Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Kıbrıs Cumhuriyeti’ne neden dönülmez: (Bu konudaki çabalar boşunadır!)

21 Mart 2015 tarihli   “Bakın Bakalım: Rum tarafı Bugüne kadar bizimle ne paylaştı?”  başlıklı yazımızı  şöyle sonlandırdıydık:
“ …1960 Kıbrıs Cumhuriyeti’nin yıkılması yahut ötesi olaylarla ilgili  şöyle mi diyeceksiniz?   “Ama bizim de suçumuz yok mu?”  Allah’ınızı severseniz söyleyin de öğrenelim! Yalnız bir şartla: Sakın 1960 Kıbrıs Cumhuriyetini  Türk şovenizmi yıktı demeyin ve sakın 1960’a dönüşü savunmayın. Hem yalan söylemiş olursunuz hem de Türk’ün bu adadaki varoluş mücadelesine türkürmüş olursunuz ki buna tırnak kadar hakkınız yoktur…”  (“Niçin olmadığını da anlatırız” dedikti, anlatıyoruz.)
ÇÜNKÜ: 1960 Kıbrıs Cumhuriyeti sonradan üç garantör ülke olacak İngiltere,  Türkiye, Yunanistan üçgeninde kurulurken iki halkı birleştirmeyi değil kendilerini  adanın garantörleri olarak vasi tayin etmeyi yeğledilerdi!   Çünkü bu Cumhuriyetin yürümeyeceğini biliyorlardı! Nitekim İngiltere koçanlı üslerini alırken,  Türkiye ile Yunanistan da askeri birlikleri ile adada konuşlanıyordu…
Kıbrıs Cumhuriyeti yürümezdi.  Çünkü Makarios’lu Eoka’nın amacı böyle bir anlaşmayı değil,  Kıbrıs’a egemenliği dolayısıyla Yunanistan’a ilhakı ile Enosis’in gerçekleşmesiydi.
KC’i yürümezdi: Çünkü “azınlık-çoğunluk”  statüsü korunmuş, (yüzde 30 yüzde yetmiş oranı) azınlıktaki Türk halkı  çoğunluktaki Rum halkının her zaman  Türkleri yutmaya hazır timsah ağzı ile Rum’un insafına terk edilmişti!
KC’i yürümezdi:  Çünkü sosyo ekonomik dengeler Türk halkının aleyhineydi. Dolayısıyla çok kısa zamanda Türk halkı Rum inşaat, sanayi ve tarım sektörlerinin  işçileri durumuna düşerlerken, ticaret de tamamen Rum iş insanlarının tekeline girmişti.
KC’i yürümezdi. Cumhurbaşkanı Makarios  yardımcısı Dr.  Fazıl Küçük’ün “vetosunu” kullanma hakkını başından beri sindirmediydi!
KC’i yürümezdi:  Böylesi bir anlaşma ile Kıbrıs tarihinde ilk kez Türk ve Rum halkları kendi egemenliklerinin sahipleri olurlarken iç içe yaşama deneyimini başaramadılardı. Çünkü Türk ahali ile Rum ahali farklı kültür, farklı dil, farklı din nedeniyle kaynaşamazdı.  Sosyo ekonomik farklılık ise hiç aşılamazdı!
BUNLARA KARŞIN. Yine de Kıbrıs Cumhuriyetini Türk Türk tarafı yıkmadı! Aksine devrin TC Büyükelçisi ile Türk halkı saflarındaki bazı kişiler Rum halkı saflarında kırıntısı bile yokken KC’ine hem inandılardı hem de yürümesi için destek verdilerdi. 
Buna karşın yürümedi. Çünkü Rum halkının bugün de devam eden tümden adaya egemen olma hayali bitmedi. Dolayısı ile diyoruz: Kıbrıs Cumhuriyetine  “dönüşü” boşuna savunmayın! Böylesi bir gayret abese iştigaldir! 
    **********   

    Hükümetin icraatları:  (Hâlâ tasavvur edilenlerden ötesi yok!)
Hükümetlerin zaman zaman “icraatları” ile açıklamalar yapmaları”  teamüldendir. Tabi şunu da bilirsiniz: Hiçbir hükümet “ey ahali kusura bakmayın, aradan şu kadar ay geçti hiçbir halt edemedik”  demez!    Aksine başarılamayanlar da allanıp pullanıp “aha bakın ne kadar güzelmişler” dedirtilir!  Geçen hafta Başbakan Yorgancıoğlu ile Yardımcısı Serdar Denktaş’ın hükümet icraatlarını basına yansıdığınca gözden geçirdim. Çok kısa sürelere sıkışmışlığı ile bundan önceki benzer iki açıklamayla karşılaştırdım. Ve şunu gördüm:
BİR DEVAMLILIK VAR: Evet icraatlarda bir devamlılık var ama “tasavvur etmede!”  “Yaptık”  değil,  “yapacağız” açıklamalarında!  (Vakti zamanında bazı öğrencilerim vardı. Çalışıyorlar,  ödevlerini yapıyor, saygıda kusur etmiyor, derste gözlerinizin içine bakıyorlardı… Sınava girdiler miydi de dökülüyorlardı! Şaşıp kala kalıyordunuz!)  “Hükümet icraatlarını”  çalışkan ama başarısız öğrenci olayının içine koyuyorum!  Ve geliyorum yine “kısaca”  diyeceğim açıklamalarıyla yapılan o icraatlardan bir ikisine:
MESELA ŞU HAYAT PAHALILIĞI ZAMMI: Önce aylıktı. Sonra üç, daha sonra altı aylık ve yıllık  olduydu. Sonunda “gerek yok dendi” ilga edildi! Şimdi hükümete bakıyoruz diyor ki “kaldırmadık yeni düzenleme getirdik. “2011’den sonra istihdam edilenleri koruyan yeni uygulamada yaklaşık 73 TL’lik brüt maaş artışına ve yaklaşık 58 TL’lik refah payı da eklenerek toplamda 130 TL’den fazla ödeme yapıldı. Bu maaş artışı sistemini 2015’in Ocak ve Temmuz aylarında iki kez uygulayacağız.”      Neymiş bu değişikliğin gerekçesi?  “Çalışanlar arasındaki maaş farklarının giderilmesi! Daha doğrusu  tek sosyal güvenlik sisteminin uygulanmaya başlandıktan sonra  “eşit işe ayrı gayrı maaş uygulamasından”  kopan sendikal tepkilerin izale edilemeye çalışılması!   Bunun için de bulunan formül, haklının parasal haklarını kırparak çıkan “kırpıntıları,” hakkını arayanlara  yamalamak!”  Tutun ki Ali’nin külahını Veli’ye giydirmek!     Hiyarerşik anlamda ise  alt kademe maaşlarını  üst kademeye yaklaştırmak ve maaşlar farkındalıklarını ortadan kaldırmak! Oysa bu çalışmalar  bir yandan da   “eğitim düzeyleri ile mesleki önemleri” dikkate almayan komünist rejimlerin uygulamalarını hatıra getiriyor! 
TÜRİZM MESELA: Geçen yıl turist sayısı yüzde 11 artışla rekor düzeye ulaşmış. KKTC’ye 795 bin turist gelmiş. Turizm gelirleri  644 milyon 700 bin dolara ulaşmış…
Başından beridir sızlanıyoruz. Evet gümrüklerden girenlerde artış var ama bunları tümden  “turizmin turisti” kabul etmek mümkün değil. Kimileri otellerden bile başlarını çıkarmadan bir iki gün kumar oynayıp gerisin geri gitmekte kimileri çarşı pazara tek kuruş harcamadan gezinmekte… Gözlerimle görmesem, şikâyetleri kulaklarımla duymasam, olaya ellemesem  bu ülkede turizm vardır diyeceğim de yoktur işte!
YATIRIMCILARA PARASAL DESTEKLER:  Pekala ama neden mevcut yatırımcılar  “battık” diye sızlanırlarken… Bir yandan da çiçekçisinden benzincisine,  lokantacısından bakkalına kadar  “artık yeter, daha fazla işyeri açma izni vermeyin, kesat giden işlerimize bir de siz etmeyin” diyerek feryat ederlerken… Yanlarına ayni feryadı koparmaları için yeni “işletmeler” dikmek için mi, yoksa hepsini birden yolcu edip ellerinden kurtulmak için mi yapıyorsunuz bu parasal destekleri?  (Hükümet icraatlarının ötesini   “kısaca takıldığım” hanesine aktarıyorum)            

  **********

Kısaca takıldığım  (İcraat lafı var ama hepsi de arızalı!)            

  Yeri sırası geldi miydi hükümet icraatlarına  duygularımı da katarak  alkış tutabilirim.  Fakat genele baktım mı ayni duyguyu taşımam mümkün değil… Çünkü çıkan çoğu “yasalar”  ya çalışmıyor yahut çalıştırılmıyorlar.  Mesela:      Kurumlaşmalar olmuyor. Bu cümlenin içine girecek  belediyelerin  sorunları aşılmamış!     Hantal Merkeziyetçi Bürokrasi devam ediyor.  Mesela biz yolların bozukluğundan söz ederken   bakıyoruz Yorgancıoğlu köyler arasında zaten çoktan yapılması gereken bazı yolların asfaltlanmasından başarılı icraatlar olarak söz ediyor.        Kendi ayakları üzerinde duracak bir ekonomi müjdesi veriliyor ama memleket seksen binleri ile mazbata mağduru, kredi kartı mağduru durumuna düşmüş.  Refah mutluluk vaatleri veriliyor ama olanının lafı edilemiyor!            Sigara içiminde düşüş olduğu söyleniyor ama  Bonzai çekimi  almış başını gidiyor!          Evlenenler kadar ayrılanların dramı yaşanıyor!  Sağlıkta vaatler bitmiyor buna karşın ilgili sendikalara bakıyoruz ne sistemler tutmuş ne de iyilik sağlıklar!    Polis genel müdürü,  DAÜ Rektörü hâlâ vekalet!   Fizik plan uygulanırsa iftiharımız olacak ama şimdiden belli oldu kimse uygulattırmayacak hükümet de seyredecek!             UZUN LAFIN KISASI: Hükümet icraatlarını beğenmek için,  mutlulukla  yaşarken takdirlerimizi sunmak  gerek!  O zaman bu büyük olayı yaşatan hükümet zaten “işte icraatlarım”  açıklamasını yapmak gereğini bile duymaz…