi ya vizyona girer yahut vizyona girmeden kalkar! Eroğlu’nun filmi kaldığı yerden devam eder!
Not: Refikim ve tabii ki patronum Başaran Düzgün dünkü köşesinde “Derviş Eroğlu’na oy vereceğim diyen Havadis yazarları oldu” dediydi. “Sen misin?” diye sordular. “Hayır ben değilim!”
































