Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Pazar sohbetimdir (Hatıralarda yaşayanlar-Fevzi Canova)

Bizim kuşak hatıralarla yaşar… Çok da olağandır… Kat edilirken yol, son durağa yaklaşıldıkça adımlar daha bir yavaşlar… Dönüp dönüp bakılırken gerilere yılların yorgunluğuyla meşakkati, güzellikleriyle çirkinlikleri dolar akıllara… “Keşke” diye başlayan cümlelerle pişmanlıklar sızlatır vicdanları… Bazen tomurcuğunu çatlatıp rengârenkliğiyle açan çiçek gibi gülüşler takılır dudaklara… Bazen başların üzerinde vızıldayarak uçan arıyı el hareketiyle kışılar gibi kışılanır o hiç düşünülmek istenmeyen olaylar…

Bizim kuşak lafazandır ama! Hep o “hatıralarına” sığınır… “Ben neymişim” derken, sahibi olamadıklarını da katar anlatımlarına… Anlatılanlar yaşamın son çığlığıdır çoğu zaman… “Neler çektik” diye başlanır fakat asla “neler çekeceğiz” denemeden fiili eksik kalmış cümle gibi donar dudaklarda…
FAKAT DOĞRUDUR: Hani derler ya “neler çekti bu Kıbrıs Türk halkı…” Yalanı yoktur, doğrudur… “Kolay olmadı derler bugünlere gelmek…” Doğruya doğru “doğrudur…” Ve derler ki geçen o yıllara saygıda, “bugünlerin değerini bilmek gerekir…” Bilmek gerekir ki var isek eğer bu adada, o geçmiştendir… Ki “yarınlar” da bugünlerin sayesinde var olacaktır…
Bu nedenledir: Bizim kuşak kılı kırk yarmaktadır. “Aman” demektedir… Bir kez “kaybederse” Kıbrıs Türk halkı işte o kan tere batarken halka halka ulanıp tarihini oluşturan geçmişini de kaybedecektir… Korkunç olmalıdır: Bir milleti işaretlerken “bir varmış bir yokmuş” diyerek başlansın anlatımlara… Bu nedenle diyoruz. Hep vardık… Ve öyle başlıyoruz anlatmaya…
BİR HABERLER MERKEZİ VARDI: Tabii çok anlattık. Yeniden anlatacak değiliz. Fakat bir hatırayı ekleyeceğiz anlattıklarımıza. Ve hatırlatacağız:
1964’lerde Kurulan Mağusa Canbulat Radyosu ile Haberler Merkezi ve tabii Lefkoşa’da kurulan Bayrak Radyosu, Kıbrıs Türk halkının tarihinde ilk radyo, ilk radyo haber programları ve radyo yayımcılığının ilk sesleriydi. O mücadele yılları içinde insanların nasıl “yarattıklarının” mucizevi misaliydi… İnsanların canları malları, dara düşen başları fakat ille de o ailelerini koruyup idame ettirme güdüsü var ya! Nasıl bir anda örgütlenip nasıl “var olmak” için neleri başarabileceklerinin somut yansımasıydı.
Basit bir olay değildi. Yirmi kişiyi aşkın insanla bir “haberler merkezi” gibi çalışmak, dört beş radyoyu yirmi dört saat BM’lerin bile naklen yayınlarını dinleyip kaydetmek, sonra onları haber haline getirmek. Türkçe, Rumca, İngilizce bültenler yapıp günde üç defa Canbulat Radyosu’ndan okumak…
O ARKADAŞLARI HATIRLADIM: İsmet Kotak’ı mesela. Kemal Pehlivan’ı. Nazım Turanlı’yı. Arif Gürbüz’ü. Yıldıray Fenercioğlu’nu, Hüseyin Hes’i. Bunlar hep “rahmetlik oldular” dediğim arkadaşlarımdı. Belki unutup atladıklarım da var. Veya yıllardır haberlerini alamadıklarım…
Bu insanlar Kıbrıs Türk halkının varoluş savaşımına katılmış rütbesiz askerlerdi. Her Kıbrıs Türk mücahidi gibi görevlerini yaptılardı. Tarihi süreç içinde beş yıl ne ola? Ki niceleri milyonlarcasıyla gelip geçti insanlığa mal olmuş tarihleriyle… Tanımayız, ne yaptılar ne ettiler bilmeyiz ama hissederiz: Onların izleri vardır yaşadığımız şu dünyada. Belki hâlâ uğraşan ruhları. Kim bilir… Mesela geçtiğimiz gün her halde artık otuz yılı aşkın süredir tekerlekli arabasına mahkûm oluşuna daha fazla dayanamayarak aramızdan göçen Fevzi Canova da katılmıştır o insanlara… Hadi hatıralarda yaşattığımız bu arkadaşımızı da analım bir iki cümlede.
FEVZİ CANOVA. Balalanlıydı. İş Bankasının genç ve yakışıklı memurlarındandı. Türkiye’de sinema artisti Göksel Arsoy’un ünlü olduğu yıllarda tutun ki Fevzi Canova dublörü olacak kadar benzeriydi. Ne var ki hayat hikâyesi hiç benzemedi.
Ben 1964’lerde kurulan Haberler Merkezinin Gece sorumlusuydum. Fevzi Canova Bankada çalıştığı için Merkeze akşamları gelirdi. Bu nedenle birlikte üç dört yıl geçirdiydik. Sonraları evlendi bir de kız çocuğu olduydu. Yıl 1970’ti. Aylardan sıcak bir 5 Ağustos akşamı. Normalizasyon dönemleriydi. Denktaş’ın Kleridis ile pipolu şişkebaplı görüşmeler yaptığı dönemler. Kanlı Noel’in izlerini silip yaralarını sarmaya çalışan Türk halkı işine gücüne dönmüştü ama arkasında bıraktığı o kapkara ve kayıp yılları unutamıyordu. Hâlâ Rum saldırılarından korkuyor, Türk köy ve kentlerinin yakınlarına kadar sokulan Yunan askerlerinden tedirgin oluyordu.
Fevzi hızlı yaşamayı severdi. Zaman zaman arabasına atlar çok iyi Rumca bildiği için Mağusa’dan Boğaz’a oradan lokantalara falan gider, arkadaşları ile eğlenirdi.
Yine bir akşam iki arkadaşı ile Mağusa Boğazı’nda şu anda “Onur Kamping” diye bilinen ve tam Yeni İskele’ye dönülen yere gelmişti ki o yıllarda Yunan askerlerinin dinlenme kampı olan Onur Kamping’den bir iki Yunan askeri arabanın önünü kesmiş, Fevzi ve arkadaşları dışarı çıktıklarında da kendilerini otomatik silahlarla taramışlardı. Mustafa Cemal hemen orada can verirken Mehmet ve Fevzi yaralı kurtulmuşlardı. Feci bir olaydı ve Mağusa’yı ayağa kaldırmıştı. Ne var ki yapacak hiçbir şey yoktu!
Fevzi Canova en kötü yerinden omurgasından yaralanmıştı. Sonra ve bir ömür yürüyemeyecek, tekerlekli arabasına mahkûm kalacaktı…
Geçtiğimiz gün artık bu engelli arkadaşımız hayata daha fazla tahammül edememiş olacak Allah’ın rahmetine kavuştuydu. Sonuçta Mağusa’nın haberler merkezinden bir insan daha o hatıraların içinden bir takvim yaprağı gibi düştü. Geriye tatlı tatlı gülüp şaka yapan, mavi gözlü, kumral, yakışıklı bir Fevzi kaldı hatırladıkça anacağım…
Fevzi’ye Allah’tan rahmet ailesine başsağlığı dilerim…