Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Bakın bakalım: (Rum tarafı bugüne kadar bizimle ne paylaştı?)

Şimdi eğri oturup doğru konuşalım. Rum liderliği ile kilisesi, “Kıbrıslı Türk ve Rumların 1960’ta ilk kez kendi egemenliklerine sahip çıktıkları Kıbrıs Cumhuriyeti’nden bu yana Türk halkı ile neleri paylaştı?” sizleri düşünme zahmetinden kurtarıp ben yazayım:

Bir buçuk yılda muzırlık yapıp iki buçuk yılda Kanlı Noel saldırıları ile Cumhuriyeti yıkmaktan başka!
Dört yıl Türk halkına kan kusturup, kıyıp göçe zorlayarak yarattığı o “karanlık yıllardan” başka!
Sonrası tüm çözüm alternatiflerine “hayır” demekten başka!
1974’te adayı Yunanistan’a bağlamak amacında Makarios’a darbe girişiminde bulunmaktan başka!
Sonuçta siyasi budalalığı nedeniyle adayı ikiye bölmekten başka!
Kendileri için bal kaymak olan Annan Planı’na bile enayiliklerinin en son mertebesinde “hayır” diyerek barışçı çözümü tepmelerinden başka hiçbir şey paylaşmadı!
GELELİM ŞİMDİLERE: Müzakere masasına oturduk mu? Evet! İstedikleri kabul görmediği için masada elinde ne varsa hepsini de Türk müzakerecilerin suratına fırlatıp kaçan Anastasiadis değil miydi?
Müzakereler devam ederken “tek egemen devlet” iddiasında Türk tarafını dikkate almadan Doğu Akdeniz’de MEB icat edip İsrail Mısır ile tek yanlı anlaşmalar yapıp sondajlara başlayan Rum tarafı değil miydi?
AB üyesi olduğuna aldırmadan şu anda soğuk savaşı sürdüren Rusya’ya Kuzey’deki Türk halkının iradesini de hiçe sayarak limanları açan Rum tarafı değil miydi?
Tek yanlı tutumla ve de “adanın tek devleti benim” iddiasında Türk’ün hellimini bile inkâr edip dışlayarak AB’ye tescil için başvuran Rum tarafı değil mi?
Yeşil Hat Tüzüğü’nü çalıştırmayan Rum tarafı değil mi?
Çözüm olmadan Kuzey’e her dönüp baktığında hatırına gelirse “iade edin” diyerek arsızlık yapan Anastasiadis değil mi?
Eften püften nedenlerle çözüm masasından kaçan yeniden dönmek için dünyanın naz niyazına yatan Rum tarafı değil mi?
VE SİZ ÇIKIP ŞÖYLE DİYECEKSİNİZ: “Ama bizim de suçumuz yok mu?” Allahınızı severseniz söyleyin de öğrenelim! Yalnız bir şartla: Sakın 1960 Kıbrıs Cumhuriyeti’ni Türk şovenizmi yıktı demeyin ve sakın 1960’a dönüşü savunmayın! Hem yalan söylemiş olursunuz hem Türk’ün bu adadaki “varoluş mücadelesine” tükürmüş olursunuz ki buna tırnak kadar hakkınız yoktur. (Niçin “olmadığını” da yazarız…)

**********

Güzel işlere seviniriz de: (Bu işlerin nesini sevelim?)

“Bu topraklara tek çivi çakılsa bir tek taş dikilse seviniriz” dedik… Çünkü Kuzey topraklarında hem kalıcılığımızı güvenceye almalıyız hem de imar iskân ve yatırımlarımızla bu kalıcılığımıza sosyo ekonomik ivme kazandırmalıyız…
Bunlar da hâlâ tartışmaları yapılan planlarla programları gerektirir. “E sağ olsunlar gelip giden hükümetlerimiz yapmaktadırlar” diyebilir misiniz? Mesela son hükümetimiz en son şunu yaptı:
1978’lerden beridir yürürlükte olan Kamu Görevlileri Yasası’na yeni bir yasa ile daha çok işlev kazandırmak istedi. Çalışmalara başlarken de “kamu görevlilerinin elindeki en büyük yaşam güvencesi olan “eşelmobil”i diğer adı ile hayat pahalılığını lağvetti! Nitekim haberler geliyor: “Ellerden alınan bu güvence ve dövizin de azizliği nedeniyle” piyasa durdu, yaprak kıpırdamıyor!
ŞİMDİ DURUMA BAKIN: Devlet hazineden çıkacak maaşlarda tasarruf yapacağım iddiası ile eşelmobili kaldırıp atıyor ama bu kez sayesinde çöken çarşı Pazar nedeniyle hazineye yansıması gereken gelirlerini kaybediyor!” (Tam tersine Erdoğan da Merkez Bankası’nın peşine düşmüş faizleri indirin diyordu. İndirin ki piyasa canlansın, alış veriş artsın, yatırımlar çoğalasın…) Yani diyoruz dünyada tek bir maliye politikası yoktur ki! Ülkeden ülkeye değişir elbet… Nitekim:
AB’Yİ BİREBİR KOPYA ETSENİZ! Olmaz! Ki Rum da yapamadı iflas etti! Zaten AB’nin “mihver ülkeleri” dediğimiz üç beşinden öte hiçbir ülke ayaklarının üzerinde duramıyor! Geçen gün Frankfurt’ta AB Merkez Bankası’nın açılışında göstericilerin adeta isyanı oynayarak kenti yangın yerine çevirmeleri solun muzırlığı mıdır sanırsınız? Tam aksine iş aş bekleyenlerin tepkileridir… AB’ye karşı gelişen hayal kırıklıklarının yansımalarıdır! Yunanistan’da Çipras kravat takmadığı için değil, AB’ye rest çektiği için seçildiydi!
BUNLARI NEDEN HATIRLATTIK. Kulağımıza fısıldıyorlar: “Kamu Görevlileri Yasası” çalışmaları başladı ya… Bir yandan peşinen “hayat pahalılığını” kaldırdılar öte yandan “Avrupalı olsun” diyerek yeni yasayı AB’den kopya ettiler…
Sonra? Tutun ki biz AB’nin Kıbrıs’taki küçük Almanya’sıyız! Ve nasıl bir yasa yapmaya çalışıyorlar bilir misiniz: AB de olduğu gibi büyük şirket ve işletmelerin tavsiye ve referansları ile beş on yıllık “çalışanlarından” kamu görevlerine üst kademeler için mesela “CEO”lar gibilerinden “memurlar” atamayı!”
Yani ülkenin şu kadar üniversitesinden mezun olanlar yetmedi! İngiltere, Amerika üniversitelerinden mezun olan her biri bir iki lisan bilen donanımlı gençlerimiz de yetmedi! Onca işsizimiz hiç yetmedi!
Şimdi de AB’nin sistemini ithal edip “özel”in çalışanlarını yığacağız devlet dairelerine! Nedir bu? Popülizm değil mi? Bir de Kamu Görevlileri Yasa Tasarısı üzerinde çalışan Komite Başkanı “bundan sonra popülizm bitecek” diye açıklama yapmaz mı? Oysa eğer haber doğruysa katmerlisi geliyor!
KISACA. Güzel şeylere canlar kurban! Mesela tek sosyal güvenlik sistemi de çok güzeldi! Ne hallere geldi gördük işte! (Not: Pazartesi de hükümetin açıkladığı icraatlarına bakarız.)

**********

Kısaca takıldığım: (Ne oldu belediyelerle ilgili sözler?)

17 belediyenin “sosyal güvenlik kurumlarına” olan toplam borçları 146 milyon TL olmuş! E buna da “Allah artırsın” diyerek sevinemeyiz her halde! Felâket!
Ama olay yeni değil ki! 2014 yerel seçimlerinde sandıklara bu “borçlar sorunları” ve yanı sıra “Belediyelerin reorganizasyonu” vaatleri ile gittiydik. Umudumuz belediyelerin borçlarından kurtulurlarken bir yandan da sayılarının azaltılarak daha merkezi işlevler kazanmalarıydı.. Devletin kendilerine verdiği parasal katkı paylarının artırılmasından başka tırnaklık değişme olmadı! Kentlerdeki bir iki belediye kendi gayretleriyle bazı hizmetleri vererek zevahiri kurtarmaya çalışmışsa da hepsi o kadar! İspatı bedavadır!
KKTC’nin her yanı belediyelerle kaimdir! Karpaz’dan Yeşilırmak’a, Mağusa’dan Lefkoşa’ya kadar bakın: Belediyeleri görür müsünüz? Mümkün değil çünkü yokturlar! Olmadıkları için de her gün biraz daha dökülüp sizi yollarından trafiğine, ışıklandırmalarından temizlik tertiplerine kadar sıkboğaz eden kentler köyler görürsünüz! Yetmez mi?