Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Lağım kokmazdan önce…

 

Küçük bir kent.
Nereden baksan bir ucundan bir ucuna yaya üç çeyrekte gidilmekte.
O haldeyken, 1940’lı yıllara kadar hem Surlariçi’nde hem dışında çeşitli bahçeler varmış.

Haşmet Gürkan bir kitabında bu bahçelerin isimlerini veriyordu.
Söz konusu yıllara kadar tam 11 bahçe varmış.

Konu il ilgili bir yayınımızda,
Sevgül Uludağ ve Şefika Yaşar bu listeye iki bahçe daha eklediler.
Bıyıklının bahçesi ile Sofia’nın bahçesi.

Bahçeler içinde bir kent…

Bahar geldiğinde ve narenciye ağaçları çiçeklendiğinde o çiçeklerin kokusu savrulurdu her tarafa.
Ve sardunyaya, fesleğene ve hanımellerine karışınca sarhoş eder dururdu insanı.

Mis kokulu Lefkoşa…

Sevilay Direkoğlu “Şimdi lağım kokuyor Lefkoşa. Ben artık nasıl sevebilirim bu şehri?” diyor ve “Tanımadığım gölgeler dolaşıyor sokaklarında” diye ekliyor.

Bir çığlıktır aslında.
Sağır kulaklara…

Öyleydi.
Şeher, bahçeler arasındaydı ve insanlar ayaklarını çiçeklerin ritmine göre uydururdu.
O kent kaybolmazdan önce…

Geçenlerde biri anlatıyordu.
Küba’da insanlar hâlâ yoksulluk içindeymişler ama çok mutluymuşlar.
Arabaları eski, buzdolapları eski, kapıları, pencereleri, evleri eski.
Ama mutluluk kol gezermiş Havana sokaklarında.

Lambasuyunun ve ekmeğin, nohudun ve pirincin, sigaranın ve benzinin karneye bağlandığı o eski Kıbrıs günlerinde de durum böyleydi.
Her şeye rağmen mutluluk sardunya çiçekleri gibi saksılarda yeşerir, hanımelleri gibi kerpiç duvarlara yaslanırdı.

Buzdolapları eskiydi, gaz ocakları fırınsız.
Uyarsa islim de kullanılırdı ekstradan.
Şarkılar ahşap radyolardan dinlenirdi, kahve kahvelerde içilirdi.
Pencere camları çift cam değildi bildiğiniz tek camdan,
Karyolalar bilmem ne möblesi değildi bildiğiniz demirciden,
Sandalyeler bin bir çeşit değildi bildiğiniz hasırdan,
Sular pet şişelerde ve damacanalarda değildi bildiğiniz sokak çeşmelerinden,
Arkadaşlık, dostluk, kardeşlik şimdiki gibi değildi bildiğiniz yürekten…

Nihayet,
Aşk dediğiniz bir masaldı o şeherde.
Ve nice sevdalar da mutlulukla büyüyüp çiçeklenirdi içinde…

Sokakları ve her yeri lağım kokmazdan önce…